Elif Dastarlı
Birkaç sene öncesine kadar sabahlara dek yazan, sabah yedide kızı Rüya’yla okula dek yürüyen, uyanınca sekiz dakikada kahvaltıya oturan, on altı dakikada bitirip çıkan, bol kahve içen, sigarayı bırakmış, kartuşlu dolmakalemle yazan, biten kartuşları biriktiren, bir kitabevi için vereceği konferans izdiham yaratan, Bush’un çok sevdiği, eserleri 46 dile çevrilmiş, New York Times’a göre “ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci; büyük bir romancı” Orhan Pamuk. Can Dündar’ın, “yazar olacaklara öğütler” sunumuyla röportaj yapıp, günde kaç mide ilacı aldığına kadar önümüzde soyunan bir adam o, dün de öyleydi, bugün de öyle.
“İstanbul’un en iyi görünümünün Avrupa veya Asya yakasından değil, her iki yakayı birleştiren köprüden olduğunu söyleyen tanınmış Türk yazarı Orhan Pamuk…”
George W. Bush
Geçen Nisan ayında Bilkent Üniversitesi’nde İhsan Doğramacı’ya “Benim hasretim şu, ilk Nobel Ödülü'nü ne zaman alacağız? Şimdi bunun beklentisi içindeyiz. Hocalardan, üniversitelerden bunu çalışmalarını istiyoruz” direktifini vermişti muhterem başbakanımız Recep Tayyib Erdoğan. Onun için “milli gururu” okşayıcı, “ülkemizi dışarıda temsil edecek” atılımlardan biriydi Nobel ödülü de. Bir an önce almak için çalışmak gerekiyordu!
Nihayet bir Türk, Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı; aldı almasına da “milli” gururumuz olamadı malum açıklamalarından ötürü. Gönül rahatlığıyla bir sevinemedik şöyle milletçe, devletçe!
Kara Kitap’ı okudunuz mu? Bir Celal vardır, bir Galip, bir kayıp Rüya. Boğazın suları çekilir, Haliç’te hazineler vardır, yeraltı dehlizlerinde Türk mimikli mankenler üretir biri; tebdil-i kıyafet gerekir, biri kayıptır, öteki onu arar, kendini aramaktadır aslında… Giz, gizem, esrar… Ermeni soykırımı olmamıştır diyen için “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik”in ülkesinde yargı yolu açılması dillendirilirken; tam da bir İsviçre gazetesine “Türkiye’de 30 bin Kürt öldürüldü, 1 milyon da Ermeni” sözlerini sarf ettiği sırada, ABD’de üniversitede dersler veren Türk yazar Orhan Pamuk’a, İsveç Akademisi tarafından “Nobel Edebiyat Ödülü” layık görüldü. Buyurun size, hangisi gerçek, neresi kurgu pek de anlaşılamayan yeni bir roman konusu. İlk kez ağzımdan, “dış mihrakların bir oyunu” lafı çıkacak, kendimi zor tutuyorum!
Peki, kimdir Orhan Pamuk? Hayır, nerede doğduğunu, hangi eğitimi aldığını vb. anlatmayacağım. Neyse ki kitaplarını tartışmaya girişmek de değil amacım. Birkaç sene öncesine kadar sabahlara dek yazan, sabah yedide kızı Rüya’yla okula dek yürüyen, uyanınca sekiz dakikada kahvaltıya oturan, on altı dakikada bitirip çıkan, bol kahve içen, sigarayı bırakmış, kartuşlu dolmakalemle yazan, biten kartuşları biriktiren, bir kitabevi için vereceği konferans izdiham yaratan, Bush’un çok sevdiği, eserleri 46 dile çevrilmiş, New York Times’a göre “ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci; büyük bir romancı” Orhan Pamuk. Can Dündar’ın, “yazar olacaklara öğütler” sunumuyla röportaj yapıp, günde kaç mide ilacı aldığına kadar önümüzde soyunan bir adam o, dün de öyleydi, bugün de öyle.
Türkiye çok bilinmeyenli bir ülke. Kişinin nerede durursa dursun her an yanlışa düşebileceği, hatta belki çoktandır düşmüş olduğunu her an fark edebileceği türden bir bilinmezlik söz konusu. Bu gibi bir durumsa, üzerine söz söylemek için oldukça çapraşık! Birçok soru sorulabilir meseleyle ilgili. Örneğin neden -illa almalı dediğimiz için değil elbet- Yaşar Kemal değil de Orhan Pamuk? Veyahut niye dün değil de bugün? Bu sorular, işin ödülü alan kısmıyla ilgili. Bir de şu soru var tabi, Nobel Edebiyat Ödülü ne ve daha doğrusu neden bu kadar önemli?
30 Aralık 1896 tarihinde Stockholm'de açıklanan vasiyetnamesiyle, Alfred Nobel tarafından kurulan derneğin 1901yılından beri her yıl, insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşıyan ve altı alanda verilen “prestijli” bir ödül Nobel ödülleri. Bu kuru “vikipedi” tanımındaki kadar basit değil elbette mesele. Örneğin Tarık Ali “İtibarsız Nobel” başlığıyla daha önce yayınlanmış bir yazısında, “Barış ödülünün gerçek amacı ne?” diyor ve geçmişinden bugüne, Nobel Barış Ödülü’nün entrikalı hikâyesini anlatıyordu. Kimler yoktu ki barış ödülünü alan? Theodore Roosevelt, Mikhail Gorbaçov, Kofi Annan ve birçok kez BM… Yine Vikipedi’ye bakarsak Nobel Edebiyat Ödülü ise; Alfred Nobel'in sözleri ile “bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazara”, İsveç Akademisi tarafından her yıl verilen edebiyat ödülüdür. Tarık Ali söz konusu yazısında Barış Ödülü’nün politik çıkarcı karakterinden bahsediyor ancak Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasıyla aşikâr olan bir şey var ki; edebiyat ödülünün de en az barış ödülü kadar politik olduğu. Bunu sadece malum sözlerinden ötürü ileri sürmeyebiliriz üstelik.
Pamuk’a hangi gerekçeyle ödül verildiği nasıl açıklanmış dersiniz? “…şehrinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin çatışması ve iç içe geçmesinin sembollerini keşfetti”ği için… Şehir İstanbul, ruhu melankolik, kültürü çeşitli… İstanbul’a gelip Sultanahmet’i gezen turistlere fes satmaya çalışan satıcılar gibi. Satıcıdan fes almak isteyen hatta yerli halkın kullanmadığını görüp şaşıran turist mi kabahatli sayılmalı, ona fes sunan satıcı mı? Alanın da verenin de kendisine göre gerekçeleri var kuşkusuz. Evet, buna Oryantalizm denmekte. Bir “Doğu” imgesi yaratıp Doğu’yu öteki olarak hayal etme ve zamanla ötekileştirme mevzu bahis. Puslar içinde bir İstanbul, mistik imgeler, çok kültürlülük adı altında geçmişi idealleştirme arzusu ve bunları yazan, “özgürlükçü”, “lafını sakınmayan”, “en radikal açıklamalara cesaret edebilen tek insan” Orhan Pamuk. “Müslüman mahallesinde salyangoz satma” meselesini tersine çevirip okuyun bir de; Batılı okurlarına mistik Doğu hikâyeleri yazan bir Nobelli artık o.
Son yıllarda ödülü alanların coğrafya çeşitliliği de oldukça ilginç. 2000 yılında Fransa adına ödülü alan Çinli yazar Gao Xingjian, 2001 yılında Birleşik Krallık’tan Vidiadhar Surajprasad Naipaul, 2003’te Güney Afrika’dan John Maxwell Coetzee, 2005’te yine Birleşik Krallık’tan Harold Pinter ve 2006 yılı, Türkiye’den Orhan Pamuk. Bu isimlerin tek ortak noktaları Batılı olmamaları değil üstelik, çoğu oldukça tartışmalı isimler. Örneğin Gao Xingjian Çin’de “devlet düşmanı” ilan edilmiş bir yazar, -aşırıya kaçmış görünse de- halkın kendisine düşman ilan ettiği “Orhan Pamuk” gibi.
Garip tesadüf! Geçen yıl Alman Yayıncılar ve Kitapçılar Birliği, geleneksel “Barış Ödülü” için Orhan Pamuk’u seçtiğinde bakın neyi gerekçe göstermişler: “… konsey tarafından yapılan açıklamada, Pamuk’un insan ve azınlık hakları için çaba gösterdiği, korkmadan güncel konulara değindiği ve sürekli Türkiye’nin siyasi sorunları konusunda açıklamalar yaptığı belirtildi. Pamuk’a ödülün neden verildiği konusunda yapılan açıklamada, ‘yazarın eşsiz hafızası ne kadar inatla büyük Osmanlı geçmişine (tarihine) kadar uzanıyorsa, o kadar korkusuzca, bugünün yakıcı konularını ele alıyor, insan ve azınlık hakları için çaba gösteriyor’ denildi.”
Tabii bir de sormak gerek, siyasi konularda bu kadar duyarlı Sayın Pamuk, acaba neden ABD’nin Irak işgaliyle ilgili hiçbir açıklama yapmamış, hiçbir muhalefet göstermemiştir? Geçmişte yitirilmiş insanları tartışırken, bugün, hala ve hiçbir vicdana sığmayacak bir haksızlıkta gerçekleşmiş kıyımlar hakkında neden bir şey söylememiştir? Yoksa onun siyasi duyarlılığı Nobel güdümlü müydü başından beri?
Ödül açıklandığından bu yana çok yazıldı, çizildi. Ancak dünya basınında oldukça az yerde “Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü aldı” şeklinde sunuldu haber. Oysa daha çok “Türkiye’de Kürt ve Ermeni’leri savunan, yargılanan yazar ödül aldı.” denildi. Örneğin Fransız Liberation Gazetesi, Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasını birinci sayfada "Nihayet Kazandı" başlığıyla duyururken Yunan Ethnos Gazetesi, "Türkiye'ye Nobel Tokadı" demiş. Yorum gereksiz, mesele yeterince açık!
O çok sevdiği İstanbul’una dönemeyeceğini hesapladı mı yoksa İstanbul sevgisi, Amerika yolları için taşları tek tek döşediği patika bir yol muydu bilinmez. Ancak Orhan Pamuk’un Nobel alması, mükemmel edebiyatçılığından, her kitabının harikalar yaratmış olmasından değil kuşkusuz. İntihal mi yapmış, nereden esinlenmiş, hangi kitabı neyi çağrıştırmaktaymış, bunu edebiyatçılar tartışsın. Kitaplarının çok okunması değil çok satılmasıyla övünen bir yazar olarak, Kar romanının film hakları için milyon milyon dolarları talep etmesini henüz unutmuş değiliz. Şu bir gerçek ki büyük çabalar harcanan ve paralar dökülen promosyon çalışmasının yavaş yavaş meyvelerinin toplanması, kulisler, lobi faaliyetleri yürütülmesi ve bunların radikal bir çıkışla pekiştirilmesi sayesinde alınmıştır Nobel. Kendimize bile Batı’dan baktığımızdan olsa gerek, kimi romanlarını sevdik biz de. Bu, Batı’nın görmek istediğini allaya pullaya verme güdümündeki yazım türü, kapital pazarlama teknikleriyle birleşince kaçınılmazdı ödül belki de.
Sözler sarf edildi, dava açıldı, soykırımı kabul etmek “Türklüğe hakaret sayıldı”, “Türk”ler(!) mahkeme önlerine döküldü. Yazar, “suçlu” bulunmasa, dava düşse de yargı süreci işledi. Ardından Nobel verildi. Şimdi “yargılanmıştı” deniliyor. Saat gibi işleyen bir düzenek. Nobel mi ona verildi yoksa kendisi mi Nobel’e verildi, yoruma açık. 301. maddenin reklâm ajansı gibi işe yaradığının kanıtı sayılabilir bu ödül; savaş yanlılarının barış, sansasyon yaratanların edebiyat dalında almaya layık görüldüğü bir ödül. Nobel’in getirdiği “şöhret” sayesinde tüm dünyada tanınan biri, artık en önemli Türk yazarı! Bunu değiştirmek için kim bilir kimin ne yapması gerekecek? Popülizmin nihai zaferi ya da tarihin ironik kurgusu!
Kaynaklar:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_%C3%B6d%C3%BCl%C3%BC_kazananlar
--http://www.milliyet.com.tr/2006/04/27/guncel/gun04.html
-http://www.edebiyatelestiri.com.tr/
-http://www.maksimum.com/haberler/h/dis_basin_orhan_pamuk_icin.php
- http://sozluk.sourtimes.org/
1-George W. Bush’un 29 Haziran 2004 tarihinde NATO zirvesi çerçevesinde, Galatasaray Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan.
2-The Guardian, 7 Aralık 2002. http://www.ntv.com.tr/news/191640.asp?cp1=1
3-http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2005/06/23/662092.asp{jcomments on}