Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

İktidarın makası: Sansür

 

Alper İzkara

Bugün bakıldığında Nazi Almanyası sansür konusunda karikatürize edilmiş bir tablo çizse de, bu konuda kesinlikle bir istisna değildir. Sansür halk tabakalarından bilgiyi ve dolayısıyla bilinci uzak tutmak için kullanılan en bilindik yöntemlerdendir. Egemen sınıflar tarih boyunca halk muhalefetinin örgütlenmesini engellemek için sansür kullanmıştır.

CENSORSHIP_2Nazi Almanyası Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels, Nazi iktidarının yaktırdığı yüz milyona yakın sayıda kitaba ilişkin şöyle diyordu: “Bu alevler yalnızca eski çağın kapanışını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda yeni bir çağı aydınlatıyor.” Faşist iktidara tehdit oluşturan yayınlara halkın erişimi engellenmeliydi. Muhalifler öldürüldü,  kitaplar yakıldı, gazeteler ve dergiler toplatıldı, radyo yayınları kesildi, filmler makaslandı. Bugün bakıldığında Nazi Almanyası sansür konusunda karikatürize edilmiş bir tablo çizse de, bu konuda kesinlikle bir istisna değildir. Sansür halk tabakalarından bilgiyi ve dolayısıyla bilinci uzak tutmak için kullanılan en bilindik yöntemlerdendir. Egemen sınıflar tarih boyunca halk muhalefetinin örgütlenmesini engellemek için sansür kullanmıştır. Türkiye tarihine baktığımızda da yazılı basından görsel-işitsel yayınlara kadar iletişim araçlarının tümünde sansür makasının izlerini görüyoruz. Edebiyat, gazete, dergi, radyo, müzik, Yeşilçam… Ne varsa zamanında yeterince nasibini almış sansürden. Bugün Türkiye’de ise televizyon programlarında küfürleri “bip”lemek gibi naif engellemelerden keyfi televizyon kanalı kapatmalarına uzanan geniş bir yelpazede yaşıyoruz sansürü. İktidara sorsak sermayenin bekası için düşünce özgürlüğü, haber alma özgürlüğü gibi küçük ayrıntılara takılmanın gereği yok tabii. Türkiye’de iktidarların mütemadiyen dillendirdiği “Halkı zararlı yayınlardan korumak” adı altında yapıla gelen uygulamalara baktığımızda da, sansürün halkı mı yoksa iktidarı mı korumak için uygulandığını rahatça ayırt edebiliyoruz.

Karartılan gözler, boğulan sesler
En taze örneklerden başlamak gerekirse; geçtiğimiz aylarda hiçbir sebep gösterilmeden yayını kesilen Hayat Televizyonu, iktidarın halk muhalefetine karşı en küçük bir tahammül gösteremediğinin açık göstergesidir. Ezilen kesimleri ekrana taşıma amacıyla yayıncılık yapan bu kanala yönelik saldırganlık, medya hegemonyasını korumaya çalışan burjuvazinin, kitlelerin bilinçlenmesinden ne denli korktuğunun kanıtıdır. 19 Mayıs 2008’de günlük olarak yayımlanmaya başlanan Alternatif Gazetesi’nin yayını ise henüz 7 günlükken “PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla bir ay süreyle durduruldu. Alternatif’in hemen ardından Gelecek Gazetesi de bir aylık süreyle kapatıldı. 28 Mayıs 2008 tarihinde yayın hayatına başlayan Gelecek Gazetesi’ne İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen yayın durdurma ve toplatma cezasına gerekçe olarak Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarına yer vermek ve Öcalan için “Kürt Halk Önderi” ifadesini kullanma gösterildi. Kürt demokratik hareketinin yayın organlarının uğradıkları baskıyı yazmaya kalksak yerimizin yetmeyeceği aşikâr. Yine de kısa bir özet geçersek: 4 Ağustos 2006 ile 27 Eylül 2008 tarihleri arasında, günlük yayın yapan Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Yaşamda Gündem, Güncel, Azadiya Welat, Gerçek Demokrasi gazeteleri ile haftalık yayın yapan Yedinci Gün, Haftaya Bakış, Yaşamda Demokrasi, Toplumsal Demokrasi, Öteki Bakış ve Yeni Bakış gazeteleri toplamda 30 kez yayın durdurma cezası aldı. Bir diğer sansür girişimi ise 1 Mayıs 2008’de İstanbul’da yaşanan drama yönelikti. Hatırlanacağı gibi Vazife ve Salahiyet Kanunu’nu yenileyerek arkasını sağlama aldığı kolluk kuvvetlerini acımasızca emekçinin üstüne salan AKP, belediyelerine verdiği emirle Taksim, Harbiye, Osmanbey, Şişli gibi halk-polis çatışmalarının yaşandığı semtlerdeki MOBESE kameralarını kapattırmış, (1) buralarda halka reva gördüğü muamelenin görüntülerini bütün gücüyle örtbas etmeye çalışmıştı. Bir başka tartışma da yıllardır Tayyip Erdoğan ile mizah camiası arasında yaşanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın karikatüristlerle (Salih Memecan’ı tenzih ederiz) arasının pek iyi olmadığı malum. Çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış birçok karikatür Erdoğan tarafından dava edilmiş, son olarak 2006 yılında Başbakan’ın “Tayyipler âlemi” adlı kapak karikatürü nedeniyle Penguen dergisi aleyhine açtığı 40 bin YTL’lik tazminat davası reddedilmişti. (2) Davayı reddeden mahkeme gerekçe olarak sanatçıları, düşünürleri, yazarları ve şairleri tazminat silahı ile susturulmuş bir toplumda, fikir zenginliğinin sağlanamayacağını belirtmiş, kararda, “Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip olduğu güç nispetinde eleştiriye açık olması ve buna katlanması gerekir” denmişti. Bu karardan sonra Başbakan’ın burnunun biraz sürtüleceğini uman zavallı bizler yanıldığımızı çok geçmeden anladık, zira sansür makası sanal alemi kırpmakta gecikmedi.

Bu siteye erişim…
06.03.2007 tarihi Türkiye’de haberleşme özgürlüğü adına bir dönüm noktasıydı. O zamana kadar site engellemelerine tek tük rastlıyorduk. 6 Mart’ta Youtube video paylaşım sitesine eklenen bir videoda “Atatürk’e hakaret edildiği” gerekçesiyle site erişime kapandı. Siteye eklenen bir video yüzünden bütün bir ülke halkının haber alma özgürlüğüne kast eden zihniyetin eleştirisini yapmaya lüzum yok. Nitekim aynı zihniyet bu olaydan sonra “artık zamanın geldiğini anlamış” olacak ki kolları sıvadı ve internete karşı kapsamlı bir taarruza geçti. 04.05.2007 tarihinde “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi” adıyla çıkarılan kanunla (3) beraber site engellemeleri hayatımızın bir parçası haline gelmeye başladı. Amacı AKP tarafından “çocuk pornosu ve gerçek parayla kumar oynatan sitelere” karşı önlem almak olarak açıklanan kanun değişikliğinin gerçek etkileri çok geçmeden hissedilmeye başlandı. Artık beyaz fon üzerine kırmızı ile yazılmış “Bu siteye erişim mahkeme kararı ile engellenmiştir” yazısıyla karşılaşmak olağan bir durum haline gelmiş, birçok siyaset, edebiyat, sanat, haber sitesi devlet sansürünün kurbanı olmuştu. 2007’nin Kasım ayından itibaren 861’i yargı kararı olmaksızın, 251’i yargı kararıyla bin 112 internet sitesinin erişimi engellendi.(4) Bilimsel yayın yapan veya sol görüşlü diyebileceğimiz onlarca siteye erişilemezken, türlü dinci-ırkçı-şoven siteye hiç dokunulmamış olması da yetkili odakların zararlı yayınları tespit ederken ne kadar seçici olduklarının delilidir. Sansür yasası çıkışından sonra birkaç ay içinde internete sansür uygulaması öyle keyfi bir duruma gelindi ki engellenen sitelerin kimisinde, sitenin hangi mahkemenin hangi kararıyla kapatıldığı bile yazmıyor, yani yasağa karşı bir dava açılmak istense ne gerekçeyle açılacağı bile meçhul kalıyor. İnternet ile yıldızları hiç barışmamış bir isim de son birkaç haftada davacı olduğu internet siteleriyle yeniden gündeme geldi. Harun Yahya mahlası ile tanıdığımız Adnan Oktar’ın sanal savaşının Ekşi Sözlük ile başlamış olduğunu hatırlarsınız. 2006 yılında dava ederek erişime kapattırdığı Ekşi Sözlük erişime yeniden açılsa da Oktar’ın internet muhalefetiyle olan davası bitmedi. Geçtiğimiz haftalarda şahsı ve onun “Yaradılış Atlası” adlı kitabı hakkında kişilik haklarını ihlal eder nitelikteki yazılar nedeniyle açtığı davalar sonucu, Darvinci-zoolog Richard Dawkins’in kişisel sitesine ve Eğitim-Sen internet sitesine erişim engellendi. Bu engellemelere tepki olarak Dawkins’in sitesinin ana sayfasına “Türkiye’de Yasaklandı” başlığı kondu. Eğitim-Sen’in engellemeye karşı yaptığı açıklama ise bugün sansürün gerici iktidar ve onun destekçilerinin elinde nasıl bir silaha dönüştüğünü özetler nitelikte : “Sorun basit bir site kapatma sorunu değildir. Ülkemizde Harun Yahya adıyla özdeşleşen, bilimsel olarak ciddiye alınır bir yanı olmayan “yaradılışçı” iddialar, arkasında küresel ve yerel iktidarlarca beslenen gericiliğin desteğini aldığından yaygın bir alanda faaliyet yürütüyorlar. Eğitim Sen’in internet sitesi, aynı zamanda çocuklarımızın zihninin Bilim dışı safsatalarla doldurulmasına karşı çıktığı için kapatılmıştır. Bir eğitim ve bilim örgütünün, bilimselliği kanıtlanmış gerçekleri ifade ettiği için “bilim dışı düşünceleri ifade etmekle” suçlanması, üstelik bunun bir mahkeme kararı ile tescil edilmesinin akılla ve mantıkla izah edilebilir bir yanı yoktur.”(5)

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8834493.asp?gid=229&sz=40512
(2) http://www.milliyet.com.tr/2006/02/15/guncel/gun08.html
(3) http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5651.html
(4) http://www.ntvmsnbc.com/news/460394.asp
(5) http://www.egitimsen.info/index.php?yazi=1692{jcomments on}