Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

SUNU: "Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir"

 

sayi 17
Boynu bükük duruyorsam eğer  
İçimden öyle geldiği için değil  
Ama hiç değil  

Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir

Edip Cansever


Türkiye’de gericiliğin fikri düzeyde ‘babayiğit’ olduğu örnek yoktur. Onların samimiyeti, cinnet anlarında belirir. Normal zamanlarda, varlığına tahammül edemedikleri devrimcilere yılışıkça bir sempatiyle, “Yanlış yollara sapsalar da iyi insanlardı.” gibisinden bir ‘hoşgörü’ gösterirler. Somut sınıf mücadelesi pratiğinden, siyasetten yalıtılmış devrimci tipi, bir tür Don Kişot’tur onların gözünde. İnandıkları şeyler uğruna kendini feda etmekten çekinmeyen şövalyeler… İnandıkları şeyin ne olduğuna değinilmediği sürece ‘feda’nın kendisinde gericiliğin korkacağı bir şey yoktur.

Gericiliğin içten konuştuğu an, cinnet geçirdiği andır. Bu cinnet halini istikrarla sergileyen birini görmek için örneğin Baskın Oran’a bakılabilir. Sol liberal çevrelerce, ‘gerçek solcu’luk olarak kabul edilen Baskın Oran tipi, içeriğinin ne olduğu pek belli olmayan bir ‘demokrasi’ talebiyle 68’e samimiyetle küfreder örneğin. Büyük gençlik yığınlarının mücadelesini, Radikal gibi, Taraf gibi gazetelerde milliyetçilikle damgalayıp muhafazakar ilan eder. Bu pek solcu baylar ve bayanlar, 68’lilerin “Amerikan askerleri kadınlarımıza sarkıyor.” demelerinde geri bir cinsiyetçilik görürler de bu ‘geri’ gençlerin yankileri denize dökmelerine ilişkin söz söylemeyi gerekli bulmazlar.
Mehmet Gül de samimi birisiydi. Nazım Hikmet’i hümanist bir vatan şairi olarak pudralamaya girişen liberallere “Ne alakası var, o bir vatan hainidir.” diyebiliyordu mesela. E doğruya doğru, komünist şair zaten “Vatan çiftliklerinizse ben vatan hainiyim.” dememiş miydi? Devrimciler için mesele burada başlıyor işte. ‘Mehmet Gül’vari gerici samimiyetin karşısında liberal dangalaklığı matah bir şey saymak veya Nazım Hikmet’i Mehmet Gül gibi okuyarak ‘vatan’ ifadesinden haz etmemek pek meydan okuyan bir tutum sayılamaz. Vatan çiftliklerinizse vatan hainiyiz, peki ya değilse? Bu ülke gericiliğin çiftliği midir?

68’de devrimciler, bu ülke sizin çiftliğiniz değildir diyerek başladılar söze. Ve gasp ettiklerinizi geri almak için ne gerekiyorsa yapacağız diyerek devam ettiler. Emperyalizme ve gericiliğe karşı ellerine ne geçtiyse onunla mücadele ettiler. Ne kadar yapabildilerse o kadar… Kendisini soldan sayanların bir kısmı, bu mücadeleye dudak büküyor. Demişler ki onlar, “Yapmayın etmeyin faşizm gelir.” 12 Mart oldu diye kendilerini haklı sayıyorlar yüzleri kızarmadan. Faşizmin yengisinden kendine haklılık yontanlardan her şey olur da devrimci olmaz.
40 yıl sonra arkasına yaslanıp zamanın devrimcilerine ‘akıl’ verenler, uslu durmanın teorisini yapanlardan ibaret de değildir. Yine kendisini ‘acaip solcu’ sanan bir başka burnu büyüklük, Baskın Oranlar gibi, Oral Çalışlarlar gibi konuşarak 68’in pek bir milliyetçi olduğunu keşfe koyulurlar. Hiç de sıhhi bulmadıkları bu solculuğu değil de o eylemlerin faillerinin devlet tarafından katledilişini yüceltirler. Devrimcilerin görevi ölüme koşmak değildir, ölene kadar dövüşmektir. Ölene kadar dövüşenlerin, aslında ölene kadar pek de devrimci sayılmayacaklarını iddia etmenin devrimcilikle alakası yoktur.

68, bugün hâlâ herkesi vicdanıyla yüzleştiriyor. Bugün ‘olgun’ tarih yazıcılarının itibar etmediği devrimcilik, o eylemli anti-emperyalizm, sosyalist hareketin burjuva demokratik devrimciliğinden kopuşunun tarihidir. Hem de bu öyle entelektüel localarda icat olmuş bir kopuş değildir. Düşe kalka ama memleket sathında devrimci birikimi derleyerek ve ilerleterek, görev icabı değil inançla emperyalizmle dövüşerek bu toprağa benzeyen bir devrimci miras yaratmışlardır. Çünkü insan yaşadığı yere benzer, devrimciler de…

Oturuşu kalkışı, konuşması ve gülmesiyle bu toprağa benzeyen bir devrimciler kuşağı, bu ülkenin emekçilerinin, halkının mutluluğu için mücadele etmişlerdir. Tüm bu mücadelenin sonunda eğer dram varsa o halkın dramıdır. Yenilgi varsa o da halkın yenilgisidir. 68, bugün hâlâ herkesi vicdanıyla yüzleştiriyor. Halkın yenilgisine sırtını dayayarak söz söylemeyi vicdanına sığdıranlar hiç susmadan konuşsun. Ama devrimciler de konuşsun. Gericiliğin yapay nezaketini bir kenara bırakarak, cinnet geçiren gericiler kadar açık sözlülükle, Mehmet Gül gibi, Baskın Oran gibi… 68’liler emperyalizmle dövüştüler, ABD gemilerinin önünde secdeye varıp sonra devrimcilere saldıranlarla dövüştüler. Yanki ayağını Türkiye toprağına basmasın diye dövüştüler. Bu toprak sizin çiftliğiniz olmadığı için dövüştüler. Kasalarını ve çek defterlerini vatan sananlarla dövüştüler. Yol boylarında kimse açlıktan ölmesin, kimse sıtmadan it gibi titremesin diye…

Ölen devrimciler, şövalye düşlerinin peşinde ölmediler. Bir halk gülmüyorsa, gülemeyeceklerini bildikleri için öldüler. Burada şaşılacak, beklenmedik bir şey yok. Devrim demek, gücü gücü yetene demektir. Bunu biz biliyoruz, bunu devlet zaten biliyor. O halde anlaşmazlık da yok, meselenin nasıl hallolacağı herkes açısından bellidir.{jcomments on}