Cehalet ve komünizm düşmanlığı: Soljenitsin hayranı Türk medyası

 

Yarınlar

Taraf Gazetesi Soljenitsin’in “Stalin döneminin”, “diktatörlük Sovyetleri”nin içyüzünü yansıttığı için bile “büyük yazar” sayılmasına yeteceğini söylüyor. Edebi açıdan hiçbir anlam ifade etmeyen metin yazarlarını, metinlerinin içerikleri ne kadar gerçekçi olursa olsun “büyük yazar” olarak niteleyemeyiz. Soljenitsin de basit bir yazar ve basit bir vatan hainiydi.


solje11“Nobel ödüllü Rus yazar 89 yaşında hayata gözlerini yumdu.” Yazar hakkında hiçbir fikri olmayan ama haber okumasını bilen herkesin anlayabileceği temel bir şey vardı, Soljenitsin’in ölümü üzerine Türk medyasında çıkanlarda: Basit bir vatan haininin ölümünün, Sovyetler ve Stalin özelinde Komünizmin karalanması için nasıl da cahilce malzeme edilebildiği gerçeği… Tolstoy’un, Turgenyev’in, Dostoyevski’nin ikişer kitabının adını bile ezberden sayamayacak medyacılarımızın hepsi Rus Edebiyatı bilirkişisi oldu. “Özgür Ansiklopedi” Wikipedia’dan birer cümle değiştirerek kopyaladıkları metinleri haber diye basan Taraf da, Radikal de, Hürriyet de ortak atadan geldiklerini bizlere tekrar hatırlattılar. Daha da ileri giden Rus Edebiyatı bilirkişileri; bu aralar çokça bahsi geçen Nobel Ödüllü 150 sayfalık “İvan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün” kitabını 300 sayfa yaptı, “Tolstoy etkisi” dedi buna da. Kitap uzun ya, o bakımdan… Yazarın vatan hainliğini “özgürlük savaşçılığı, gözüpek muhaliflik” yapanlar, 150 sayfayı da 300 yapar tabii ki… Zaten kimse merak edip okumayacak, okuyanlar da onların ilgi alanında olmayacak. O yüzden sorun yok. Hatta Radikal, Soljenitsin’i övmekle o kadar meşguldü ki 2. Nobel ödülünü bile verdi, “gönüllerin Nobellisi” misali. “Yaşadığı dönem boyunca çeşitli cezalara çarptırılan Aleksandr Isayeviç Soljenitsin, çalışma kampları hakkındaki kitabı Gulag Takımadaları ile Nobel Edebiyat Ödülü kazandı.” diyen Radikal’i gözüyle görmek isteyenler 13 Ağustos 2008 tarihli gazetenin “Edebiyat bir devini kaybetti” haberine bakabilirler.

Kimisi de Soljenitsin için “en çok okunan yazar”, “Türkçeye en çok çevrilen Rus Edebiyatçı” dedi. Bizce problem yok. Gerçek durum buysa bile; bir yazarın “en çok okunan” olması onun kalitesine –hele de bu devirde- hiçbir şey katmaz. Ama örneğin Taraf Gazetesi Soljenitsin’in “Stalin döneminin”, “diktatörlük Sovyetleri”nin içyüzünü yansıttığı için bile “büyük yazar” sayılmasına yeteceğini söylüyor. Söz konusu kişi bir “roman yazarı” kimliğiyle değil de “anılarını yazmış biri” olarak kendini lanse etseydi belki bu iddianın tartışılabilirliği olurdu. Edebi açıdan hiçbir anlam ifade etmeyen metin yazarlarını, metinlerinin içerikleri ne kadar gerçekçi olursa olsun “büyük yazar” olarak niteleyemeyiz. Soljenitsin de basit bir yazar ve basit bir vatan hainiydi.

Soljenitsin’e Nazım benzetmesi
5 Haziran tarihli Taraf Gazetesi’nde Hakan Aksay’ı okumuş olanlar hatırlayacaktır; “Soljenitsin de Nazım da vatandaşlıktan çıkartılmıştı, ikisi de şair-yazar entel takımıydı, Rusya affetti, Türkiye affetmedi” tadındaki yazısını. Türk medyası, muhtemelen ölmeden önce adını bile duymadığı bu Rus yazarı, bu “İvan”ı bağrına bastı. Kendi evlatları, kardeşleri gibi… Çoğu zaman “bacısı güzel mi” düzeyinde olan Rus merakımız kardeşçe duygulara dönüşmüştü.

Nazım’ı da affettiler zaten sağ olsunlar; vatandaşlığının iadesi için bizden çok uğraştılar. Ama Nazım ehlileştirilemedi hala, vatan hainliğine de devam ediyor yani… Nazım mevzusunu kapatırsak bir de “taziye” tartışması var Soljenitsin’in ölümü meselesinde.
Ölen bu zat için Türkiye’nin “resmi taziye” yayınlamaması bile eleştirildi. Sanırız, uzun zamandır Tayip Erdoğan ve ekürilerinin yaptığı en doğru işti bu. Ama bunu politik bir tavır olarak değil, cesaret bile veremeyen bir cahillik olarak değerlendirmek gerekir.

Ölüsevici Türk medyası
Dönelim medyamıza gene… Bu “İvan”ın, bu “Rus dölü”nün ölüsü; Sovyetlerin “ölü”süne vurmak için ve ölüye vurmak her zaman kolay ve zahmetsiz olduğundan, dehşet bir keyifle kullanıldı. Soljenitsin ne acılar çekmiş de, Stalin bunu kamplara-hapislere göndermiş de, Nobel’ine bile almaya gidememiş de, yazarlar birliğinden atılmış da, vatandaşlıktan çıkarılmış da… 20. yüzyılın en cesur şahsiyetiymiş, en muhalif yazarmış, kimsenin suyuna gitmemiş, hep kendi doğrularını savunmuş, mükemmel bir yazarmış, kitaplarını yasaklamışlar da basmamışlar da, Amerikalara göndermiş de bastırmış… Yetti. Bunları okudunuz zaten gazetelerden. Bir de haberi okumak açısından bakalım Soljenitsin’in ölüsüne…

Ne ölüsü ne dirisi…
Her şeyden önce 89 yaşında sıcak yatağında ölmüş bir amca var elimizde.   2. Dünya Savaşı’ndan sağ çıkmayı başarabilmiş bir savaş gazisi aynı zamanda. Stalin’in ona 8 yıl ceza verdiği de doğrudur. Ama asker mektuplarının okunmadığını düşünecek kadar saf olmayan bu adam savaş halindeyken bile anti-konünist propagandaya devam etmiştir. Böyle bir muhaliflik hem de savaş halindeyken nasıl kabul edilebilir ki? Vatandaşlıktan çıkarıldığı, sürgüne gönderildiği de doğrudur. Ancak bizi asıl ilgilendiren onu affedenin bir başka vatan haini Gorbaçov olması… Liberalizmin Sovyetler’e girişinin, Perestroyka’nın en önemli mimarı ve Soljenitsin gibi “Nobel ödüllü” Gorbaçov… Ki Soljenitsin’in ölümünün ardından “Adı Rusya tarihinde yaşayacak acı bir kayıp. Stalin’in insanlık dışı rejimini ve bu rejim altında yaşayan insanların sesini haykırarak duyuran ilk kişilerden biriydi” dedi. Gorbaçov’dan sonra başa geçen ve SSCB’nin yerine Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulduğunu ilan eden, özelleştirmeci Yeltsin tarafından da çok kıymet verilen bir “romancı”ydı kendileri. Soljenitsin’in ardından saçmalayacak kadar ömrü olmadığı için ölümünün üzerine ne diyebileceğini bilemiyoruz tabii. Bir de Putin var… Geçen yıl kendi elleriyle devlet ödülü vermişti Soljenitsin’e.

Nobel Edebiyat Ödülü aldığı da doğrudur; ödülün kimlere verildiği tartışmasını açmadan şunu söyleyerek bile yetinebiliriz: Yazdıkları antikomünist propagandanın ana malzemesi oldu, o Nobel’i de baş köşeye koysun o yüzden.

Bu Rus milliyetçisi, dinci yazar müsveddesini, bu romancı parçasını hiç de iyi dileklerle yollamıyoruz “öte” tarafa. Büyük ekim devrimiyle tek ilgisi ondan birkaç yıl sonra doğmuş olmak olan bu antikomünist, Amerikancı adamı sevmiyoruz. İspanya halkına kan kusturan Faşist Diktatör Franco’yu açıkça destekleyen, milyonlarca insanın ölümünden sorumlu Faşist Hitler’i göklere çıkartan, Amerika’nın Vietnam’a müdahalesine alkış tutan, Portekiz’e Amerika’nın müdahale etmesi gerektiğini ileri süren bu adamı ve dahi dünyanın dört bir tarafındaki yüzen-uçan işkencehaneleri, burnunun dibindeki zulümleri görmeyen, milyonların açlığını-savaşlarla ölümünü timsah gözyaşlarıyla izleyen ama üç beş sene hapis yattı, kürek çekti diye bir gericiye ağlayan bu medyayı da sevmiyoruz. Dünyanın bütün antikomünistleri, cehalet düzeyinde birleşin! Babanız öldü…{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99