Filistin tarihi ve bir şair: Mahmud Derviş

 

Bahar Alimoğlu

Mahmud Derviş ne ağaç kovuğundan çıktı ne gökten düştü… İsrailli Siyonistlerin zulümleri doğurdu onu, Filistin halkının asırlık acıları emzirdi, işgale direnişin kollarında büyüdü, serpildi. İçine doğduğu acımasız dünyada direnişin, bağımsızlığın, özgürlüğün ve zaferin şiirlerini yazdı.

mahmud1Yıl 1948… 19. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Birinci Siyonist Kongresi’nde alınan ve Siyonizmin bir fikir hareketi olmaktan öteye geçtiğini ifade eden “Filistin’de Yahudiler için bir sığınma yeri kurulması” kararı, “İsrail Devleti’nin Kuruluş Deklarasyonu”nun yayınlanmasıyla uygulamaya geçti. 1. Dünya Savaşı öncesi ve savaş süresince hızlanarak devam eden ve emperyalist devletlerden tam destek gören Siyonizm, kanlı canlı bir varlık olarak Filistin coğrafyasında. Mahmud Derviş, 7 yaşında ve köyüne yapılan Siyonist saldırılar yüzünden kendi yurdundan sürgün Filistinli binlerce çocuktan biri o zamanlar.

İntifada başlıyor
Siyonist saldırılara Filistinlilerin cevabı gecikmedi. Çok geçmeden Arap-Yahudi savaşları başladı, birçok Filistinli kurtuluş örgütü kuruldu. Ve nihayet, İsrail’in kuruluşundan 40 yıl sonra, 1988’de Mahmud Derviş’in kaleme aldığı “Filistin’in Bağımsızlık Deklarasyonu” ile İsrail işgali altındaki Batı Şeria ile Gazze Şeridi’ni kapsayacak bağımsız bir Filistin devletinin kurulduğu ilan edildi. Filistinlilerin, işgal bölgelerinde Siyonistlere karşı giriştiği ve “taş atan Filistinli çocuk” fotoğraflarıyla hafızalara kazınan “İntifada” hareketinin de başlangıcı olan 1988... Artık sürgün edilen çocuk görüntülerinden çok; tanklara taşlarıyla, yürekleriyle karşı koyan Filistinli çocuk görüntüleri hakim coğrafyada.

Hem şair hem militan
Çocuk yaşta köyünü terk etmek zorunda kalan, direniş kültürünü çocuklarına kadar aşılayan Filistin halkının evladı, vatan şairi Mahmud Derviş’in sürgünlük hali, “Nasıl başlarsa öyle gider” misali hayatı boyunca da devam etti. Yazıları ve şiirleri nedeniyle defalarca tutuklandı, sürgün edildi, hapis yattı, evden çıkma yasakları aldı. Kendi ifadesiyle “Yerini değiştirdi ama pozisyonunu değiştirmedi.” Hep halkının safında, halktan biri olarak yer aldı. Sadece şiirleriyle manen değil mücadelenin içinde bilfiil bulunarak madden de direnişi örgütledi. El-Ard (Toprak) hareketine katıldı, yıllarca FKÖ’nün yönetiminde yer aldı. Mahmud Derviş, bağımsızlık mücadelesine katılmaktan geri kalmadığı gibi, mücadelenin nasıl olursa daha güçlü olabileceğine de kafa yoruyordu. Bu bağlamda da El Fetih ve Hamas arasındaki çatışmaları sert bir dille eleştiriyordu.

Savaş ve işgal içinde doğup, barış durumunu yaşamadan bilen ve özleyen, halkının asırlık acılarını bir yumru gibi yüreğinde taşıyan bir şairdi Mahmud Derviş. Ve mücadelenin en önemli besini olarak sanatı, şiiri gören tüm devrimci aydınlar gibi, örneğin Nazım Hikmet gibi sınıf mücadelelerinde, bağımsızlık savaşlarında aktif mücadele eden sıra neferlerinden biriydi aynı zamanda.

“Bir Filistin vardı Bir Filistin gene var”
Mahmud Derviş ne ağaç kovuğundan çıktı ne gökten düştü… İsrailli Siyonistlerin zulümleri doğurdu onu, Filistin halkının asırlık acıları emzirdi, işgale direnişin kollarında büyüdü, serpildi. İçine doğduğu acımasız dünyada direnişin, bağımsızlığın, özgürlüğün ve zaferin şiirlerini yazdı. Halkının ve kendinin acılarını, halkının ve kendinin düşlerini… Şimdi ne kadar uzak gibi görünse de Filistin semalarında sadece kuşların ve uçurtmaların uçtuğu günler, bir gün İsrail zulmünden beslenmeyen özgür şiirler de yazacak Filistinli şairler. Mahmud Derviş’in de asıl istediği buydu. Ama bu zulüm bitmedikçe, direnen de bitmeyecek, direniş de, direnişin şiirleri, şairleri de…  “Bir Filistin vardı / bir Filistin gene var” diyor ya; Bir Mahmud Derviş de vardı, bir Mahmud Derviş de gene var. Özgür Filistin’de yaşanan acılar unutuluncaya kadar da olacak.


Derviş’in şiirinden Filistin ve İntifada

Sürgünde yaşam, savaş, göç, direniş ruhu, yaşanan kayıplar ve ölümleri şiirinde konu etti Mahmud Derviş. Filistin Milli Marşı “Neşid El İntifada” da dahil olmak üzere pek çok şiiri direnişin marşı oldu. Bu durumun tek sebebi Mahmud Derviş’in Filistin halkının yaşadığı acıların ortağı olması ve direnişe güç veren inancının şiirine yansımasıydı. Örneğin 1982’de Sabra-Şatilla katliamının ardından daha sonraları Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü ve Lenin Ödülü’nü alacak “Beyrut Kasidesi”ni yazmıştır.

“Kimlik Kartı” şiirinde geçimini, çocuklarını, kaşını gözünü anlatır Filistinlilerin Mahmud Derviş. Ve işgalcilere seslenir, atalarının bağlarını, çocuklarıyla sürdüğü toprağı nasıl yağmaladıklarını hatırlatır. Kayalıklardan başka bir şey bırakmamışlardır onlara ve onları da alacaklarını söylemektedir Siyonist hükümet.”Öyleyse!” der; “Kaydet!/ Kaydet birinci sayfanın en başına!/ Nefret etmem insanlardan/ Hiç kimseye saldırmam/ Ama aç kalınca/ Yerim etini toprağımı gaspedenin, yerim!/ Kolla kendini, kork benim açlığımdan!/ Kork benim öfkemden!/ Kolla kendini!” Haklı kavgada nasıl bir atmacaya dönüştüğünü görürüz Filistinlinin, toprağı ve özgürlüğünden başka derdi yoktur, kimsenin beş karış toprağında, emeğinde gözü yoktur. Ve başka bir şiirde de “Sarılabilirim ağlayan bir Yahudi çocuğa” der; kendi çocuklarını acımadan öldürenlerin çocuklarıdır ama bilir intikamın kimden alınacağını. Kendi insanlığını yitirmek istemez, belki büyüyünce onu vurmaya gelecek çocuğun ağlamasına dayanamaz. Umut eder. Yarım asırı aşkın yaşamında birebir tanık olduğu savaşı kendi çocuklarının ve o Yahudi çocukların bitirmesini umut eder.

“Ahmed Zataar” alı şiirinde de direnişi anlatır. Beyrut’ta bir Filistin kampı olan Tel Zaatar Lübnan iç savaşı sırasında iki ay kuşatma altında kalmıştı. Filistinliler güç koşullar altında kuşatmaya karşı direnmişlerdi. Arapça’da “kekik dağı” anlamına gelen Tel Zaatar Filistin direnişinin bir sembolü haline geldi. Hayali bir kahraman olan Ahmed Zaatar sürekli yerinden edilen ve sürgünde yaşayan Filistinlilerin binlerce adsız kahramanını temsil etmektedir. (http://www.filistindayanisma.org/oku.php?yazi_no=896): “Arap Ahmed, diren!/ Kuşatma altında gezeceğiz/ Ulaşıncaya dek kıyısına/ Ekmeğin ve dalgaların./ Öleceğiz düşü uğruna/ Bir yurdun/ Ve bekleyen yaseminlerin.”
Sürgünde yaşamı da anlatır şiirlerinde. “Sürgünden Mektuplar” şiiri kime yazdığını, nasıl ulaştıracağını bilmediği bir mektubu anlatır; “Babam, kardaşlarım, yakınlarım, yoldaşlarım!/ Belki hayattasınız/ Belki değilsiniz/ Belki benim gibisiniz: Adressiz!/ Yurdu yoksa/ Bayrağı yoksa/ Nedir kıymeti insanın?/ Evet, nedir kıymeti insanın/ Adresi yoksa?!” Sürgünde, savaşta tanımadığın onca insanla omuz omuza savaşırken, adını bilmediğinin ölümüne ağlarken kendi sevdiklerinden bihabersindir. Bilememenin işkencesi vardır ama geri düşmezsin kavgadan. Adressiz, yurtsuz, bayraksız yaşayacağına tüm sevdiklerini ve hayatını kaybetmeyi göze alırsın. Kendi deyimiyle “en güzel kıyıya yürümek”tir bu mücadele ve der ki “Bir Yiğit Türküsü”nde “Yenilmeyeceğiz/ Hiçbir şey yitirmeyeceğiz/ Tabuttan başka!” Zafere inanır, inandırır Mahmud Derviş. Düşmanlarının “İşte Bedeviler! Aha! Allah’ın Arapları!” diye sövmesinden gocunmaz. Övünür Arap olmakla. Çünkü Arap; orağın sapının nasıl tutulacağını bildiği gibi, silahsız nasıl direnileceğini de bilendir. Sadece direnmeyi de değil ev, okul, hastane, fabrika kurmayı, müzik yapmayı, şiir yazmayı da bilirler. Şimdilik ister de ertelerler ya Filistinli aşıklar evlenmeyi, beklerler evlenmek için uygun zamanı “askerlerin keplerinde menekşelerin gövermesi”ni; aşkı da bilirler ya belki herkes gibi, belki herkesten de daha iyi…{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99