Hans Heinz Holz(1)
Karl Marx kenti olarak bilinen Chemnitz kentindeki Marx anıtı Hristiyan Demokratların başını çektiği bir kesim tarafından yıkılmak isteniyor. Alman filozof Hans Heinz Holz, hasta yatağından Marx anmasına gönderdiği mesajda bu çabaların Marx’ın düşüncelerini yıkmaya yetmeyeceğini ifade ediyor.
Marx’ın 190. doğum ve 125. ölüm yıldönümü etkinliğinde yanınızda olmayı isterdim; orada onun ismini onurla taşıyan şehirde olmayı; aynı şekilde Leningrad’ın Leningrad ve Stalingrad’ın Stalingrad olarak kalacağı gibi, benim için gelecekte de daima Karl Marx şehri olarak kalacak şehirde. Kısa aralıklı olarak birbirini izleyen iki ameliyat ve iki kırılan omurun neden olduğu elverişsiz koşullar bu yolculuğun yapılabilirliğini engelledi ve beni modern tekniğin iletişim araçlarıyla sizin yanınızda olmak zorunda bıraktı.(2)
Karl Marx’ın şehrinden insanların, Karl Marx anıt heykelini yıkıcı bir nefret taşıyan işgalcilere, saldırganlara karşı nasıl savunduklarını hayranlıkla öğrendim. Anıt yıkmak büyünün egemen olduğu tarih bilincinden gelen ilk tarihsel dönemlere ait bir davranış şekli. Eski Mısır’da Pharaonen çağında darbe ile iktidara gelenlerin kendisinden önceki liderlerin hatırlanmasını engellemek için onların isimlerini piramitlerden ve diğer tarihsel anıtlardan silmesi gibi örnekleri biliyoruz. Eski Mısır dini inanışlarına göre isim ve şan bir kişinin yaşama gücü ve hayatta kalma direnciydi. İsmi yok olanın ölümsüz imparatorluğu da artık var olmayacak diye düşünülürdü.
Marx anıtını yıkmaya çalışan saldırganlar da, onların benzer bir isim büyüsü komplosuyla hareket eden Hristiyan demokrat politikacıları da aynı şekilde düşünmüş olmalılar: Marx öldü ama İsa yaşıyor!
Hayır hem de onlarca kez hayır: Marx yaşıyor. Çünkü onun fikirleri hala geçerli ve canlılar; çünkü onun düşüncelerinden fışkıran akış hala durmadı. Sosyal demokratların onun doğum yeri olan Trier’de yaptıkları gibi büyükbabamızın mezarını ziyaret edip birkaç çiçek bırakmak için değil, o bizlerden biri, günümüzü aydınlatan ve geleceğin yolunu gösteren biri olduğu için buradayız.
Hedefteki açıklık
Tarih anlayışı olarak olup bitenleri, tüm tarihi rastlantı ile güç ve mutluluk konusundaki kişisel kararların sonucu olarak görmek yaygın bir anlayıştı. Bununla, kendi iç çelişkilerini kontrol edemeyen ve onları aşamayan toplumsal sistemlerin yıkılacağına dair tarih yasası da inkar edilmiş oluyordu. Ekim Devrimi’nden bu yana tarihin ilerleyişinin bu yasaya uygun olduğunu biliyoruz. Bu yüzden ilerlemenin kendisi çelişkisiz değilse; zaferler ve yenilgiler zorunluysa sosyalizmin Avrupa’daki geçici yenilgisinin dünya tarihsel açıdan bir ilerleme olduğu söylenemez. Marx buradaki ilerleme biçimini gösterdi. Lenin, Ekim Devrimi ile Mao da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bu ilerlemeyi siyasi gerçeklik ile doğruladılar. Bugün üçüncü dünya denen bölgelerdeki devrimci hareketler bu başlangıç vuruşunu Latin Amerika, Asya ve Afrika’ya taşıyorlar. Fidel Castro’nun Küba örneği, tarihsel dönüşümlerde önemli olanın büyüklük ve güç değil, her şeyden önce hedefin açıklığı ve genel kabul görürlüğü, tutumdaki sarsılmazlık ile mücadelede, zor zamanlarda yapılacak fedakarlık olduğunu ortaya koyuyor.
Ne oportünist ne de doktriner
Elbette bu öznel faktörler yalnızca nesnel koşullar, yani ekonomik toplumsal ilişkiler ön koşul olarak hazır olduğunda etkili bir güce sahip olabilirler. Marx bunu bize ekonomi politiğin eleştirisi ve sistematiğinde, tarihsel-ideolojik eleştirel çözümlemelerinde gösterdi. Öznel ve nesnel faktörler birbiriyle ilişki içindedir. Karşılıklı olarak paralel gelişme biçimlerinde birbirlerini etkilerler. Yalnızca ekonomik temellere ve teknik gelişmeye bakanlar ekonomist mekanik bir bakışaçısına sahip olurlar ve sonları da revizyonist reformizmdir. Bernstein, Schröder ve Müntefering gibi sosyal demokratlar önümüzde örnek olarak duruyor. Oskar Lafontaine’i de bu grubun dışında tutmak istemiyorum. Diğer yandan yalnızca doğru hedefler, iyi tutumlar ve teorik açıklık yoluyla dünyayı değiştirebileceklerini düşünenlerin fikirleri de ütopik bir ideoloji olarak kalır. Bu bilinç özellikleri şüphesiz zorunlu olsa da bunlar oportünizmi önlemek ve dik kafalı doktrinerlikten kaçınmak için çelişkilerle dolu gerçeklikle karşılaşmalıdır. Marx, Engels ve Lenin’in çözümlemeleri; Lenin ve Stalin’in pratikleri zorlu ve çelişkilerle dolu görevlerle nasıl mücadele edileceğini, bu durumlarda yanlışlar da yapılabileceğini ve bunların özeleştiri yoluyla nasıl aşılabileceğini gösterdi.
...
Yasaların doğadaki ve tarih içerisindeki işleyişini bilenler yanlış yapmaktan korkmazlar. Çünkü her olay ve tüm olup bitenlerin iki bileşeni vardır: yasallık üzerinden düzenlenen belirlenim süreçleri yoluyla olup bitenleri ortaya çıkarmak -neden ve etki, koşul ve sonuç, zaman içerisindeki bağımlılıklar ve aynı zamanlı bağlantı ve ilişkililikler- ile tesadüf ve kendiliğindenlik yoluyla etkide bulunmak ve bununla belirlenemez hadise ve davranışları ortaya çıkarmak. Böyle olmasaydı hiçbir isteğe bağlı karar; başarı ve başarısızlık arasında hiçbir alternatif ve hiçbir devrimci değişim var olamazdı.
Pusula belirleme
Köklerini maddi dünyanın sonsuzluğundan ve onda bulunan ortadan kaldırılamaz, tarih süreçleri boyunca daima yenilenen çelişkililikten, gerçekliğe etkide bulunan sistematikliğini olanaklılığının kategorik biçimininden alan rastlantı-zorunluluk diyalektiği Marx ve Engels’in bize Hegel diyalektiğinden hareket ederek sundukları bir çalışmaydı. Marx ve Engels’in diyalektik materyalizm olarak (yalnızca idealist kavram biçiminde değil) taslağını çıkardıları; Lenin’in daha sonra maddi gerçeklik ilişkisi olarak ve yansıma konseptinin programına varsayımsal düşünce olarak kattığı, yeni ve gelecek perspektiği olan, Marksist, Leninist ve tarihsel materyalist diyalektiğin hazırlanmasıdır.
Büyük siyaset pratikçisi Lenin de bize şunu öğretti: Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz. Ve devrimci teori basitçe toplumsal-ideolojik eleştiri ve düşmanın maskesinin indirilmesi değil, aksine tarihsel olarak etkili güçlerin derin bir şekilde anlaşılması; bu anlayışın maddiliğin genel bir ontolojisinde temellendirilmesidir. Bunun temel biçimlerini Engels Doğa’nın Diyalektiği’nde ortaya koydu. Bu şekilde sınıf mücadelesi teorik olarak pekişen sınıf bilinci ile daha emin bir pusula kazanmış oldu.
Bunu Marx’a borçluyuz. Bu yüzden onunla insanlık tarihinde yeni bir dönemin başladığını söylüyorum.
Doğa ve tarihin birliği
Bu konu üzerinde de sizlere birşeyler söylemek ve bunu sizinle tartışmak istiyorum. Marx vesilesiyle tarihin yeni bir çağı başladı. Yaşananların doğal nedenlerinden dolayı mitolojinin bilimle yer değiştirmesinden sonra –bunun için Yunan filozof Tales’i sembol figür olarak alabiliriz- matematikleşme ve doğa bilgisinin teknik kullanımının olduğu –bunun için sembol figür olarak Galile’yi alıyoruz- ikinci aşama başlar.(3)
Dünyaya bakışın ilk bilimsellik aşamasından sonra Marx ikinci aşamayı ortaya koydu; tarihsel sürecin bilimsel açıklaması. Marx bununla tarih ve doğa bilgisinin mantıksal-metodolojik birliğini üretti. Öyleyse ilk olarak şimdi onun sayesinde sihirsel-mitsel bir tarih düşüncesinin belirsizliğinden sıyrılıp akılcı bir şekilde hareket edebilen, verili koşullar altında kendi tarihlerini kendileri yapan özneler oluyoruz. Bugün bu diyalektiği incelemek günümüzde felsefenin konusu olması gereken bir ödevdir. Ben bunu hep bir ödev olarak kabul ettim.
Bu etkinlik vesilesiye sizlere sınıf mücadelesinde güç süreklilik ve başarı diliyorum!
*JungeWelt’ten çeviren Bülent Özçelik.
1- Hans Heinz Holz, Uluslararası Diyalektik Felsefeciler Birliği Başkanı. Felsefe, tarih ve politika alanlarında sayısız kitap ve makalesi bulunan Holz bu yıl başına kadar pek çok sosyalist teori ve politika dergisinde çeşitli görevlerde bulunuyordu. Günümüzün önemli Marksist filozoflarından sayılan Holz, geçtiğimiz yıl 80 yaşında girdi. Bu yıl başında iki ağır bir ameliyat geçiren Holz, hastaneden de yazılarına devam ediyor. Chemnitz’te yapılan Marx anmasına katılamadığı için gönderdiği mesajı JungeWelt gazetesinden kısaltarak çeviriyoruz. “İşçi sınıfının genç komünisti”ne devrimci selamlarımızı iletiyoruz.
2- Holz’un evinde çekilen bir video kaydından oluşan bu mesaj, RotFuchs dergisi tarafından Marx’ın 190. doğum yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte gösterildi.
3- Tüm yaşamı boyunca mücadeleci bir komünist olarak kalan İtalyan filozof ve Bilim tarihçisi Ludovico Geymonat bu konu üzerine çalışmalarıyla tanınır.{jcomments on}