Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Sermayenin yeni gözdesi: Su

 

Zeynep Güneş

su_yapraksitePaul Eluard; “Sizi; ekmek, gökyüzü, gezegen, güneş ve hayatınızın sefaleti için para ödemeye zorluyorlar” derken kısa bir özetini de sunuyordu belki de yaşadığımız çağın.

TÜSİAD tarafından düzenlenen “Sürdürülebilir Su Yönetimi” konferansı ile sermaye, ağzındaki baklayı çıkardı. “Türkiye’de su sıkıntısı yaşanması riski var, şebeke suyu özel sektöre açılsın.” TÜSİAD’ın hazırladığı “Türkiye’de Su Yönetiminin Durumu: Sorunlar ve Öneriler” başlıklı rapor nedeni ile İstanbul’da düzenlenen “Sürdürülebilir Su Yönetimi” konferansında “suyun özelleştirilmesi” gerektiği iddia edildi. Rapor suyun özelleştirilmesi gerekçelerini içerirken Türkiye’yi gelecekte su sıkıntısı gibi bir sorunun beklediği öngörüsüne dayandırıyor. Halk için ucuz ve güvenilir su kaynağı değil, sermayenin tükenmek bilmez açlığına kaynak aranıyor.

Aslında bu açıklama Mart ayında beşincisi Türkiye’de düzenlenecek olan Dünya Su Formunun ön sinyalleri olarak görülebilir. Peki, neden Türkiye? Önce bu soruya yanıt bularak başlamak gerekir. Çünkü Türkiye’deki su kaynakları altın bir tepside uluslararası sermayenin hizmetine sunuluyor, neo-liberal politikaların ‘başarıyla’ uygulandığı Türkiye, dünya suyunu metalaştırma, kamulaştırma adı altında özelleştirme ve şirketleştirme çabalarının oyun alanlarından biri haline getiriliyor. Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde emperyalistler var olan kaynaklara çörekleniyor. Bunun dümeninde yer alan ülkeler olduğu gibi tersine bu saldırıya direnenler de elbette var. Bunlara en iyi örnek Ekvador. Devlet başkanı Rafael Correa’nın önderliğinde yeni anayasasını yazmakta olan Ekvador, suyun bedelsiz bir kamu hizmeti olması kararını aldı. Ekvador Kurucu Meclisi’nin 7. Masası, yeni Anayasa için, suyun tüm yurttaşlar için bedelsiz bir hak olması gerektiğini düzenleyen bir madde önerisi hazırladı. Konuyla ilgili bir açıklamada bulunan Kurucu Meclis Üyesi Norman Wray, su kaynaklarını tamamen devlet kontrolüne vermeyi amaçlayan önerinin, suyun özelleştirilmesine yönelik her türlü girişimin önünü kesmeyi hedeflediğini söyledi. Wray, “Su kullanımının temel insan haklarından biri olduğunu düşünüyoruz. Su stratejik bir varlık; ama ekonomik değerinden ötürü değil, insan hayatı için sahip olduğu önemden ötürü.” diye konuştu.

Türkiye’de ise işler tersi yönde ilerliyor. AKP Hükümetinin kamucu politikaların tasfiyesinde büyük aşamalar kaydettiğini biliyoruz. Son yıllarda AKP belediyeleri eliyle Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının içtiği çeşme suyunun içilmez hale getirilmesi ve bu yolla Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde milyonlarca şişelenmiş suyun satışının garantilenmesi yetmemiş olmalı ki, iş adamları bu kez de “Şebeke suyunun özel sektöre açın.” buyuruyorlar.

Yani bir anlamda insanın temel haklarının gasp edildiğini söylemek yerinde olacak. Ekvador Hükümeti suyun temel bir hak olduğunu söylerken, AKP Hükümeti, zaten bizim olanı bize satmaya çalışıyor. Asgari gelirin bile altında yaşayan, ay sonunu nasıl getireceğini hesaplayan, elektriğinden suyuna, doğal gazından gıdaya kadar her türlü temel ihtiyacın fahiş fiyatlarla dar gelirlinin belini büktüğü bir düzende yeni çözüm, daha fazla sömürmek oluyor. Gerçek, en çıplak haliyle ortada. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in verdiği müjdeler arasında sulama suyu havzalarının, göl ve akarsuların da 49 yıllığına özel şirketlere verilmesini sağlayacak bir yasa hazırlanması da var. Tarlasını sulamak isteyen çiftçiler de yakın bir gelecekte sulama suyunu marketten alacak. Bedelini ödemekte gecikirse ürünü tarlada kavrulacak. Ya da evindeki eşyalarına haciz gelecek. Hükümetin akarsuların satılmasına ilişkin projesine Hürriyet yazarı Yalçın Bayer, 7 Temmuz’da köşesinde yer vermişti. Bayer, satış kapsamında 12-13 akarsu bulunduğunu ve bunlardan metreküp hesabıyla yaklaşık 3.1 milyar dolar gelir beklendiğini belirtmişti. Yazıda şu ifadeler yer alıyor: “Fırat’ın sularının üzerindeki Atatürk ve Keban gibi barajlara giden sular da bu özelleştirme kapsamı içinde olacak. DSİ’de yapılan ön çalışmalara göre, Fırat’ın 29 yıllık satış değerinin 950 milyon dolar, Dicle’nin 650 milyon dolar olacağı söyleniyor. Yani Fırat ve Dicle bir ‘fabrika’ gibi düşünülüyor.”

Sermayenin sözcüsü, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ, şebeke suyu hizmetlerine özel sektör katılımı ile rekabetin tesis edileceğini, etkin bir regülasyon rejiminin oluşturulacağını ve böylelikle düşük gelirli hane halklarının su hizmetlerine erişiminin sağlanacağını söylüyor. İki yıl sonra aynı zihniyetin kapısında jandarma edasıyla suyu ya benden alacaksın ya da yok demeyeceğinden ne kadar eminiz peki? Hak olanlar, sermayenin elinde metalaştırılıp gereksinimlerimiz olarak sunulurken, yıllardır ‘havadan sudan’ meseleler olarak burun kıvrılan gerçeğimiz şimdi can yakıcı olmaya başladı. Bu yüzden, işte şimdi, TÜSİAD, AKP ve tüm emperyalizm işbirlikçileri solduğumuz havayı da parayla satmaya kalkmadan suyumuz için mücadele etmek zamanıdır.{jcomments on}