Gerçeğin gerisine düşmek: Asansörle inilen odadaki devlet

 

Haluk T. Canatay

“Ben sizin gibi normal subay mıyım oğlum. Beni atayan adamın odasına Genelkurmay Başkanının odasından asansörle iniliyor. Sizin maaşı hep halktan toplanan vergilerden veriyorlar, benimkini Tanfer abi kendisi yapıyor. Günde iki kez boncukları toplayıp satmaya götürüyorlar, maaşlar oradan çıkıyor.”

sarizeybek1Ben yazılarıma -tıpkı pilava katmayı sevdiğim bir tutam safran gibi- serptiğim absürd olayları hayal gücüme dayanarak bulmayı doğrusu çok severdim. Genç okurlarım karşıma geçip “Yazdığınız olayları gerçek mi?” diye saf bir heyecanla gözlerime baktıklarında doğrusu çok eğlenirdim. Ama artık nerede, hangi konuyu birazcık şaşırtıcı üslupla ele alabilirim ki, canımdan çok sevdiğim okur? Bakın size olayı anlatmadan önce hepinizin bildiği bir gerçeğin altını çizeyim:

Adam general, Türk ordusunun okuluna girmiş, eşek değilmiş atılmamış, aptal değilmiş sınıfta kalmamış, güzelce okumuş hatta sınıf arkadaşlardan akıllıymış kurmay sınıftan çıkmış. Görev yerine gitmiş, beceriksiz değilmiş rütbe almış, işbilmez değilmiş tayin olmuş. Yüksele yüksele ordunun en yüksek makamına, biz fanilerin Paşa dediği makama çıkmış. Yani orduda bunlardan kaç tane var desen bir avuç. Paşa deyip geçme sevgili okur çok az bulunur bu adamlar; hepsini bir spor salonuna toplasan dünya kadar boş yer kalır. Türk ordusu dediğimiz kurumu ise bir araya toplasan statlar almaz, şehir doldurur. Onlardan pek azı subay, subaylardan pek azı kurmay subay, kurmay subaylardan pek azı general oluyor. O derece kıymetli bu adam. Ben şimdi yazarken küçük harfle yazıyorum, Microsoft Word beni uyarıyor altını çizip, sağ tıklayıp “Kuralı açıkla”  diyorum, “Büyük yaz eşek herif, Paşa bu hiç küçük yazılır mı?” uyarısı çıkıyor, o kadar önemli bir adam bu Paşa. Ordumuzdaki en akıllı adam bu adam.

Gazeteyi açtım okuyorum, bir adam gelmiş paşaya demiş ki, ben demiş derin devletim, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş paşanın odasında gizli bir kapı var, ben odama o kapıdan geçip asansörle iniyorum. Jandarma İl Komutanı inanmış, anlatıyor, “Benim tayinimi o yaptırdı sanıyordum.” Bakın ordumuzun medarı iftiharına, en seçilmiş insanlarına bakın. Derin devlet abiye demiş ki Paşa, bizim astsubayların Yargıtay’da dosyası var, esas numaralarını al da bir hallediver demiş. Bu ülkede bir faninin gelip geleceği en yüksek makama gelmiş bir Paşa efendi hazretleri, bu ülkenin yüksek yargısının ne idüğü belirsiz bir adamı, tek numarası odasına Doğan Güreş’in odasından asansörle inmek olan bir zırtapoz istedi diye bir dosyada hukuka aykırı karar vereceğine inanıyor. Ne absürd, ne akıl almaz bir durum değil mi? (Tabi değil de, neme lazım diye yazdım sevgili okur. İzmir’de polisin tek kurşunla kafasından vurup öldürdüğü Baran’ın babası, oğlunu vuran polislerin maaşlarını devletten alan ve her gün mesaiye giden polislerin bulunamamasına isyan edip, bu nasıl iş diye sorunca, TCK 301’den dava açıldı aleyhinde. Adliyenin manevi şahsiyetini tangır tungur etmekten yargılanıyor şimdi. Dava açılınca basın toplantısı yapıp isyan etti; “Görevi başındaki polisleri bulamayan polislere soruşturma açmayanlar, ben bunu söyledim diye bana soruşturma açıyorlar.” Mehmet beye bir 301 daha patlamasın mı? O yüzden korkuyorum adliyemizin manevi şahsiyeti pek hassastır, her lafı kaldırmaz. Paşa torpil ararken aldırmaz da, bu nasıl iş deyince tangır tungur olup 301 kapsamına alıverir.)

Asansörle iniyor
Neyse efendim bırakalım bu uzun parantezi bir yana bu adam kimdir diyenler 23 Ağustos günlü Radikal gazetesine bakabilirler. Gazeteye göre paşaları dolandıran dolandırıcının derin devlet değil derin dolandırıcı olduğu anlaşılınca normal devlet soruşturma yapmış, adamı derin devlet sanan paşaya, albaya sormuş, aldığı cevapları da aynen raporuna yazmış: “(Radikal’den alıntıdır.) Hakkında soruşturma açılan Albay Sarızeybek için hazırlanan evrakta şu değerlendirme vardı: “Genelkurmay Başkanı’nın özel istihbarat temsilcisi olduğu, Genelkurmay Başkanı’nın makam odasından asansörle inilen bir odada çalışmalar yaptığı, Genelkurmay Başkanı’nın özel emriyle Kuzey Irak’a ve Bağdat’a gidip geldiği, kendisini Şanlıurfa’ya bizzat kendisinin tayin ettirdiği, Tuğgeneral Evci’nin görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını kendisinin sağladığı’ anlamındaki sözlerine Tuğgeneral İsmail Evci’nin kendisine şahsın Genelkurmay Başkanı’nın adamıdır’ demesi sebebiyle inandığını ifade etmektedir.” Bu güzel ülkenin genelkurmayında müfettiş olarak çalışan bir subayda bu denli geniş hayal gücü olamayacağına göre; bu olaylar gerçekten olmuş demektir. Devletin ordusunun Urfa’da görev yapan Albayı kendisini Urfa’ya yollayan gücün normal devlet değil Doğan Güreş’in odasından inilen asansörlü odada çalışan Yalçın Tanfer adında bir derin devlet olduğunu sanmaktadır.

Maaş boncuktan geliyor
Sevgili okur, hırsımdan klavyeyi ısırıyorum. Ben nasıl rekabet ederim bu hayal gücüyle, bu adamlar ordumuzun en akıllı insanları, en büyük komutanları şunların inandıkları şeye bakar mısınız? Ben ona daha ne yazarsam yazayım ilginç gelmez, gelemez. Elbette bu ülkede kitap satışları artmaz, gazete tirajları yerlerde sürünür. Ordunun en akıllı, en yetenekli mensupları bulundukları göreve (ki görev deyip geçmeyin, bu mümtaz kişi Urfa İl Jandarma Komutanıdır) kendisini atayanın Yalçın Tanfer olduğuna emin. Eh bu adam science fiction dinler mi? Fantastik edebiyata kulak asar mı? Ben onun yerinde olsam türkü bile dinlemem. Kurtuluş savaşıymış, Sivas kongresiymiş, meclismiş, darbeymiş, demokrasiymiş bu adam bunları dinlemez elbette. Konuşuyordur etrafla, “Ben sizin gibi normal subay mıyım oğlum. Beni atayan adamın odasına Genelkurmay Başkanının odasından asansörle iniliyor. Sizin maaşı hep halktan toplanan vergilerden veriyorlar, benimkini Tanfer abi kendisi yapıyor. Günde iki kez boncukları toplayıp satmaya götürüyorlar, maaşlar oradan çıkıyor. Tanfer abimiz lifli beslenmeye özen gösterirse günde dört sefer boncuk arama tarama faaliyetine çıkılmak suretiyle, gelirleri arttırmak dahi mümkün oluyor.”

Şimdi canımdan çok sevdiğim okur ben sana bir adam tarif etsem, bu ülkenin en şerefli komutanları adına hareket ettiğini söyleyip milletten para istemiş ve almış, DGM’ye bilgisayar demiş evinde MSN, chat, You Tube üçgeni kurmuş. (Abimiz derin devlet olduğu için onun evindeki bilgisayara You Tube yasaklı değilmiş)  Kadın satıcılarına gidip “Ben sizi korurum, Küçük’ün adamıyım” demiş, kadın satan kişiler kendisine “Bu adam vatanı için kurşun atıp kurşun yiyen bir kahraman, ne işi olur bizimle, nasıl korur bizi? Yarın baskın yesek Zührevi Hastalıklar Hastanesinden bize torpil mi yaptıracak?” dememişler. “Sağol abi” demişler, paraları vermişler desem; “Olur mu öyle şey? Senin de iki yazını mütebessim bir ifadeyle okuduk diye hemen sapıttın Canatay” demez misin?

Güldürürken X yapma
Aşağıda özeti yazan olay, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın Susurluk Raporu’nun 76. sayfasına girdi. İtirafın tamamı, raporun 10 numaralı eki arşivlerde duruyor; diyor ki Jitemci; “Üç orta yaşlı vatandaşı aldık, merkeze getirdik, sorguladık. Bu vatandaşların örgütle herhangi bir bağını tespit edemedik. Meğer bize bu vatandaşları ihbar eden Gija Şanlı’nın yeğeniyle bu vatandaşlar arasında kan davası varmış. İhbar bu nedenle olmuş. Bunları serbest bırakmayı düşündük fakat, Şanlı’nın yeğeni JİTEM yetkililerine ‘Eğer bunlar serbest bırakılırsa güvenliğimiz tehlikeye girer’ dedi. Bunun üzerine Şanlı’ların hatırı için suçsuz yere üç vatandaşı Nusaybin, İdil arasında infaz ederek araziye attık.”

Ben de isterim neşeli bir üslupla yazalım ama bunların marifetlerini tahayyül etmek mümkün değil ki. Mesele üç kişinin devletin Jitemiyle kan davasına kurban edilmesi değil, benim için sorun gerçeğin gerisine düşmek. Yoksa sevgili okur biliyorsun benim için güldürürken düşündüren, düşündürürken de acı acı gülümseten yazılar yazmak çocuk oyuncağı. Yaz üzücü olayı, koy arkasına bir Levent Kırca cümlesi, olsun sana mizah yazısı. Bakınız yukarıdaki paragrafın sonuna, “Başımızda böyle paşalar oldukça biz daha çoook faili meçhul yaşarız anacım” cümlesini ekleyerek okuduğunuzda dudaklarınızda beliren o gülümseme 80 kuşağı bir Türk evladını “güldürürken X yapma” konusunda asla zorluk çekmeyeceğimizi gösterir.

Glu glu dansı
Yüksek sesle durmadan tekrar ettiğimiz her şey bir süre sonra anlamsız hale gelir, susurluk, susurluk, susurluk diye on kere tekrar ettiniz mi, iç sesiniz Erbakan hoca gibi “glu glu dansı yapıyorlar” deyiverir. Tayyip bey ile birlikte Ergenekon’a karşı Agarta’dan beri savaşan büyük Türk büyüğü, George Clooney’e benzerliği E. Özkök tarafından dört kez yazılmış canımız pirimiz Abdullah Gül hocasını affederken, “Ergenekon demokrasi savaşı mıdır yoksa ulusalcıların tasfiyesi midir?” savaşına tutuşanlara bakıp saf tutmaya çalışanlara bakınca yazmak gerçekten de zor oluyor.

Ben gene de araştırmacı gazeteci olarak hiç bilinmeyen bir gerçeği açıklayarak farkımı ortaya koymak isterim. Ergenekon’un başladığı gün, Ahsen hanımın uyuyan hücrelere verdiği şifreli mesajı telaffuz ettiği gündür. Ayşe tatile çıktı’dan sonra siyasi tarihimizin en önemli kodu budur. Ahsen hanım “Sizi çok seviyorum Bakan Bey.” diyerek ulusalcıların içine sızmış olan ve sıfır temasla çalışan uyuyan hücreleri uyandırmış, düğmeye basıldığını bildirmiştir. Tarihin yıllar sonra teyit edeceği bu gerçeği burada kayda geçirelim, tarihe not düşelim.

Yoksa başımızda böyle derin devletler oldukça, biz daha çook boncuk ararız anacığım.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99