Röportaj: Orhun Demir
Öyle düşünüyorum ki, ABD’deki ve Avrupa’daki finansal çöküş ile ortaya çıkan resesyon Asya’ya, Afrika’ya, Latin Amerika’ya ve Ortadoğu’ya yayılır ve örgütlü politik öncülerin yönlendirdiği kitlesel bir hareket ortaya çıkarsa, ancak bu durumda, bu çöküş geniş ölçekli politik değişiklikler doğurabilir.
İlk olarak, devrimci-sosyalist bakış açısından bakarsak, bu krizin anlamı nedir? Yani bu krizi, ‘kapitalist sistemin devrimci-sosyalist güçlerden herhangi bir müdahale olmaksızın kendi kendini yok etmesi’ olarak tanımlamak mümkün mü?
Sorunuzla ilgili olarak, ilk önce şunu söyleyebilirim; söz konusu olan basit bir finansal kriz değil, ABD finans sisteminin çöküşüdür. Kriz, ABD’de kendi başına ayakta durabilen kurumların ve canlı sektörlerin çözümsüzlük ve iflasa sürüklendiği anlamına geliyor. Bu noktada şöyle bir soru var; ABD’de bundan böyle bankalar kendi başlarına ayakta duramayıp, ancak hükümetten 700 milyar dolar yardım almaları halinde mi batmaktan kurtulabilecek? Bugün elimizde çökmüş bir sistem ve yakın gelecekte kurtulamayacağımız sürmekte olan bir kriz var. Öyle düşünüyorum ki, durumu tekrar tanımlamalıyız; ortada basit bir finansal kriz yok, bildiğimiz kapitalist sistemin ve özellikle serbest piyasa versiyonunun çökmesi anlamına gelen bir kriz var.
Ancak bu, sistemin kendi kendini yok edeceği, ya da değişik, daha ileri, sosyalist bir sisteme doğru evrileceği anlamına gelmez. Çünkü özellikle ABD’de insanları harekete geçirerek sistemi tehdit edebilecek canlı bir politik, toplumsal ve kitlesel hareket yok. Hükümetin bankaları kurtarmak için yardım yapacağı ortaya çıktığında bile sokaklarda, bankaların önlerinde kitlesel bir tepki göremedik. Ortada bir politik hareket yok. Bir politik hareket olmaksızın bir değişim söz konusu olamaz, bizim ise elimizde olmayan şey bu politik hareket. Öyle düşünüyorum ki, ABD’deki ve Avrupa’daki finansal çöküş ile ortaya çıkan resesyon Asya’ya, Afrika’ya, Latin Amerika’ya ve Ortadoğu’ya yayılır ve örgütlü politik öncülerin yönlendirdiği kitlesel bir hareket ortaya çıkarsa, ancak bu durumda, bu çöküş geniş ölçekli politik değişiklikler doğurabilir. Ancak bana göre Ortadoğu’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da bu zaman alacak; çünkü sosyalist politik hareketin nispeten geri çekilmekte olduğu bir süreçte bulunuyoruz. Bu bölgelerdeki hareketler güçlü bir konumda değiller.
ABD’nin emperyalist egemenliğini göz önünde bulundurursak, tek-kutuplu dünya açısından bu krizin olası sonuçları ne olabilir? Belli ülkeler için bir fırsat olabilir mi? Örneğin Rusya ya da Çin?
Bu kriz ABD’nin gücünü azaltacak. Fakat ABD’nin gücünün olmaması otomatik olarak alternatif bir gücün yükselmesini doğurmaz. Ayrıca bugün ABD’nin alternatifi ya da rakibi olarak gözüken devletler devrimci hükümetlere sahip değil. Çin ve Rusya gibi gelişmekte olan kapitalist güçler bunlar. Benim düşünceme göre, alternatif küresel güçlerin yükseliyor olması zorunlu olarak solda büyük bir ilerlemeye yol açar demek doğru olmaz. Rusya’nın herhangi bir anti-emperyalist hamlesi yok, herhangi bir şekilde sosyalist olduğu yönünde bir emare yok. Aynı şekilde Çin’de sömürücü bir kapitalist sistem var. Bu yüzden bence, ABD’nin güç kaybetmesi ve dünya çapındaki başka güçlerin yükselmesi işçi sınıfı bakış açısından bakıldığında mutlaka olumlu gelişmelere yol açar diyemeyiz.
Güney Amerika’daki ilerici hükümetler açısından krizin yansımaları ne olacak? Bu, Bolivya ve Venezuela gibi ülkelerin özerkliklerini artırmak için bir fırsat olabilir mi?
Bu kriz, Venezuela gibi ilerici hükümetlerin direnmesini sağlayabilir. İran gibi Batı Avrupa’nın saldırısına direnme potansiyeli olan ülkeler Venezuela gibi ülkelerle ortaklıklar kurabilir, ticaret ve yatırımlar yapabilir. Bu gelişmeler, ABD’deki çöküşün özellikle gelecekteki sosyalist hükümetlerin olası bir ABD saldırısına direnme fırsatı sağlayabileceklerini gösteriyor. Bu çöküşten faydalanacaklar, insanları harekete geçirmeye çalışacaklar; ancak insanları bilinçlendirmek ve örgütlemek zaman alacak. Hemen şimdi ya da yakın gelecekte değil ama ileride, büyük sokak gösterilerine, güçlü direnişlere şahit olacağımızı düşünüyorum ve bu durumda da bence, ABD’nin ekonomik gücü nispeten azalacak ve Ortadoğu’da yeni savaşları finanse etme imkanı azalacak.
Krize bakınca kapitalist finans sistemi hakkında ne söylenebilir? Reel üretime değil fakat spekülasyona dayanan ekonomik modelin sonu olduğunu söylemek doğru mu?
ABD’deki finansal çöküşle ilgili en önemli mesele savunulabilir bir modeli yeniden inşa etmek. Bana göre yapılan eleştiriler Bush hükümetinin sermayeyi düzenleyemediği yönünde. Ama ben sorunun basitçe finans sektörünün düzenlenmesi sorunu olduğunu düşünmüyorum. ABD finans sistemini çökmesine ve uzun-dönem resesyon yaşanmasına sebep olan sorunun kaynağı ABD ekonomisini bir üretim ekonomisi olmaktan çıkartıp bir ‘servis’ ekonomisi haline getiren politikalardır. Bu politikaların sonucu olarak ABD’de finans sektörü ekonomide başı çekiyor. 1960’lardan bu yana uygulanan politikalar sonucunda sanayinin yerini finans, gayrimenkul ve sigorta sektörleri aldı. Bugün finans sektöründeki bütün ciddi değişimler bütün bir ekonomide değişimlere sebep oluyor. ABD’deki üretim sektörü büyük ölçüde düşük-ücret bölgelerinde, Asya’da, Çin’de, Hindistan’da vb. yatırım yapıyor. Bu yüzden üretim ekonomisini yeniden inşa etmek için, üretim sermayesinin mülkiyetini değiştirmek zorunludur. ABD’nin endüstriyel sektörünü serbest piyasaya göre yeniden inşa edemezsiniz. Yalnızca devlete ait bir endüstriyel üretim oluşturmanız ve bu yönde yatırım yapmanız gerekir. Düşük-ücret bölgelerinde yatırım yapan çok-uluslu şirketlere dayalı bir üretim ekonomisini yeniden oluşturamazsınız. Bu yüzden, üretim sektörlerini yeniden üreterek finans-kapitalin dışında kalan bir ekonomi oluşturmak istiyorsanız, devletin sanayi ve teknolojiye yatırım yapması için büyük ölçekli kamu fonları ayırmanız gerekir. Denizaşırı yatırım yapan bir sermaye eliyle yeniden Amerikan sanayi kapitalizmi oluşturamazsınız. Bu yüzden ben, Amerikan kapitalizmini, Amerikan sanayisini yeniden inşa etmek için hiçbir yol görmüyorum. Yatırımı devlet tarafından yapılmış, mülkiyeti devlete ait, teknolojinin devlet tarafından geliştirildiği bir ekonomi olmalı. Bu yüzden, ekonominin bugünkü durumunda ve bu üretim sistemi içerisinde finans sisteminin sorunlarını çözmeyi amaçlayan reformlar hiçbir işe yaramaz. Finans-kapitali ekonomiden dışlamak ve üretimde özel mülkiyeti kaldırmak için bir devrime ihtiyaç var.
1929’da tüm dünyada kapitalizm derin bir ekonomik kriz yaşadığında, Avrupalı ve Amerikalı sosyalistler, sosyalist bir devrim için sürece müdahale edemediler. Şimdi, sosyalist bir devrim için biz ne yapabiliriz?
ABD’deki ekonomik kriz ABD hükümetinin bütçesine büyük bir yük getirecek. Bununla beraber, bütçedeki askeri harcamalarda muazzam bir artış olduğunu görüyoruz. Wall Street’e 700 milyar dolar verdikleri gibi Pentagon’a da 700 milyar dolar veriyorlar. Bu, ABD’li vergi mükelleflerinin, emeklilik sisteminin ve sağlık sisteminin payının azalacağı anlamına geliyor. Bunun yanı sıra, üç yıl önce Beyaz Saray ile birlikte Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörlerin, ‘özel yatırımcılar daha fazla kazanmalı’ argümanıyla sosyal güvenlik sistemini özelleştirmeye girişmesi muhtemelen bütün bir sosyal güvenlik sisteminin iflasına yol açacak. Zira haziran ayından bu yana bütün özel emeklilik fonları %23 ile %30 arasında değer kaybetti. Şimdiye kadar bu durum ABD’de büyük bir ayaklanmaya yol açmadı. Ancak memnuniyetsizliğin bir süre daha devam edeceği bu dönemde mevcut politik sisteme karşı bir uyanışın yollarını aramalıyız. Çünkü bir süre daha kapitalist çöküşün devam edeceği ve sosyalist imkanların ortaya çıkacağı bir dönem yaşayacağız.{jcomments on}