SUNU: Sizin eğlenceniz bitti!

1999’dan 2000 yılına geçilirken dünya çapındaki heyecanı hatırlayan var mı? Bir binyıl değişimine tanık olmak üzere basın ve yayın organları aşka gelmiş, yeni binyılla birlikte bir dizi kötülüğün üzerine büyük bir takvim yaprağı örtmek üzere kalabalık şehir meydanlarına çağrılmıştı. Her şeyden önce sosyalizm geçen yüzyılın kötü bir kabusu olarak arkada kalmıştı. İşçi sınıfı, ezilenler gibi kavramlar pörsümüş, sermayenin yer kürenin her zerresine sızmasıyla insanlar arasındaki sorunlar ‘diyalog’la çözülebilir hale gelmişti. Piyasanın egemenliği tartışılmazdı. Emperyalizmden, sömürgecilikten kimse bahsetmiyordu. Dünyanın bir yerlerinde bir miktar terör kalmış olsa da dünya jandarması ABD eliyle bunların çözümü sadece bir zamanlama meselesiydi. İsa’nın doğumunun üzerinden 2000 yıl geçti diye ne çok tantana kopardınız!
Küreselleşme çağında küresel bir ‘party’ veriliyordu her yerde. İçki içmek, kendinden geçmek, orada ne için bulunduğuna ve ertesi gün gözlerini açtığında dünyanın kendisi için hangi biçimde değişeceğine dair hiçbir fikri olmayanlar, kalabalığa karışmak üzere bu ‘party’ye davetliydi. Eğlence küresel olduğu gibi aynı zamanda birbirine tıpa tıp benzeyen gösterilerden ibaretti. Sidney’de de Moskova’da da, Pekin’de de Londra’da da şovlar birbirinin benzeriydi. Havai fişek koreografisi dışında neredeyse hiçbir fark görünmüyordu. Şimdi, değdi mi bu kadar gürültüye?
Sadece sekiz yıl, aşağı yukarı üç bin gün, o aptal iyimserliği aldı götürdü. O zaman doğan çocuklar henüz okuma yazma ve dört işlemin ötesine geçemediler. İlkokula başlayanlar üniversitenin nasıl bir şey olduğunu hala göremediler. 2000 yılında çalışmaya başlayanlar, emeklilik planlarını akıllarına bile getiremiyor. Sekiz yıl bırakalım insanlığın ömrünü, tek bir insan ömrü bakımından bile hiç de uzun bir süre sayılmaz. Tarihin sonunu, kapitalizmin nihai zaferini ilan etmek için azıcık bekleyemediniz mi? Bu kadar böbürlenecek ne vardı?
Kapitalizmin ‘binyıl dönümü’ tam saatinde başladı, çünkü şehirler onların elindeydi. Sermaye, siyasal iktidar, devasa propaganda aygıtları ve silahlar hepsi onların elindeydi. Saatlerini ayarlayarak geri sayım yaptılar ve sırası gelen kendi ışık gösterisinin düğmesine bastı. Kutlamalar tam saatinde başladı. Oysa sahaya sadece bir takımın çıkmasıyla hiçbir maç başlamaz. Bunu düşünemediniz mi?
Bu rehavetin bir bedeli olacağını en azından 11 Eylül’de anlamalıydınız. Dünyanın geri kalanına karşı çılgınlaşarak hücum eden emperyalizmin pek rasyonel olmayan yanıtlar alabileceğini anlamak için başka neye gerek vardı? Yıkıntıların küllerinin arasından elinde silahla çıkan ABD, dünya çapında ‘orantısız’ güç kullanarak ne kadar idare edecekti? Sadece yiyerek ve kusarak, kusabilmek için tekrar yiyerek ancak bu kadar gidiliyor işte…
Sadece sekiz yıl önce en eğitimlileriniz, en akıllılarınız her şeyin yolunda, olması gerektiği gibi gittiğini söylüyordu. Metropollerin işçi mahallerinde, güney yarımküreyi kaplayan gecekondu denizlerinde, Afrika’nın ya da Uzak Asya’nın açlık ordularında hiçbir sorun görmediniz. Dahası bakmadınız bile. Milyarlarca insanın sefaleti pahasına inşa ettiğiniz zenginliğiniz şimdi kendi üzerinize yıkılırken daha önce kulak vermediğiniz bir ses duyuyor musunuz? Şimdi kafanızı çevirip kendinize bakın iyice o zaman, kapitalizmin dipten ve derinden gelen iniltisini dinleyin.
Öve öve bitiremediğiniz, bu toplumun şanslıları, seçkin beyaz yakalı bankacılar, ellerinde kişisel eşyalarını doldurdukları birer karton kutuyla en büyük bankalarınızdan birinin kapısından teker teker çıkıyor. Kapının önünde yüzmilyarlarca dolar kayıpla batan bir bankanın artık işsiz kalan çalışanlarını fotoğraflamak için bekleyen gazetecilere kimse poz vermiyor. Her biri elindeki karton kutudan başka dertleşecek hiçbir şeyleri yokmuş gibi kutuya bakarak kapıdan çıkan ve en yakın barda alkolün dibine vurarak olan biteni unutmaya çalışan bir insan kalabalığı… İçinizden havai fişek atmak gelmiyor mu?
Ama hayır, bu bir şeyin sonu değil. Daha yeni başlıyor her şey. Belki hemen değil ama uzak olmayan gelecekte, giderek daha büyüyen bir başka kalabalık, kendi enkazını kaldırmaya yol yordam bulamayan bu ucubeyi delikten süpürmek üzere gelecek. Sizin eğlenceniz bitti, bizimki daha yeni başlayacak… Havai fişeklerle değil ama insanla güzelleşecek bir dünya için… Bekleyin, “bir gün gelirsek, hangi kent güzelleşmez?”{jcomments on}