Ergenekon, bir devlet operasyonu

 

Yarınlar

Bu şebekeler bir yozlaşmanın ürünü değildir. Devletin işini ancak böyle yürütebiliyor olması nedeniyle oluşturulurlar. Devletin “sığ” vergi dairesi vergi tahsil edemezse, devlet de bunu çok dert ederse, o zaman “derin” vergi dairesi gibi bir şey ortaya çıkabilir. Yani “derin” olan “sığ” olana göbekten bağlıdır. Onun bir parçasıdır.

kukla2graySakallı bebeğin kıyamet alameti olduğuna, dünyanın bir yerlerinde annesine el kaldırdığı için bir kızın taşa döndüğüne, erke dönergecine, büyüye, fala, tek boynuzlu atlara, vampirlere, kurt adamlara, Marduk gezegenine inanmıyorsunuz. Peki Ergenekon operasyonunun, devlet kontrolündeki suç örgütlerini hedef aldığına inanıyor musunuz? İnanıyorsanız tekrar sormak gerekiyor, sizce vampirlerle kurt adamlar bin yıldır birbirleriyle savaşıyor mu? Olmuyor, ne kadar saçmalarsak saçmalayalım, “Ergenekoncular nükleer, biyolojik, kimyasal silah yapıp satacak ve tüm terör örgütlerini kendilerine bağlayacaklardı” diyen Yasemin Çongar’ın yanına bile yaklaşamıyoruz.
İslamcı liberal AKP medyasını, militan işbirlikçi Taraf çevresini, artık sosyal bilimlerin Adnan Hocaları haline gelmiş Radikal 2 tayfasını bir kenara bırakalım. Hala solcu olduğu varsayılan kimi çevrelerin iddiası, Ergenekon’la başlayan sürecin devlet kontrolündeki yasadışı örgütlenmeleri açığa çıkarmak için bir fırsat olduğudur. İddia o ki “Ergenekon İddianamesi ahtapotun kollarından birini yakalamıştır.” Bu kolu çekmeye devam edersek ahtapotun kendisini sudan çıkarabiliriz. O ahtapot kolu diye tuttukları şeyi ellerine kimin verdiğini unutanlar, keyifle çekiştirmeye devam edebilir. Öykünün sonunu merak ederek sayfaları hızlıca çevirirseniz, bulacağınız şey iddianamenin başında zaten yazılıdır: Ergenekon adı verilen örgütün TSK ile, MİT ile ya da bir başka devlet kurumuyla -Allah korusun- bir ilgisi alakası yoktur ve olamaz.

Ergenekon bir devlet operasyonudur
Ergenekon operasyonuyla devlet kontrolündeki yasadışı suç örgütlenmelerinin açığa çıktığını ve “derin devlet”e karşı “sivil toplum”un bir başarı kazandığını iddia edenlerin, devleti zihinlerinde bir vergi dairesi gibi tasarlamış oldukları anlaşılıyor. Öyle ki bu vergi dairesinin bazı sevimsiz çalışanları, diğer çalışanların haberi olmadan vergisini ödemeye gelen vatandaşları döverek ellerinden paralarını alıyor. Bu örnektekine benzer bir grup varsa, ona “derin vergi dairesi” denmez. Ona vergi dairesi çalışanlarından oluşan bir çete denir. Eğer bunlar emekli olmuşlarsa o zaman ancak emekli vergi dairesi çalışanlarından oluşan bir çete olur. Hele ki vergi dairesinin kapısında bekleyerek içeri giren mükellefleri, “müdür ahbabımdır” diyerek dolandırmak isteyen varsa ona da sadece dolandırıcı denir.(1) “Derin vergi dairesi” denilebilecek bir şey örneğin kağıt üzerinde oynayarak vatandaşın vergisini arttıran, ödemeyenleri de sopayla korkutan bir şebeke olabilir. Bu şebekeler bir yozlaşmanın ürünü değildir. Devletin işini ancak böyle yürütebiliyor olması nedeniyle oluşturulurlar. Devletin “sığ” vergi dairesi vergi tahsil edemezse, devlet de bunu çok dert ederse, o zaman “derin” vergi dairesi gibi bir şey ortaya çıkabilir. Yani “derin” olan “sığ” olana göbekten bağlıdır. Onun bir parçasıdır.

Ergenekon’a dönecek olursak, dünyanın gelmiş geçmiş en derin (2) devlet örgütüne karşı yürütülen operasyon, tamamen devlet kurumlarınca yürütülmektedir. Ergenekon’u, Susurluk’la karşılaştırarak uyanıklık yapanlar, bir gerçeği hatırlatmıyor. Gerçek olan ne varsa unutturmaya çalışıyor. Susurluk; milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Amiri Hüseyin Kocadağ ve Interpol tarafından aranan Abdullah Çatlı’nın içinde olduğu arabanın bir kamyona çarpmasıyla patlak verdi. Bırakalım devlet kurumlarınca bir şeyin açığa çıkarılmasını, hükümet sıralarından gelen tüm açıklamalar kazazedelerin devlet için iyi işler yapmış oldukları yönündeydi. Şimdi gözden çıkarılmış olan Veli Küçük ifade vermek zorunda kalmasın diye, meclis komisyonları sol eliyle yazdığını sağ eliyle karaladı.

Peki Ergenekon? Operasyon en başından beri bir Emniyet operasyonu. Soruşturmayı yapan, kimin tutuklanıp kimin gizli tanık yapılacağını belirleyen Emniyet. TSK tutuklamalardan önce izin alınması gereken bir tür nöbetçi savcılık gibi iş görüyor. Soruşturma da zaten TSK’ya elini sürmüyor. MİT bir onay mercii olarak kabul ediliyor. ‘MİT dedi ki Ergenekon’dan bizim çoktan haberimiz vardı’ diye gazete manşetleri atılıyor. Hükümet kendisini ‘Ergenekon’un savcısı’ ilan ediyor. Ama yine de operasyon devlete karşı bir operasyon oluyor. İçinde Emniyet’ten kimse yok, TSK’dan kimse yok, MİT’ten kimse yok, bir vali yok, bir kaymakam yok, bir muhtar bile yok. İnsan manzaraya bakınca derin devleti, sevimsiz emekli vergi dairesi çalışanlarının çetesi sanmasın da ne sansın?

Gerçekte Ergenekon operasyonuyla o yüce, elle tutulamaz ama her yerde olan devlet aklanıyor, paklanıyor. Emekli bir kontrgerilla paşası ve onunla çeşitli “iş”lere giren bazı emekli asker ya da mafya personeli, askerliği bırakıp dernek yönetmeye başlamış iki emekli general, bu çevrelerle siyasi ilişkilere giren siyasetçi ya da gazeteciler artık tarihteki tüm provokasyonların, katliamların faili ilan ediliyor. Ahmet Altan Taraf’taki köşesinden “yüz yıllık temizlik” sloganları atıyor. Gazi katliamı Ergenekon işi, Susurlukçular zaten Ergenekon’a bağlıydı. Sivas katliamının suçu Ergenekoncuların. 1 Mayıs 77, 16 Mart katliamı onların başının altından çıktı. Eğer arkasından her fırsatta küfrediyor olmasalar, Deniz Gezmiş’in de Ergenekon tarafından asıldığını söylemekten çekinmeyecekler.

Darbe gökten mi düşer demokrasi ağaçta mı biter…
Operasyonun başında sürekli dile getirilmiş ama artık gereksizleşmiş bir iddia, Ergenekon’un bir darbe hazırlığı içinde olduğuydu. Böylelikle AKP ve onunla birlikte tezahürat edenler, darbeye karşı demokrasiyi savunuyor olacaklardı. Darbe iddiasının yerinde yeller esiyor ama demokrasi bayrağını elinden bırakmak isteyen kimse yok. Artık kimsenin olası bir darbeyle ilgili kalem oynatmadığının farkında olmayan Oral Çalışlar gibi bir iki kişi ise, “darbe kötüdür en kötü siyasi parti bile ondan iyidir” mealinde cümleler kuruyor.
Tekrar etmek pahasına söylemeliyiz. Darbe denilen şey, bir general ‘tik’i değildir. “Daha fazla politik güç talep eden her general kümesi, canı istediğinde darbe yapamaz. Sadece Türkiye’de değil. En muz cumhuriyetinde bile askeri darbeler emperyalistlerin iznine, rızasına ya da talimatına bağlı olarak gerçekleştirilir. İstisnai bir durum olarak ulusal ölçekte güç dengesini lehine gören bir kuvvet, uluslararası durumun yaratacağı göreli özerklik çerçevesinde iktidarı almayı deneyebilir. Ancak bu ihtimal gerçekten istisnaîdir ve ABD’nin henüz küresel ölçekte bir rakipten yoksun olduğu bugünkü koşullarda Amerikancı bir hükümeti devirme cüretini gösterecek odağın gerçekten gözünü karartması gerekir. Sistemin olağan işleyişinde ciddi tıkanmalar olduğunda, tıkanıklığın ‘zor’ kullanılarak açılması gerekir. Bunun için darbe yapılır. Yani darbe için bir tıkaç bir de açıcı tespit etmek gerekir. Darbeye karşı mevzilenmek gerektiğini savunanlar, tıkacın ne olduğunu, neyin yolunu tıkadığını ve kimin açmak zorunda olduğunu da açıklamalıdır.” (3)

Demokrasi de “elimizde bulunsun fazlası dokunmuyor” denilecek bir şey değildir. Demokrasi lafı edildiğinde ilkokul bilgilerini hatırlayıp “Halkın yönetimi!” diye bağrışmayacaksak, belirli bir siyasal durumda demokrasi talebinin, bir iktidar odağına karşı mücadele ile ilgili olduğunu hatırda tutmak zorundayız. Demokrasi bir değişim talebini içerir. Demokrasi talep edenler kendileri lehine bir düzenlemeyi dile getirmektedirler. Ancak Ergenekon tantanasında demokrasi de, tüm diğer kavram ve olgular gibi baş aşağı çevrilmiş durumdadır.
Görünen o ki Ergenekon savcısı demokrasi istiyor. Hükümet de demokrasi istiyor. TÜSİAD gibi TOBB gibi örgütler zaten demokrasi aşığıdırlar. TSK demokratik düzeni koruyacağına yemin üzerine yemin ediyor. Emniyet, MİT demokrasi için gözünü kırpmadan gece gündüz çalışıyor. Çuval çuval “sivil toplum kuruluşu” demokrasi için rapor üzerine rapor yazıyor. Darbeye karşı 70 milyon adım atmak üzere neredeyse 10 bin kişi toplanıyor. ABD ve AB, demokrasi talebinin sonuna kadar arkasında olduklarını açıklıyor. Peki siz kimden kimin lehine demokrasi istiyorsunuz? Küçük bir ayrıntı olarak bu soruya verilecek hiçbir gerçek yanıt yoktur. Eğer Türkiye’de demokrasinin önündeki engel Ergenekon davasında suçlananlar ise, o zaman da bu kadar gürültüye hiç gerek yoktur.

Bu demokrasi taburları, bu ülkede zor aygıtını kolayca kullanan bir iktidardan demokrasi isteneceği zaman kesinlikle ortada görünmemiştir. İşte Türkiye liberal demokratizminin dramı… Bu tayfa ömründe şöyle ağız tadıyla demokrasi mücadelesi verememiş olmasının acısını, utanmadan solculardan çıkarmaya çalışıyor. Keşke geçmişte gerçekten demokrasi istemişliğiniz olsaydı. Oysa bu cephenin utanmaz sözcülerinden Nazlı Ilıcak 12 Eylül darbesinden 7 gün sonra şunları yazmıştı: “(…) Türkiye’de demokrasi, demagoji ve anarşiye dönüşmüştür. Otorite ve hürriyet arasındaki denge birincisi aleyhine bozulmuş, bir otorite boşluğu doğmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu boşluğu doldurdu.(…) Hürriyet halk için değil, aydınlar için lüzumludur, belki kulağa hoş gelmeyen ama gerçeği aksettiren bir sözdür. Parlamentonun feshi ve demokrasinin bir süre askıya alınması, mutlaka geniş halk kitlelerini fazla etkilememiştir.” (4) Şimdi Ilıcak’la kolkola demokrasi isteyenler, ikiyüzlülüğün bu derecesine tahammül edemeyen solu, Ergenekon’la işbirliği yapmakla suçluyor. Hadi yolunuz açık olsun, nasıl olsa bizimkiyle hiçbir zaman kesişmeyecek!

Devletin gölgesiyle dövüşerek operasyon genişletilebilir mi?
Ergenekon operasyonu ahtapotun bir kolu diyerek söze başlayanlar, ‘genç sivil’ aklıyla temiz eller diye bağıranlar, size kötü bir haberimiz var... Türkiye’de demokrasinin gelişmesinden, egemen sınıfın yasalar karşısındaki bağımsızlığının ortadan kalkmasını kastediyorsanız susun ve dinleyin. Türkiye’de demokrasinin önündeki tehdit, çocukken babalarından sevgi görmeyen yargıç ve askerler değildir. Türkiye’de demokrasi zayıfsa, bunun nedeni memleketi ‘babalar gibi’ satabilmek için gerektiğinde resmi kolluk güçlerini, gerektiğinde gayrı resmi çetelerini sahaya süren bir egemen sınıfın geçmişte ve bugün bu ülkeyi yönetiyor olmasıdır. Eğer demokrasi istiyorsanız, bir devlet olarak örgütlenmiş bu sınıfla bir alıp veremediğiniz olacak. İşte devlet bütün haşmetiyle ortada, buyurun demokrasi isteyin. Ama yok sizce demokrasi insanın kendine yakışanı giymesiyse o zaman Converse’lerinizi giyip İstiklal caddesinde ileri geri volta atın, hiç değilse can sıkıntınız dağılır.

“Ergenekon İddianamesi ahtapotun kollarından birini yakalamıştır. Ancak, diğer kollara ve gövdeye ulaşmakta kendini sınırlamış” diye ağlaşmanın alemi yok. İddianamenin yakaladığı tek şey, resmi yetki ve silahla donatıldığında istediği gibi at oynatan bir ekibin ortada kalınca AKP’ye yem edilmesinden başka bir şey değildir. Yapılan ortayı iyi değerlendiren AKP, davayı siyasal rakiplerine doğru genişletmekte gecikmemiştir.

Türkiye devleti yeniden yapılanıyor. Her yeni düzenleme, geçmişte ihtiyaç duyulan bazı aygıtları/yöntemleri gereksizleştirir. Bazı işler içinse eskisinin yerine daha iyisi, daha yenisi getirilir. Ergenekon derin-devlet denilen aygıtı tasfiye mi ediyor yoksa yeniden mi yapılandırıyor? Bu davayla devletin geçmişte yaptığı hangi operasyonu yapamayacağı düşünülüyor? Kürt bölgesinde her şey zaten serbest. Solun üzerine saldırırken devlet hiçbir kanun, yasa tanımıyor. Bu ülkede bir filikaya işçi bağlayıp denize atmanın cezası, kırmızı ışıkta geçme cezasından daha ağır değil. ABD hesabına Ortadoğu’da, Kafkaslar’da iş çevirmek ‘vatana hizmet’ sayılıyor. Ergenekon soruşturması, bir savcı ve birkaç emniyetçinin örgütlü hükümet medyasını da hareket geçirerek herkesi her an herhangi bir şeyle suçlayıp ya da suçlamayıp içerde tutabileceğini bir kez daha gösterdi. Peki siz hangi derin devleti açığa çıkarıyorsunuz da devleti ‘sterilize’ ediyorsunuz? Bir devlet operasyonuyla devlet gerilemez, bir devlet operasyonuna alkış tutarak devlete karşı mücadele edilemez. Bir devlet operasyonu, örgütlü bir siyasal halk hareketi olmadığı sürece devletin suçlarını açığa çıkaramaz. Ama cılkı çıkmış bir ‘demokrasi’ sloganı aklınızı başınızdan almışsa, alkışlayın. Elleriniz kızarana, su toplayana kadar alkışlayın.

Nereye Payidar nereye?
Küçük çocuklar reklâm filmlerini izlemekten hoşlanırlar, çünkü reklâm filmlerinde görüntü büyük bir hızla akarak tüm dikkati üzerine çeker. Küçük bir çocuk reklâmın içeriğiyle değil süratiyle tavlanır. Ergenekon kampanyası da temelde bu stratejiye dayanıyor. Çürük çarık olsa da milyon tane malumat, o kadar büyük bir hızla kamuoyunun üzerine boca ediliyor ki ne söylendiği önemini tamamen yitiriyor. Bu adamlar araba mı satıyor deterjan mı belli değil. Ama olsun film son derece hızlı akıyor. Bu yüzden çocukları reklâmların, büyükleri de AKP medyasının zararlı etkilerinden korumak gerekiyor.

Rus Çarlığı’nın henüz yıkılmadığı, çarlığa karşı demokrasi talep edenlerin işçilerden burjuvaziye kadar geniş bir kesimi temsil ettikleri zamanlarda, demokratik hakların işçilerin elinde kendilerine tehdit oluşturacağını düşünen bir burjuva demokratı –ki aynı zamanda bir tarih profesörüydü- dümeni çarın tarafına kırınca bir sosyalist ona “tarih, tarih profesörlerine hiçbir şey öğretmiyor” demişti. Tarih, bizim demokratlara ve onların “sosyalist” izleyicilerine de hiçbir şey öğretmiyor.

“Muhafazakâr demokrat”lara söyleyecek sözümüz yok. Onlarla zamanı gelince münasip dille konuşuruz. Marksizmi sadece Marksistlere bilgiçlik taslarken aklına getiren ama o zaman da yalan yanlış fikirler ileri süren, Baskın Oran türünden solcu eskisi akademisyenler de zaten bizi dinleyecek değillerdir. Bundan da gocunmayız. Son sözümüz kendisini hala solda sayanlara, sosyalizm iddialı yapılara, hareketlere…

Bu ülkede eğer askeri bir darbe ihtimali varsa sosyalistlerin bu tehlikeye kayıtsız kalması düşünülemez. Çünkü hiçbir askeri darbe, güçleri ne olursa olsun sosyalistlere kayıtsız kalmamıştır. Ancak sosyalistler de görevlerinin gelişmiş bir burjuva demokrasisi tesis etmek olmadığını unutmamalıdır. En demokrat burjuva hükümetlerinin yeri geldiğinde işçilere ve sosyalistlere karşı en diktatörce yöntemleri kullandığını hatırlamalıdır. TKP’nin örgütsel varlığını sona erdiren 1951 operasyonunun, Menderes hükümetince gerçekleştirildiğini, bugünlerde Menderes-sever arkadaşlar edinen sosyalistlere anımsatmak gerekiyor. Gerici bir burjuva kliğinin devlet üzerinde tekel kurma operasyonuna, asker korkusu ve demokratizmle kapılanırken kendinizi umduğunuzun çok ötesinde bir yerde bulabilirsiniz. 2002’de Venezülla’da Bolivarcı hükümete karşı yapılan Amerikancı darbenin sokak gücü içerisinde, Chavez’i demokrat olmamakla suçlayan “Devrimci Sol Hareket” de vardı. Farkındayız pek tarih dersi olmadı bu, coğrafya dersi olsun o zaman.

1. İsmet Berkan bu işe çok üzülecek ama durum maalesef bu. Kendisini Veli Küçük’ün adamı olarak tanıtarak insanları dolandıran bir kişiyi Radikal’de ‘işte derin devlet böyle adamlardır’ diyerek manşet yapmak için öncelikle derin devletin nasıl bir şey olduğunu bilmemek gerekir ama bu da yetmez, çok çok kötü bir gazeteci olmak şarttır.
2. Savcı, örgütün 600 yıllık geçmişe sahip olduğunu iddia ediyor. Bunu duyan aklı başında her insan da haliyle ilköğretimden üniversitelere kadar eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyor. Hukuk fakültelerinde sınavlar Yüzüklerin Efendisi’nden yapılıyor olabilir mi?
3. Yarınlar Sayı 8, Mayıs 2007
4. Aktaran İnönü Alpat, http://sendika.org/yazi.php?ya zi_no=17888


Ergenekon’un emekçilere maliyeti

Egemen sınırlar arasındaki mücadelenin bu denli yükselmesi ve açık bir savaş halini alması, ancak emekçilerin toplumsal muhalefetin etkili bir parçası olamadıkları koşullarda mümkündür. Yoksa emekçiler siyaset arenasına kendi bağımsız çizgileriyle ağırlığını koyduklarında, egemen sınıflar arasındaki çelişkiler ortadan kalmasa bile, ertelenir, silikleşir.

Marksizm ile alakayı çoktan kesmişlerle liberaller, demokrasi-darbe çizgisinde cambazlık yapadursun, referansları hala sol olanlar açısından Ergenekon, hakim sınıflar arasındaki bir çatışmadır. Tartışma ise bu çatışmadan emekçi sınıflar namına hangi sonuçların çıkacağıdır.

Türk devleti, tarihi boyunca farklı egemen sınıf blokların ortak platformu olarak var oldu. AKP’nin güçlü bir biçimde iktidarı almasıyla, bu ortaklık bozulma aşamasına girdi. Devlet üzerindeki egemenliği tek başına sınırsız bir biçimde talep eden AKP, Ergenekon operasyonu ile şimdi bu talebini hayata geçiriyor. Savaşın egemen sınıflar arasında yürüyor olması emekçiler açısından bir anlam taşımadığı anlamına gelmiyor.

Gerçek politik soru şudur: Ergenekon eliyle egemen sınıf bloklarından birinin devlet üzerinde tam hakim olması durumu emekçiler açısından tek bir olumlu sonuç doğurur mu? Bu soruya açık bir yanıt vermek ve söze öyle devam etmek gerekir. Ergenekon operasyonu ile egemen sınıfların emekçiler üzerindeki baskısının ve sömürüsünün engelsiz ve pürüzsüz bir biçimde sürdürülmesinin aracı yaratılmak isteniyor. Oysa egemen sınıflar arasındaki bir denge durumu emekçilerin mücadelesini yükseltebileceği alanların açılması anlamına gelir. Koşullar bellidir, yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istememesi… Ergenekon operasyonu, yönetenlerin eskisinden daha iyi yönetmesi için yapılıyor. Bunu yaparken temiz devletten söz ediliyormuş, bazı gerçek pislikler de tasfiye ediliyormuş, bunlar liberal ağızlar gevezelik yapsın diye temin edilen malzemelerdir.

Ergenekon yetersiz bulunabilecek bir operasyon da değildir. Yani tutuklu listesini birkaç isimle genişleterek çözülecek bir sorunla karşı karşıya değiliz. Hesaplaşma yeni AKP devleti ile onun önündeki ve yine devlet içindeki kimi engeller arasında devam ediyor. Safını doğru seçenler kazanıyor, hata yapanlar harcanıyor. Ergenekon’un bu haliyle genişletilmesi de emekçilerin karşısına daha azgın ve pervasız bir AKP çıkmasından başka bir anlama gelmiyor.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99