Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Medyanın zaptı

 

Bilge Can Yıldız

İktidar olduğundan beri AKP’nin her özelleştirme girişimini güzelleyen, AB adımlarını müjdeleyen ve diğer tüm neo-liberal politikalarını destekleyen Aydın Doğan medyası ile AKP’nin arasındaki mükemmel uyum, ikinci büyük medya kuruluşu olan Sabah Grubu geçtiğimiz yıl Aralık ayında Çalık Grubu’na satıldığında bozuldu.

doan2Aydın Doğan ve ekibinin basın özgürlüğünün yılmaz savunucuları olarak ortalığa döküldüğü şu günler, memlekette işlerin iyiden iyiye çığırından çıktığı, öte yandan da taşların uyum içinde yerlerine oturduğu bir döneme işaret ediyor. Tayyip Erdoğan ile Aydın Doğan’ın tutuştukları kavga, iktidar ve medya arasındaki çıkar ilişkilerinin eski dostları bir güzel düşman ettiğinin hoş bir örneği.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, zaman hızla akıp geçiyormuş gibi geliyor insana. Günden güne baş döndürücü bir hızla gelişmeler yaşanıyor, bu yüzden aslında bir insan hayatı ile kıyaslandığında çok da uzun sayılamayacak bu altı yıl, AKP’nin her alanda tam hakimiyet ilkesi ile birleştiğinde, sanki yüzyıllardır süren bir mutlak yönetimmiş gibi hissediliyor yönetilenler nezdinde, bir teamüle dönüşüyor. Öte yandan AKP ile diğer kişi veya kurumların girdiği yeni ilişkiler de sanki ezelden beri öyleymiş gibi. Hürriyet’e bakacak olsak Ertuğrul Özkök’ü kendimizden sayacağız neredeyse. Yeni bilgiler eskilerinin üzerine kaydedildiği için Doğan ile AKP ilişkileri sanki evvel eski Doğan’ın muhalefeti ile sıkışan AKP, Tayyip’in ültimatomları ile sarsılan basın özgürlüğü ilkesi, basında oluşan otosansür, uluslararası basın kurumlarının kınamaları vs. şeklinde seyrediyormuş gibi… Aydın Doğan’ı duyan gerçek bundan ibaret sanmaz mı? Aydın Doğan’ın basın özgürlüğü diye yırtınmasının bir sebebi utanmazlığıysa diğer bir sebebi de halkın belleğinin kıt olduğu şeklindeki önkabulü olmalı.

Altı yıl öncesinin gazete arşivlerine bakacak olursak manzara gün gibi ortada aslında. Aydın Doğan değil miydi 3 Kasım seçimleri öncesi AKP’yi yıkayan sonra da cilalayıp parlatan? AKP’nin peyda oluşundan geçtiğimiz yıla kadar tek işi AKP’yi sevmek olan Aydın Doğan’ın tavuğunu kovalayanlar yine AKP olunca işin rengi bir anda değişti tabii. “Biat etmeyiz” dedi Hürriyet manşeti. Aydın Doğan dedi ki “Bizde biat kültürü yok.” Tanımasak bilmesek inancağız da, neyse ki biliyoruz. Türkiye medyasında bir biat kültürü varsa onu Aydın Doğan’dan başka kim getirmiş olabilir ki? Diğer basın, yalakalığı da, biat etmeyi de sizden öğrendi, sizi örnek aldı sizle yarışmak için. Hal böyleyken ne Aydın Doğan’ın, Ertuğrul Özkök’ün basın özgürlüğü mücadelesi neferleri olduğuna, ne de onlarda biat kültürü olmadığına inanırız.
Peki ne oldu da Başbakan ile iki şapkalı Aydın Doğan dövüşmeye başladı? İktidar olduğundan beri AKP’nin her özelleştirme girişimini güzelleyen, AB adımlarını müjdeleyen ve diğer tüm neo-liberal politikalarını destekleyen Aydın Doğan medyası ile AKP’nin arasındaki mükemmel uyum, ikinci büyük medya kuruluşu olan Sabah Grubu geçtiğimiz yıl Aralık ayında Çalık Grubu’na satıldığında bozuldu. Yani AKP ile Aydın Doğan arasındaki mesele, Doğan gazetelerinin Deniz Feneri skandalı üzerinden AKP’ye yüklenmesine dayanmıyor. Kavganın miladı Çalık’ın Sabah’ı satın alması.

Sabah Grubu gazeteleri satışa çıkarıldığında, Çalık Grubu ihaleye giren tek sermaye grubuydu. Artık bunun için nerelerde ne tür pazarlıklar yapıldı bilemiyoruz ama ihaleye tek bir sermaye grubunun girmesi, hiçbir zaman basit bir tesadüften ibaret olmamıştır. Daha sonra Çalık Grubu’na bir devlet bankasından yüksek miktarda kredi verilerek, bedelin peyderpey ödenmesi olanağı yaratıldı. Çalık Grubu’nun AKP ile olan ilişkisi herkesin malumu. Devlet AKP’nin, Çalık AKP’nin; iş böyleyken Sabah Gazetesinin de AKP’nin olması kaçınılmaz sonuç oldu.

AKP’nin hükümete geldiği günden bu yana, tek bir fire olmaksızın, arkasında Türkiye’nin en güçlü medya ağının tam desteği ile ilerlemesi, AKP gibi bir iktidar partisi için yeterli olmadı. AKP, kendinden önceki partilerin yarım yamalak becerdiği kadrolaşma işini hakkını vererek yaptı, yapıyor. İstisnasız her hükümet, sokabildiği yere kendi adamını sokmaya çalışır, memlekette işler oldum olası böyle yürür zaten. Ancak AKP her alanda tam hakimiyet istiyor. Sırasıyla elini atabildiği her yeri zapt ediyor; işçi sendikalarından üniversitelere, belde belediyelerinden medyaya kadar her alanda bir tek kendi borusunun ötmesine çalışıyor. Hali hazırda dev bir yalaka medya grubuna sahipken, Sabah gazetesini Çalık’a aldırmasının tek sebebi budur. Üzerinde tam tasarruf sağlayabilmesi için kendi sermayesinin sahibi olduğu bir medya grubunun olması şarttı, oldu da. Gelgelelim Doğan cephesinden durum kıllanma tabir edilen bir ruh hali ile karşılandı. “Ben zaten senin işlerini güzel güzel yapıyordum; sanki bana rakip olmak istiyormuşsun gibi, nereden çıkardın şimdi bu Çalık işini be hey gözünü sevdiğimin AKPsi” dercesine bir an duraladı Aydın Doğan. Sabah Grubu’nun Çalık Grubu’na satıldığı Aralık 2007 civarı Aydın Doğan yalakalığı kesti ve o zamandan beri rölantide giden düşük dozlu bir muhalefet ile devam etti. Ne var ki Tayyip yalakalığa alışık, öbür türlüsü hiç işine gelmiyor; bunun üzerine sen misin bunu yapan diye, Aydın Doğan’ı, kendisinin sık sık gazeteci şapkasından ayrı tuttuğunu söylediği işadamı şapkasını yedirtecek duruma getirdi. Bunun medyaya yansıyan -aslına astarına pek vakıf olamayacağımız türden- dedikodu düzeyinde bilgisine sahip olduğumuz bir ton örneği var.

Hilton Oteli’nin önündeki yeşil alanı istemiş Aydın Doğan, rezidans yapacakmış, “Oraya o kadar parayı boşuna verdim diyormuş.” Erdoğan da hayır demiş, çevrecinin daniskası olduğundan herhalde. Zira Aydın Doğan ile “Çevreci Aydın Doğan, sevsinler seni” diyerek dalga geçiyor. Aydın Doğan da Başbakanın yanına Hilton için değil rafineri için gittiğini söylüyor. Erdoğan da meğerse orayı Çalık için düşünüyormuş. İşe bak sen! Doğan da demiş ki “Çalık da kursun ben de kurayım. Petrol dağıtıcısıyım, Çalık müteahhit. Ceyhan-Samsun hattını yapıyor.” Yok demiş Erdoğan, bu işin içinde Putin var Berlusconi var vs. vs. Bir de kağıt kaçakçılığı lafı çıktı ortaya. Her iki taraf da nasıl oluyorsa belgelerle konuşuyormuş. Kimse anlamıyor ya, konuşsunlar bakalım. İşin aslı astarı ne, kim haklı kim dolandırıcı anlamaya çalışmak için kafa patlatmanın alemi yok. Kendi ağızlarından dinlemiyor muyuz? Kendileri söylemiyor mu? Ne şekilde sonuçlanmış olursa olsun, bahsini ettikleri söyleşiler paslı pazarlık masalarında yapılmıyor mu? Cümlesinin ne olduğu belli. Aydın Doğan bir gazeteci değil, bir patron. Lafı gelmişken; Deniz Feneri skandalı Aydın Doğan medyasının ortaya çıkardığı bir şey değil, bu çok açık. Bu süreçte Aydın Doğan’ın yaptığı yalnızca haber yapmak, bu da çok açık. AKP’li gazetecilerin haber dahi yapmadıkları da çok açık. Bu bakımlardan Aydın Doğan doğru söylüyor: “Yazmasa mıydık, diğerlerinin yaptığı gibi?” Ne var ki Deniz Feneri gibi bir “hayır kurumunun”, “pis işlere” bulaşmamış olma olasılığı mı vardı ki? Zira Doğan’ın elinde bu konu ile hazırda bekleyen bir dosyanın çoktan var olduğu da söylentiler arasında. Herkes lazım olduğunda çıkarıyor öteberisini. Biz de başkalarının yalancısıyız.

Mesele rafineri meselesi, Hilton meselesi ya da kağıt meselesi değil. Mesele şu ki, Tayyip, Sabah’ın vaziyetini de düşünerek, yalakalığı kesen Aydın Doğan medyasını ezerek hedef alacağı konu arıyordu. Deniz Feneri skandalı ortaya çıkınca da, fırsat bu fırsat, kılıcını çekti ve vay sen iftira atıyorsun diye girip, kağıt üzerinden haksız kazanç sağlıyorsun diye çıktı. Tehdit etti önce, bir hafta süre sana dedi. Aynen böyle dedi. Kantarın topuzunu da kaçırdıkça kaçırdı; şerefsizler, mezhebi genişler, karnı genişler gırla gitti. Uluslararası basın kurumları kınadı, gazeteciler, aydınlar kınadı, siyasi partiler STK’lar kınadı da dinlemedi. Öyle basın özgürlüğü olmaz dedi. Aydın Doğan da cevap verdi, “Biat etmeyiz.” dedi.  Ne yapacaktı? Tabii ki biat etmeyiz diyecekti, işler zaten sarpa sarmış, güç ilişkileri bunlar, gücü yeten yetene… Aydın Doğan’dan pısıp ağlamasını beklemeyeceğimize göre, kimse de bizden Kasımpaşalıdan geri kalmayan delikanlılığından etkilenmemizi beklemesin. Doğan, Erdoğan’dan geri kalmadı, gazetelerinin köşelerinden “Sonun Çiller gibi olur, ayağını denk al” minvalinde sesler yükseldi. Ne çare? Erdoğan oralı bile olmadı. Devam etti, o ettikçe öbürü de etti…

Kavgayı kimin kazandığı belli değil ancak bundan sonrası için iktidar-medya ilişkileri bakımından yeni bir dönem yaşayacağımız çok belli. Artık işler eski düzeninde olmayacak. Deniz Feneri ve cümle yolsuzlukla frenine basılan AKP de, bu vesile ile doluya tutulan Doğan Medyası da eski düzeninde olmayacak. Az sonra görürüz nasılsa ya, yine de bizden söylemesi.{jcomments on}