Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Medyada sanatsal merak: Dali, Picasso’ya kaç basar?

 

Bahar Alimoğlu

İki İspanyol ressamın iki resmine bakın: Bir, İspanya iç savaşında yaşanan acıları resmeden Picasso’nun Guernica’sına bakın, bir de Dali’nin iç savaş öngörüsü “haşlanmış fasülyeleri”ne*… İspanya’daki iç savaş, 2. Dünya Savaşı ve Faşizm karşısında iki ressamın tutumlarına bakmak da yeterli olacaktır aralarındaki uçurumu görmeye.

SalvadorDali-SoftConstructionWithBeans“İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali” Sergisi 20 Eylül’de Sabancı Müzesi’nde açıldı. Dali’nin çalışmaları daha Türkiye’ye gelmeden tantana düzeyinde yankı uyandırdı. Bu yazının amacı; Dali’yi sanatsal açıdan iyi ya da kötü bularak değerlendirmek değil. Ancak şu kadarını söylemeli ki; Dali’nin pek çok tablosu, fotoğrafı insanda güzel duygular uyanduran cinsten değil. Senaryosunu yazdığı “Endülüs Köpeği” filmindeki sahneler de tablolarından farklı değil. Karıncalar, kesik-kopuk organlar, insan ve hayvan cesetleri, erotik birer nesne olmaktan öteye gidemeyen kadın figürleri Dali’nin ilham perileri. Dali’nin eserlerindeki çürümüş, kokuşmuş objeler bugünkü dünya düzeninin bir aynası adeta. Ve ne yazık ki Dali, bu düzene bir sanatçı duyarlılığı ile eleştirel değil, olduğu gibi yaklaşıyor; kimi zaman doğal karşılayarak, kimi zaman hayranlık ve şaşkınlık duyarak… Medyada serginin neden bu kadar çığırtkanlığının yapıldığının ipuçları da burada gizli. Açılış davetine, “politika, iş ve sanat dünyası”ndan “birçok tanınmış sima”nın akın etmesine de şaşırmamak lazım… Bundan üç yıl önce Sabancı Müzesi, Picasso’nun eserlerine de ev sahipliği yapmıştı. Hafızası çok kuvvetli “Türk Medyası Kültür Tugayı” bunu hatırlayınca “Dali mi, Picasso mu?”, “Dali, Picasso’yu geçer mi?”, “Dali, Picasso’yu geçecek diyorlar”, “Dali burun farkıyla önde”, “Dali açık ara önde” gibi başlıklarla bir süre daha beyinlerimizi boş yere meşgul etti. Medyamızdaki ilkokul düzeyi burada da kendini inceden “benim babam senin babanı döver” şeklinde hissettirdi. Ayrıca iki ressamın bu şekilde sanat eksenli olmadan karşılaştırılması, hele de Picasso gibi bir ressamla Dali’nin bayağı bir şekilde kıyaslanması da çok gariptir. Ama illa bir kıyaslama yapılacaksa; iki İspanyol ressamın iki resmine bakın: Bir, İspanya iç savaşında yaşanan acıları resmeden Picasso’nun Guernica’sına bakın, bir de Dali’nin iç savaş öngörüsü “haşlanmış fasülyeleri”ne*… İspanya’daki iç savaş, 2. Dünya Savaşı ve Faşizm karşısında iki ressamın tutumlarına bakmak da yeterli olacaktır aralarındaki uçurumu görmeye. Picasso ölene kadar antifaşist tavrını korumuştur, Dali ise hem Franko’yu hem Hitler’i hayranlıkla desteklemiş ve faşizmle yönetilen bir ülkede yaşamaktan mutluluk duyduğunu açıkça belirtmiştir.

Sürrealizm ve sanat üzerine edilebilecek sınırlı cümleleri vardı burjuva medyamızın. Bu cümleler bitince de, tam anlamıyla “sapıttı”. “Çılgın, Deli Dali, Deli Dolu Dali, Delilik-Dalilik, biraz deli - biraz dâhi -  biraz Dali, Dale Don Dale” gibi ilkokul düzeyinde kelime oyunlarıyla saçma sapan başlıklar atıldı, kültür sanat sayfaları doldu taştı. İçerik de gene Vikipedi’den tabii. Örneğin Radikal’de kültür sanat yazıları yazan Ahu Antmen; Dali’nin dehasını, yeteneğini, yaratıcılığını, çılgınlığını ve “gösteriş merakı”nı, kendi döneminin ilk pop sanatçısı oluşunu öve öve bitiremedi. Hatta 6 Ağustos 2008 tarihli yazısında Dali’nin Faşist Franko destekçiliğini; “bir konferansa dalgıç kıyafetiyle gelmesi” gibi, “tarihe en kendine has ve en sıra dışı sanatçılardan biri olarak geçişinin nedenleri” arasında saydı. Oysaki ne 30’lu yılların sonunda ne de şimdi Faşizm “sıra dışı” ve “kendine has” bir karakter özelliği oldu. Gerici rüzgarların estiği yıllarda Faşizm oldukça da “popüler”di.

Duyarlılık, ilericilik…
Dali’yi tanımak için bir başka örnek de; ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasıdır. Tüm dünyada her sanat dalından aydınlar, sanatçılar bu insanlık suçunu kınarken, bir halk için gözyaşı dökerken, örneğin Nazım artık “şeker yiyemeyecek” çocuklara şiir yazarken Dali, atom bombası karşısında hayranlık ve şaşkınlık duymuş ve atom fiziğine merak sararak bunu resminde bir renk olarak kullanmıştır. Bu durum Irak Savaşı’nda gece atılan Amerikan menşeili bombaların çıkardığı ışıltıları havai fişek gösterisi izler gibi izlemekten farksızdır. Sadece ortaya güzel desenler çıkarmak ve renkleri baştan çıkarıcı bir bileşimde buluşturmak, yetenekli olmak sanatçı olmayı sağlar belki. Yetenek ve deha sanat için yeter koşuldur ama bir nebze insancıllık olmazsa, o sanatçı toplumlar için ilerici roller oynayamaz ve bizim ilham kaynağımız olamaz. Tabi teknolojik ilericilik değil, toplumsal-siyasal ve düşünsel ilericilik. Yönetmen Luis Bunuel’in ateist olduğunu açıklayıp, Amerika’daki Modern Sanatlar Müzesi’ndeki işinden eden; faşist milisler tarafından katledilen antifaşist İspanyol şair Federico Garcia Lorca’nın ölümüne çılgınca sevinen ve antifaşist İspanyolları idam eden Franko’yu kamuoyu önünde tebrik eden; Franko diktatörlüğünü desteklediğini açıkça ifade eden bir adamdır Salvador Dali. Kendini son derece beğenmişliği, bir koloniye bir ömür yetebilecek düzeydeki egosu ve mütevazılığın yanından geçmeyen karakterinden bahsetmedik bile… Dali’nin dehası ve büyük ressamlığı üzerine medyada ve sanat çevrelerinde yürütülen tartışma süredursun ve hatta bu tartışma ressamın lehine sonuçlansın hiç fark etmez; Dali çok başarılı bir ressam olabilir. Ama ben ona “Ressam olamazsın.” dememdim zaten.

*Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı (İç Savaş Öngörüsü){jcomments on}