Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Altınova’ya iyice bir bakın, Orada Aktütün’ü de göreceksiniz


Yarınlar

Aslında Kürtler geldiler ve işimizi elimizden aldılar demek, Kürtler ölsünler onların yaşamaya hakkı yok demek değilse nedir? Kürtler zorunlu olarak o bölgelere gittilerse mecburen oradaki ekmek de paylaşılacak. Siz başka bir çözüm görüyor musunuz?

LiveImages_Foto_Haber_ORTALIK_SAVA_ALANINA_DND_D30205258Bu yazı, Balıkesir’in Ayvalık ilçesi Altınova beldesinde 2 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine başlayan olaylar üzerine, yine Altınova’ya yakın bir İzmir ilçesinin bir köy kahvesinde, bir akşam vakti; biri Muş Kürtlerinden, ikisi Dersim’in Zazalarından, ikisi de köyün yerlisi 5 kişi arsında konu üzerine yapılan bir sohbet sonrasında yazılmaya karar verilmiştir. Bu kahvehane sohbetinin ertesi günü Aktütün karakolunda 15 askerin hayatını kaybettiği haberi geldi ve iki olay üst üste çakışmış oldu. Bu satırların yazarı aynı günün akşamı uzun bir tren yolculuğuna çıktı (Uzun tren yolculukları düşünmek için birebirdir). Sabahın 6’sında trenin durduğu bir istasyondan gazete alıp köşe yazarlarını okudu. Köşe yazarları ne mi yazıyor? Siz de zaten bakmışsınızdır. Ama yine de özetleyelim. Bu saldırının istihbaratının nasıl olup da alınmadığı, o karakolun orada ne işinin olduğu, PKK’nin o ağır silahları nasıl tedarik ettiği, TSK’nin o kadar teknolojik imkâna karşın neden hala ağır kayıplar verdiği ve son olarak da “hainlerden” hesabın nasıl sorulması gerektiği tartışılıyordu. Telefon bağlantısıyla canlı yayınlara katılıp, taktikler veren emekli generalleri de unutmayalım. Ben kendi adıma bu tür olaylardan sonra gazetelerin artık bıkkınlık vermiş manşetlerinden, köşe yazarlarının ezberlediğim tespitlerinden ve Tayyip Erdoğan’ın baygın bakışlı nutuklarından fena halde sıkılmış bulunmaktayım. En iyisi mi biz yine köy kahvesine dönüp bir demli çay içelim.

Onlar gidiyorsa ben niye gitmeyeyim
Sohbeti ben açıyorum. Altınova’da çatışmalar çıkmış haberiniz var mı? Muşlu arkadaş atlıyor. “Haberim olmaz mı ben de oradaydım.” Ne işin vardı orada? “Bergama’dan, Kınık’tan, Dikili’den Ülkücüler toplanıp gitmiş. Ben niye gitmeyeyim. Yalnız mı bıraksaydım kardeşlerimi. Bizim de 6 otobüs İzmir’den arkadaşımız geldi. Onlar gelmeseydi, çok kötü şeyler olurdu. Jandarma zaten Türklere göz yumdu. DTP olaya el atmış. Emine Ayna da geldi. Sırrı Sakık da Meclis’te gündeme getirmiş olayı. İzmir’den gelinmeseydi arkadaşlarımız orda linç bile olurdu.” Köy’ün yerlilerine kulak kabartıyorum. Acaba bir şey diyecekler mi? Ses çıkmıyor. Çünkü Muşlu olan arkadaş sert çıkmıştı. Ortam gerilmesin diye muhtemelen cevap vermek istemediler. Ancak şöyle bir diyalog da çok mümkün. “Bilader PKK’lılar Altınova’da iki kişiyi öldürmüşler. Yarın cenazeleri kaldırılacakmış. Ülkü Ocağı otobüs kaldıracak, biz de gidelim. Meydanı bırakmayalım PKK’lılara.”

Yukarıda olayların sıcağıyla gençler arasında yaşanmış ve yaşanabilecek diyaloglardan bahsettik. Bu diyalogların daha değişiklerini normal zamanlarda da duyabiliriz. Kürtler geldi işimizi elimizden aldı denilebilir mesela. Kürtler göç ya da zorunlu göç sonucu Batı’da değişik yerlere yerleşince gittikleri yerlerde kendi içlerinde daha sıkı bir toplumsal yapı oluşturdular. Göçmenlere özgü çaresizlikle gittikleri yerlerde en ağır işleri, en ucuz ücretlerle yaptılar ve çok çalıştılar. Yaratılan ekonomik değere aile büyüklerinin el koymasıyla da çok çabuk kalkınmaya başladılar. İnşaat’ta çalışanların bazıları inşaat malzemecisi, müteahhit vb. oldular. Kürt nüfusunun örgütlü olması sayesinde hal işine, dolmuş-otobüs hatlarına girdiler. Hatta bazıları Kürt mafyası bile oldu. Bu sürecin tamamı Kürtlere karşı yukarıda söylediğimiz “Kürtler geldiler ve işimizi elimizden aldılar” söyleminin oluşmasına yol açtı.

Kürtler canı sıkıldıkları için gelmediler
Aslında Kürtler geldiler ve işimizi elimizden aldılar demek, Kürtler ölsünler onların yaşamaya hakkı yok demek değilse nedir? Kürtler zorunlu olarak o bölgelere gittilerse mecburen oradaki ekmek de paylaşılacak. Siz başka bir çözüm görüyor musunuz? Artık anlatmaktan bıktığımız fakat anlatmak zorunda olduğumuz bir gerçeği yine anlatacağız. Bu ülkede 1960’ların sonundan itibaren dozu artarak ve 1980’lerin sonu itibariyle en yüksek dozuna ulaşarak Kürt sorunu vardır deniliyor. Ve Kürtler biz kendi dilimizi özgürce kullanmak istiyoruz diye talepte bulunuyorlar. Bu konudaki resmi siyasetse, hayır aslında sizin ana diliniz Türkçedir oturun bakayım yerinize diyor. Cumhuriyet’in Kürt sorununa bakışı “Kürtler nasılsa Türkleşirler” şeklindeydi. Ama görüldüğü üzere o iş olmadı. Kürtler’in önemli bir kısmı Türkleşmedi aksine güçlü bir biçimde örgütlendiler. İşte bu en temel gerçeğin üzerine örtü örtünce, bu gerçek yokmuş gibi davranılınca Aktütün Karakolu da anlaşılamaz. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ göreve geldikten hemen sonra Diyarbakır’da yaptığı açıklamada “Türkiye terörden çok çekti bu bir gerçek. Bugüne kadar kaybettiğimiz insan 30 – 35 bin civarında. Vatandaş olarak kaybettiğimiz 5600 – 5700 civarında. 6 bin 500 civarında güvenlik kuvvetimiz bu mücadelede şehit olmuştur.” Başbuğ’un yaptığı açıklamanın da gösterdiği gibi hayatını kaybeden PKK’li sayısı 20 bin civarında. 20 bin insan olmayan bir sorun nedeniyle ölebilir mi? Bu kadar insan kışkırtmayla mı öldü? Bu soruların cevabı bizce açıktır. Hiçbir güç, olmayan bir sorun üzerine 20 bin kişinin dağda ölmesine yol açamaz.

Altınova’daki çatışmaların ardından hala gazeteler, siyasetçiler “Doğu kökenli yurttaşlarımız” diyorlar. 24 yıldır bu kadar kan ve revanın içinden Kürt Sorunuyla ilgili söylem hala “Doğu kökenli” düzeyine kadar ilerleyebildiyse, hiç kimse kusura bakmasın; bu ülkede daha çok acılar çekilecek demektir, emperyalizm Kürt Sorunu’na daha çok müdahil olacaktır.

Emperyalizm’e karşısınız ama Kürt düşmanısınız
Çoğunluğunu kendisini demokrat diye tanımlayan insanların oluşturduğu bir kesim, emekçilerin haklarını savunduklarını, bağımsızlıktan yana olduklarını, emperyalizme düşman olduklarını, dincileri sevmediklerini söylüyorlar. Fakat konu Kürt sorununa gelince, işler karışıyor. “Onların amacı başka” deniyor. “Hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız” deniyor. Orada bir set oluşturuluyor. Tamam, hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız ama onlar Kürt olarak bu ülkenin vatandaşı olmak istiyorlar, bir kimlik talepleri var diyoruz. “O talep emperyalizmin işine yarar” diyorlar. Biz de onlara, asıl bu kimlik talebi karşılanmazsa ve bu sorun uluslararası bir boyutta kalırsa asıl o zaman emperyalistlerce kullanılma söz konusu olur ve Kürtler bu ülke içerisinde ortak bir kader inşa etme olanaklarını göremezler. Biz de ne söylersek söyleyelim para etmez. Bu nedenle, Emperyalizme karşı mısınız? O zaman Kürt sorununa bir çözüm aramaktan yana olacaksınız. Baksanıza ABD’nin bir dediğini iki etmeyen iktidar odaklarının istinasız tamamı daha fazla askeri tedbirden medet umuyorlar. Aralarındaki fark taktik farklardan ibarettir, başka bir şey değil.

Hiçbir gerçek mağduriyet ABD’nin Ortadoğu politikasına eklemlenmeyi mazur gösteremez
Diğer taraftan bakılınca, Kürtler arasında “Bir parça iktidarımız olsun da gerisi ne olursa olsun” anlayışının çok yaygın olduğunu görüyoruz. “TC olmasın da, isterse dünyanın en belalı devleti gelip tepemize çöksün bizim için fark etmez. Artık kendi vatanımızda yaşamak istiyoruz. TC bize ne verdi ki?” deniyor. Evet, Kürtler’in nerdeyse hiçbir kimlik talepleri karşılanmamıştır. Üstüne üstük bir de fakir kalmışlardır. Ama biz de gelin yine eski düzende devam edelim demiyoruz ki. Emperyalist zinciri kıralım, emekçilerin egemenliğini kuralım, Kürtler’e kendi dillerini özgürce kullanmalarının ortamını yaratalım diyoruz. Bu çağrıyı örgütlemekten başkaca yapabileceğimiz bir şey olduğunu da düşünmüyoruz.

Tek çimento sosyalizm olabilir
Yukarıda çok özet olarak bir siyasal programdan bahsettik. Emperyalizmden bağımsızlaşmış bir emekçi cumhuriyeti kuralım ve Kürtler de kimlik taleplerine bu kapsamda kavuşsunlar. Türk ile Kürdü ancak bu temelde bir arada tutabiliriz dedik. Fakat bu projeyi ancak sosyalistlerin gerçekleştirebileceğini de söylemeliyiz. Peki, bu programa mecbur muyuz? Elbette mecburuz. ABD’nin Irak vasıtasıyla Türkiye’nin komşusu olduğu, Türklerle Kürtler’in iç içe yaşadığı küçük şehirlerde sıradan esnaf kavgalarının bile bir anda çatışmaya dönüşme potansiyeline sahip olduğu ve Ülkü Ocakları’nın burada özel bir göreve sahip olduğu, diğer taraftan toplumun tarikatlar kanalıyla yeniden örgütlendiği ve Kürt’lerin de bu kapsamda örgütlenilmek istendiği koşullarda elbette mecburuz. Yoksa o köy kahvelerinde oturup sohbet etme imkânını bir daha bulamayabiliriz. Onun için Altınova’ya iyice bir bakın, oradan Aktütün’e de anlayabilirsiniz.{jcomments on}