Bilge Can Yıldız
Tartışma fikir özgürlüğü tartışması olunca, sınırları olmayan bir özgürlük mü akla gelmelidir? Vurucu soru budur. Tüm tarihsel olgulardan ve pratikteki karşılığından bağlarını koparmış bir sistematik inşa edilecekse evet, öyle olmalıdır. Ama, fikirleri tarihsel sonuçları ile incelediğimizde, bilimsel olan düşünüş tarzı bize özgürlük denen şeyin sınırları olduğunu söyler.
Bütün düşüncelerin değerli olduğu fikrine kapılmak, hele o fikirlerle yeni yeni karşılaşılıyorsa, son derece olağan. Her türden fikrin özgürce ortaya konulması, tartışılması kulağa hoş geliyor olsa da, bu olgunun hayattaki karşılığı birbirini gülümseyerek dinlemenin, gözlerini kapayıp ağır hareketlerle “hı hı” demenin ötesinde ne yazık ki. Hal böyleyken fikir özgürlüğü tartışmasında alınacak tutuma, beyin fırtınası ile değil, bizzat sonuçlarının değerlendirilmesi ile karar verilebilir.
Bu yazı üniversitelerde faaliyet gösteren faşist çetelerin siyaset özgürlüğünü savunan liberallerle tartışmak üzere yazılmıştır. Medyanın “karşıt görüşlü öğrencilerin çatışması” olarak sunduğu gelişmelerin hemen ardından üniversitelerin çoğunlukla internet forumlarında ya da kantinlerinde tartışılan fikir özgürlüğü konusu, düzenin demagogları, kendilerini solda tanımlayan liberaller ve bunlar yüzünden kafası karışanlar için yanıtlanması gerektiğini düşündüğümüz bir sürü soru ile birlikte gündemde.
Tartışma fikir özgürlüğü tartışması olunca, sınırları olmayan bir özgürlük mü akla gelmelidir? Vurucu soru budur. Tüm tarihsel olgulardan ve pratikteki karşılığından bağlarını koparmış bir sistematik inşa edilecekse evet, öyle olmalıdır. Ama, fikirleri tarihsel sonuçları ile incelediğimizde, bilimsel olan düşünüş tarzı bize özgürlük denen şeyin sınırları olduğunu söyler. Örneğin Gülay Göktürk, yıllar önce yazdığı bir yazıda “insanların çocuklara zarar vermedikleri sürece “sübyancı olma hakkı”nı savunuyorum” (1) demişti. Elbette bu da bir fikirdi. Sübyancılık, cinsel olgunluğa erişmemiş kişilere karşı cinsel istek duyma durumudur. Yani tanımından da anlaşılacağı üzere sübyancılık bir istismardır. Bu noktada cinsel özgürlük konusunda bir belirleyicilik aslında kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. İstismarın özgürlüğü olamaz, o halde istismarı savunan fikirler özgür olamaz.
Sosyalistler sınıfsız-sömürüsüz bir dünya kurma fikri ile mücadele ederler, sınıflı ve sömürülü dünyanın devamını isteyen egemenlere ve işbirlikçilerine karşı. Adil ve eşitlikçi bir düzen için var olanın yıkılması gerektiğini öngörürler. Doğal olarak var olanı koruyan fikirlerle de mücadele ederler. Bu noktada ise fikir özgürlüğünün sosyalistler açısından sınırları çizilmiş olur. Faşizm düzene en bağlı ve düzenin en geri unsuru tarafından halk üzerinde uygulanan örgütlü şiddettir. Her ülkede sosyalistleri sindirmek için eğitilen kontrgerilla kadroları ile bunlarla aynı organik bağa sahip yasal oluşumların faşist çeteleri mevcuttur. Bu oluşumlar da bir fikir ekseninde örgütlenmiştir ve yine o fikir doğrultusunda faaliyet yürütmektedir. O fikir doğrultusunda binlerce insan işkence tezgahlarından geçmiş, tecavüze uğramış, güpegündüz vurulmuş, kaybedilmiştir. Türkiye tarihine “Bahçelievler Katliamı” olarak geçen, 9 Ekim 1978 gecesi, Ankara’nın Bahçelievler semti, 15. sokak 56 numaralı apartmanın 2 numaralı dairesinde kalmakta olan 7 Türkiye İşçi Partisi üyesi üniversite öğrencisinin, Abdullah Çatlı‘nın yönettiği faşist militanlar tarafından öldürülmesi ile sonuçlanan olayın davasında sanıklardan Haluk Kırcı’nın savcılığa verdiği ifade şöyledir:
“Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş “Hepsini teker teker bayıltıp öldürelim” demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah’la konuştum. “Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öldürelim” dedim. “Olur” dedi. İki kişiyi büyük reisin arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, “Tek tek boğalım bunları” dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmekte zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsin boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah’a verdim”
Açıktır ki hayatta böyle karşılık bulan faşizm fikriyatı özgür değildir, olamaz.
Nasıl ki sübyancılığın yasaklanmasından, cinsel özgürlüğe engel olmak sonucunu çıkarmıyorsak, cinsel olgunluğa erişmemiş olanları istismardan korumak anlamına geliyorsa bu; faşizm fikriyatının yasaklanması da, fikir özgürlüğüne engel olmak değil, insanlığı en büyük düşmanından korumak anlamına gelmelidir.
Faşizm fikriyatına engel olunması konusunda, faşist çetelerin kol gezdiği Anadolu’daki üniversitelerde okuyan öğrencilerle ODTÜ, Boğaziçi gibi faşistlerin örgütlü güce sahip olmadığı üniversitelerde okuyan öğrencilerin düşünceleri biraz farklı. Rahat batması olarak da tarif edebileceğimiz ODTÜ, Boğaziçi özel durumunda, öğrencilerin bir kısmı faşistlerin örgütlenmesine karşı mücadele eden solcuları yasakçılıkla, başkalarının düşüncelerine tahammül edememekle, hatta faşistlikle itham ediyorlar. Genelde iki satır okuyup özgüven kazanan sosyal Bilim öğrencilerinin yazarlık denemeleri olarak, özelde iki satır dahi okumayıp kendini hatip zannetme olarak tezahür eden “Fikir özgürlüğü şart!” söylemi doğal olarak tartışmaları izleyen birçok insanın kafasını karıştırıyor. Ama sanmayın ki onlar kendilerini kafası karışık zannediyorlar, bilakis, son derece kendilerinden eminler. Diyorlar ki “Ne farkınız var sizin faşistlerden? Nerde kaldı sizin demokratlığınız” Faşizmi zorbalık zannetmek… Demokrasiyi ise iyi bir şey bellemek… İşte bu, demagogların yol açtığı kafa karışıklığının adı. Biz bu yüzden döne dolaşa tekrar edeceğiz. Faşizm zorbalık değildir. Faşizm düzene en bağlı ve düzenin en geri unsuru tarafından halk üzerinde uygulanan örgütlü şiddettir. Demokrasi ise düzenin egemenlerinin seçilerek işbaşına gelip, memlekette istediği gibi at koşturmasıdır. Ne özgürlük ne de demokrasi tanımlarımız aynıdır bu kafası karışmışlarla. Özgürlük eşeğin çayıra salınması olmadığı gibi, faşistlere gelin kafamızı koparın demek de değildir.
Fikir özgürlüğü ve demokrasi mevhumları ile ilgili atıp tutmadan önce bunlar hangi koşullarda talep edilmiştir, buna bakmak gerekiyor. Fikir özgürlüğü faşistlerin siyaset yapmasına yasak getirilmesine karşı ortaya çıkmış bir talep değildir. Fikir özgürlüğü düzeni eleştiren, düzenin adaletsizliğini teşhir eden aydınların, mahpuslarda çürümemesi için talep edilegelmiştir. Demokrasi cuntanın postalını defalarca kafasına yiyen toplumların talebidir. Bizim lügatimizde; ne özgürlük faşizmin özgürlüğüdür, ne de demokrasi egemenlerin demokrasisidir. Askeri yönetimin zorbalığı altında yaşayan bir toplumun talep ettiği ile Tayyip’in bize sunduğu demokrasi aynı mıdır? Değildir şüphesiz. Demek ki neymiş? Her talep, ortaya çıktığı tarihsel andaki koşullar dolayısıyla meşru imiş. Faşizmin özgürlüğü ise hiçbir tarihsel anda meşru değildir. Neo-liberalizmin en iyi yaptığı iş kavramları tersyüz ederek hegemonyasını meşrulaştırmasıdır.
İnsan şöyle bir baksa, Tayyip Erdoğan’ın bu memleketin kanını emerken ağzını her açtığında, çıkan ilk lafının özgürlük ve demokrasi olduğunu görse; kendinden şüphe etmeye başlamaz mı? Ya da ABD’nin Irak’a giriş sebebini bir hatırlasa… Neydi? Orta Doğu’ya özgürlük götürmek. İşte o zaman oturup düşünmez mi bu özgürlük biraz muğlak herhalde diye…
Düşünmüyor bizimkiler. Öyle özgürlükçüler, öyle mezhebi genişler ki, “Tek yol devrim” demeyi dogmatik buluyorlar. Bunlar iki satır okumuş olanları tabii, bu sebepten büyük büyük laflar edebiliyorlar. Savrulup gidiyor olduğumuz sanrısının ürünü “o da olabilir, bu da olabilir, tek doğru yoktur, on insan varsa on doğru vardır” zihniyetinden; tarihin tek bilimsel analizi olan Marksizm’den bihaber kalemlerden dökülen şu cahilliğe bakınız: “‘Tek yol devrim’, ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!’… Ve bu tek yolcu mantığın ürünü olan etiketler; ilerici-gerici, yurtsever-vatan haini, faşist-devrimci… Herkes kendince ilerici, herkes karşısındaki için gerici…” (2) “Tekyolcu mantık” olarak sosyal bilim literatürüne eklenmiş buluyoruz kendimiz bir anda. Üstüne; 150 yıl önce tanımlanmış ilerici-gerici kavramları bir anda muğlak, tarif edilemez olmuş çıkmış. Sonumuz hayır olsun.
Sonumuz hayır olacak illa ki. Tek yol devrim demeye devam ettiğimiz sürece. Zira bu düzeni değiştirmenin tek yolu devrimdir. Ve evet, tek başına kurtuluş yok; ya hep beraber kurtulacağız, ya da hepimiz bu düzenin içinde çürümeye devam edeceğiz. Bu böyle biline.
(1)http://arsiv.sabah.com.tr/2002/01/09/y07.html
(2)http://www.gazeteodtulu.com/yazilar.php?id=631{jcomments on}