Ingo Schmidt*
Pentagon Wall Street Kapitalizmi iki tür inanca yaslanır. Birincisi, ABD ordusunun dünyanın neresinde olursa olsun özel mülkiyeti koruma yeteneğine sahip olmasıdır. İkincisi, doların güvenilir bir servet biriktirme aracı olmasıdır. 1970’lerde, ABD burjuvazisi ABD ordusunun Vietnam’da yenilmesi, doların Bretton Woods sisteminin sabit döviz kurlarını terk etmesinden sonra değer kaybetmesi ve yerel enflasyon nedeniyle sarsılan bu inançları, neo-liberalizme ve saldırgan dış siyasetlere doğru kararlı bir hamle yaparak tamir etti. Bu hamle liderleri hâlâ yurt içinde sendikalarla ve çevre ülkelerde kalkınmacı devletlerle uzlaşma aramakta olan birçok Avrupa ülkesinin feragatçi politikalarından çok daha etkin bir kârlılık ve mülkiyet koruması vaat ediyordu.
Otuz yıl sonra bu inanç bitti. ABD dış siyasetleri hâlâ her zamankinden daha saldırgan olmakla ve hükümetin Wall Street’i kurtarma girişimleri önceden görülmemiş düzeylere ulaşmakla birlikte, sonuçlar ölümcül. Afganistan’da ve Irak’ta, dünyanın en büyük ordusu, çoğunlukla tek taraflı olarak, insanlık dışı ve anti demokratik ilan ettiği rejimleri imha edebildiğini kanıtladı. Ama ABD aynı zamanda kendi imgesinden bir serbest piyasa toplumu yaratmaya katkıda bulunamadığını da kanıtladı. Wall Street’teki yatırımcı güveni muazzam miktarlardaki merkez bankası parasının ve vergi dolarlarının enjekte edilmesiyle asla tamir edilebilir durumda değil. Üstelik emekçi ve orta sınıflardan birçok insan da iş, emeklilik ikramiyesi ve evlerinin kaybedilmesi tehlikesiyle karşı karşıya. “Amerikan Rüyası” onlar için sona ermiş durumda. ABD uluslararası kapitalizm için bir rol modeli olmaktan çıktı. Hâlâ sürücü koltuğunda oturuyor olmasının nedeni, ne yeni bir kapitalist hegemonya inşa edebilecek alternatif kapitalizm modellerinin ne de kapitalist olmayan bir geleceği temsil etme iddiasına sahip olan muhalefet hareketlerinin mevcut olması.
Alman maliye bakanı Steinbrück birçok gün kadar önce ABD’nin “finansal süper güç konumunu” yitireceğini söyleyerek önemli bir medya ilgisinin hedefi oldu. [7]. Diğer ülkelerdeki hükümetler de benzer duyarlılıkları dile getirdiler. ABD hükümetlerinin ve Wall Street bankerlerinin mevcut krizin geçen yaz patlak vermesi öncesinde sergiledikleri kibir dikkate alındığında, diğer ülkelerin bir parça soğukkanlı davranması yeterince anlaşılabilir bir durumdur. Ama yine de fazla bir anlama gelmemektedir. Başka hiçbir ülkede ya da ülkeler grubunda, hükümetler ve kapitalistler zayıflayan Pentagon Wall Street kapitalizmine bir alternatif icat edebilmenin yakınında bile değiller. ABD İmparatorluğu’nun suç ortakları idiler ve hala öyleler, ABD tarafından tetiklenen krizin kendi yönettikleri ülkelerdeki etkilerini çevrelemeye çalışmakla meşguller. Britanyalılar hala geçen yılki Northern Rock çöküşü rezaletiyle uğraşmakla meşgul; Almanlar IKB kayıpları ile mücadele ediyor; dünya egemen sınıfları bir durgunluğa hazırlanıyor. 1990’ların başlarındaki ve 2000’lerdeki krizlerde olduğunun aksine, hızlı bir iyileşme de beklemiyorlar. Bunun yerine, tabi kılınan sınıfların çalışma ve yaşama koşullarına yönelik bir saldırıya hazırlanarak, oldukça karanlık bir gelecek resmi çiziyorlar.
Şu ana kadar, sendikalardan ve diğer toplumsal hareketlerden fazlaca bir tepki gelmedi. Her şeye kadir finansal piyasalar fikrine takılıp kalındığında, kendilerini son ana kadar evrenin efendileri olarak sunanların öz güvenlerinin derinden sarsıldığı bir ortama uyum göstermek zor olabilir. New York Kenti Emek Konseyi daha geçen gün Wall Street’te, Paulson’un o kadar da zengin olmayanlar ve yoksullar pahasına zenginlere sunduğu cömert kurtarma paketine karşı bir gösteri düzenledi. [8] Bu sadece sembolik bir eylem olabilir ama ilginç bir yönelime işaret ediyor: Ana Cadde halkı Wall Street, Bay Street ve dünyanın diğer finansal merkezlerini yeniden talep ediyor ve umut ederiz ki değiştirmeye yöneliyor. Dünya paranın sırtında değil, işçilerin sırtında dönüyor.
*Socialist Project’teki İngilizce orijinalinden Sendika.Org tarafından çevrilmiş ve 06 Ekim 2008 tarihinde yayınlanmıştır.