Ankara’nın rant ile imtihanı: Bir Gökçek güzellemesi

 

Alper İzkara

Piyasacılığının doruğuna AKP iktidarı zamanında ulaşan Gökçek ülke çapında izlenen neoliberal politikalar ile tamamen aynı doğrultuda geliştirilen piyasa dostu, halk düşmanı projeleri hizmet vermekle yükümlü olduğu halka uygulamaktan hiç çekinmedi. Son olarak gündeme “ODTÜ’yü yıkarım” nidalarıyla geldi Melih Başkan ve ODTÜ öğrencisinden hak ettiği karşılığı kamu huzurunda aldı.

gkek31994 yılından bu yana Ankara sakinleri şehirlerinde kapsamlı bir değişime şahit oldular. Şehrin dört bir yanında şırıl şırıl akan şelaleler, mantar gibi çoğalan üst/alt geçitler, köprülü kavşaklar, bitmek bilmeyen metro inşaatları, mesai çıkışı bunalımlarının yaşandığı karmakarışık bir trafik, susuz geçen yaz mevsimleri ve daha nicesi. Yalnızca yapısal değişikliklerle sınırlı kalmadı Ankaralıların karşılaştıkları, aynı zamanda alışılmıştan farklı bir muamele görmeye başladılar belediyelerinden. Nitekim sessiz sedasız, yirmi gün boyunca, kente bileşimi muğlak Kızılırmak suyu verip halkı kobay yerine koymakta beis görmeyen, benzeri bir çok uygulamadan en ufak bir sıkıntı duymayan ve daha da kötüsü bu yaptıklarını pişkince savunabilen bir büyükşehir belediye başkanı tanıdılar. Akıllarda yer etmiş gevrek sırıtışı suratından hiç eksilmedi Melih Gökçek’in; 14 yıl boyunca Ankara’nın ve Ankaralının canını yaktı. Son olarak gündeme “ODTÜ’yü yıkarım” nidalarıyla geldi Melih Başkan ve ODTÜ öğrencisinden hak ettiği karşılığı kamu huzurunda aldı. Piyasacılığının doruğuna AKP iktidarı zamanında ulaşan Gökçek ülke çapında izlenen neoliberal politikalar ile tamamen aynı doğrultuda geliştirilen piyasa dostu, halk düşmanı projeleri hizmet vermekle yükümlü olduğu halka uygulamaktan hiç çekinmedi. Bu 14 yıl boyunca Ankara Büyükşehir Belediyesi giderek borçlandı. 2004 yerel seçimleri öncesi açıklandığı üzere dış borçlar hariç toplam borcu (eski rakamlarla) 2 katrilyon 824 trilyon TL’ye ulaşıyordu. Yani Türkiye’deki tüm belediyelerin toplam borcunun dörtte birine denkti!* Halka hizmet için harcanması gereken bunca paranın halka ne ölçüde geri döndüğüne bakıldığında görülen manzara ise iç karartıcı: ne altyapı hizmetleri, ne ulaşım, ne de konut sorununda en ufak bir ilerleme kaydedildi. Metreküpünün fiyatı Türkiye genelinde en üst sıralarda yer alan doğalgaz ücreti ve toplu taşıma her yıl artırılarak yapılan, son olarak 2008’de %25’e dayanan ulaşım zamları halkın belini bükmeye devam etti. Gecekondulaşma sorunu çözülmek bir yana, ülke çapında AKP tarafından estirilen “kentsel dönüşüm” rüzgarından Ankara da nasibini aldı. Rant elde etme üzerine kurulu çarpık kentleşme politikaları yüzünden bugün Ankara insanca yaşanacak bir kent olmaktan fersah fersah uzakta kalıyor. Gelin, halka hizmetten anladığı toplu sünnet şölenleri ve şelalelerden ibaret olan bu adamın sermaye karşısında kamuya hizmeti nasıl yerle bir ettiğini hatırlayalım.

Ankaralı şelale ile tanışıyor
Öncelikle Gökçek’in Ankara ile süregelen davasının başlangıcına bakalım. Asıl mesleği gazetecilik olan İbrahim Melih Gökçek ilk olarak 1984 yılında Anavatan Partisi’nden Keçiören Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. 1989 yılından itibaren Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne getirilen Gökçek 1991 yılında Refah Partisi’ne geçinceye dek burada çalıştı. 91’de Keçiören bölgesinden Ankara milletvekili olarak parlamentoya girdi. 1994 yılında ise Refah Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu ve seçildi. Henüz görevinin ilk yılında 1994’te yaptığı çıkışla hafızalara kazındı. Sanat para etmiyor olacaktı ki heykeltıraş Mehmet Aksoy’un “Periler Ülkesinde” isimli heykeli Gökçek tarafından “müstehcen” bulundu, “Ben böyle sanatın içine tükürürüm” dedi ve heykel sergiden kaldırıldı. Bundan başka Gökçek’in meşhur bir sanatsal icraatı daha oldu. Muhafazakar seçmenine daha bir yaranmak için midir yoksa tamamen kişisel bir tatmin midir bilmiyoruz ama Ankara’nın o güne kadar kabul görmüş, tarihsel bir değeri olan amblemi Hitit Güneşi Kursu’nu bugün kullandığımız Atakuleli, Kocatepe Camili garabete çeviriverdi Gökçek. Bu dönemlerde büyükşehir belediyesine bağlı olarak kurulan ve amaçları “halka hizmet vermek” olan BELKO, BELSO ve BELPA gibi kurumlarda yapılagelen yolsuzlukların bir kısmı bugün gözler önünde. Örneğin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yolları asfaltlamak ve Ankara’nın havasının temiz kalmasını sağlamak için kömür ithal etmek üzere kurduğu ve tekel haline gelmiş BELKO’da üç yıl içinde büyük vurgun yapıldığı ortaya çıktı. Savcılık, BELKO’ya iş yapan bir şirkete milyonlarca lira fazla ödeme yapıldığını, BELKO’nun dairelerinin akrabalara peşkeş çekildiğini ve BELKO’nun mallarıyla araçlarının şirkete bedelsiz kullandırıldığını saptadı.** 99 seçimlerine gelindiğinde Fazilet Partisi’nin adayıydı ve bir kez daha muktedir oldu. İkinci iktidar döneminde meşhur geçit projelerine hız kazandırdı ve Ankara çok kısa bir sürede onlarca kullanışsız altgeçit ve üstgeçitle donatıldı. Ankara’nın muhtelif yerleri kazıldı ve yıllardır yapımının bir adım ilerlemediği, Ankara trafiğini kabusa çeviren metro inşaatlarının devamına başlandı. 2004 seçimlerine gelindiğinde Gökçek AKP’nin adayı olarak çıktı seçim meydanına, yine seçildi. AKP, emperyalizmin bugüne kadar eşini görmediği derecede sadık bir işbirlikçiydi ve yerel seçimlerle iktidarını pekiştirmeliydi. Pekiştirdi de. Kalıbına en uygun partiyi bulmanın verdiği şevkle AKP’nin neoliberal rüzgarıyla yelkenlerini şişiren Gökçek’i artık tutabilene aşkolsundu.

AKP-Gökçek kolkola
2004 yerel seçimlerinden itibaren Gökçek eskisinden çok daha fütursuzca davranmaya başladı. 10 küsur yıldır hiçbir önlem almadığı için kuraklık ve ishal salgınlarıyla geçen 2007 yazında Ankaralılardan yağmur yağması için dua etmelerini, su tüketimi azalsın diye tatile çıkmalarını isteyen, 2008’e geldiğimizde ise halka denek hayvanı muamelesi yapabilen bir adam vardı karşımızda. Ve hala sırıtıyordu! Ardı arkası kesilmeyen köprülü kavşak çalışmalarıyla yalnızca şehir trafiğini bir açmaza sürüklemekle kalmadı aynı zamanda meslek odalarının eleştirilerini tamamen kulak arkası ederek Ankara Garı, Kuğulu Park gibi kente malolmuş tarihi mekanların çevrelerinde yaptığı düzenlemeler ile bu yapıların kentsel duruşlarını mahvetti. Fakat AKP-Gökçek işbirliğinin bugüne değin yaptığı en alçakça hareket kuşkusuz kentsel dönüşüm adı altında yapılan yağmadır. Asıl amacı sorunlu kentsel yapılanmanın halkın sosyo-ekonomik durumu gözetilerek, halkın yarattığı değerlere sahip çıkılarak ve yine halk ile beraber çözülmesi olan kentsel dönüşümün, piyasa güdümlü, bağımlı kapitalist ülkelerdeki uygulamaları tabii ki amacından “biraz” sapıyor. Köyden şehire göç etmiş yığınlar, öncelikle kentin dışında sınaî tesislere yakın bölgelerde gecekondu tabir edilen konutları kendi emekleriyle inşa etmiş ve giderek büyük kondu mahallelerine evrilen yerleşim birimleri yaratmışlardır. Hızla büyüyen şehir merkezi, önceleri merkez dışında kalan kondu mahallelerinin sınırlarına dayanmış, kısa bir süre sonra da kondu mahalleleri bizzat şehrin merkezinde kalacak konuma gelmişlerdir. Dolayısıyla yerel yönetimlere, merkezde kalan bu kondu mahallelerinin arazilerini yerli/yabancı sermayeye pazarlayacak fırsat doğmuştur. Bugün İstanbul’da; Kartal-Küçükçekmece, Tarlabaşı, Sulukule, Başıbüyük, Baltalimanı, Reşitpaşa, Emirgan, Derbent, Okmeydanı, Gülsuyu, Gülensu, Ayazma ve daha birçok semtte Ankara’da ise başta Dikmen ve Mamak’ta yıkım ekipleri halkın kapısına dayanmaktadır. Dikmen ve Mamak’ta semt sakinlerine yaşadıkları mekanların düzenlenmesiyle ilgili ne bir söz hakkı verilmiş ne de buralarda mevcut olan sosyal ve ekonomik koşullar önemsenmiştir. Kentsel dönüşüm terörüne maruz kalan bu semtlerde yaşayan onbinlerce aile, evlerinden zorla çıkartılmakta ve binbir güçlükle yaptıkları biricik yuvaları başlarına yıkılmaktadır. Evsiz kalan bu insanların büyük çoğunluğuna bir alternatif sunulmamış, devlet eliyle kentin ücra köşelerine sürülmüşlerdir. Demokrasi, sosyal adalet gibi ilkeleri yok sayan, halkı piyasanın insafına terk eden Melih Gökçek en temel insan haklarından olan barınma hakkını hiçe saymaktadır. Örneğin “Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi” hakkında Ankara İdare Mahkemeleri yürütmeyi durdurma kararı almış ve projenin uygulanması iptal edilmiştir. İptal kararı olmasına rağmen, Ankara Büyükşehir ve Mamak Belediye Meclisleri, Mamak halkına danışmadan proje üzerinde birkaç küçük değişiklik yaparak 14.07.2008 tarihinde yeni bir meclis kararı alarak, aynı projeyi yeniden uygulamaya sokmuştur.

Gökçek saltanatı Ankara’nın kaderi mi?
AKP iktidarının bir dönemi boyunca on yılda yaptığı yıkımın kat kat fazlasını yapan bu adamın bir kez daha seçilmesi halinde Ankara’nın emekçiler için insanca yaşanması imkansız bir şehir haline geleceği açıktır. 2009 Mart’ına gelindiğinde yeterince örgütlenmiş olup Gökçek’in karşısına bütün bir halk olarak çıkmalı, Ankara’nın gerçek sahibinin Ankara halkı olduğunu sermayenin suratına vurmalı ve Gökçek saltanatına noktayı koymalıyız. Bugün Dikmen ve Mamak halkları uğradıkları haksızlığın farkındadır ve düne kadar kanlarını emen, bugünse yuvalarını yıkan bu adama ve temsil ettiği zihniyete karşı örgütlenmektedir. Sosyalist sol olarak bize de bütün olanaklarımızı seferber edip örgütlenmek, Melih Gökçek’in ve AKP’nin halk düşmanı siyasetlerini her fırsatta teşhir etmek, seçimler için kendi alternatiflerimizi yaratmak ve halkla kolkola girip dozerlere karşı durmak düşüyor.

*http://ankara.spo.org.tr/haber/php/goster.php?id=244
**http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/8662230.asp?top=1{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99