Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Lübnan’a da demokrasi!

 

Deniz Karakaş

“Özlenen demokrasiye” darbe vurulduğunu söyleyip orduyu temizliğe çağıran hükümetin kendi ordusundan bile destek bulmaması, daha iyi şartlarda yaşam hakkı isteyen sendikaların başlattığı eylemi savaş boyutuna getirmesi ve bunu demokrasi karşıtlığına karşı yaptığını açıklaması uzun zamandır planlanan bir oyunun parçası.

08lebanon2-600siteŞii direnişçilerden oluşan Hizbullah ile ABD ve İsrail yanlısı hükümet arasında çıkan çatışmalar Lübnan’ı iç savaşın eşiğine getirmiş durumda… Olaylar aylık 200 dolar olan asgari ücreti protesto eden ve bir günlük genel greve giden sendikalar ile onları destekleyen Hizbullah ve hükümet yanlıları arasında başlamış; hükümet, bu protestoları bahane göstererek uzun süredir anlaşmazlık içinde olduğu Hizbullah’ı saf dışı bırakmak için bunu bir fırsat olarak görmüştü. Ana muhalefetteki Hizbullah’ın devlet iletişim sistemine alternatif olarak geliştirdiği şebekenin yasadışı olduğunun ilan edilmesiyle birlikte, ilişkiler yeni bir boyut kazanmıştı. Hükümet iletişim şebekesinin devlet için tehdit oluşturduğunu ve devre dışı bırakılacağını açıklamış; Hizbullah’la bağlantısı olduğu gerekçesiyle Beyrut havalimanı güvenlik şefini görevden almayı kararlaştırmış; bunun ardından taraflar arasında Hizbullah’ın Beyrut’un batısının kontrolünü ele geçirmesine kadar giden çatışmalar başlamıştı. Çatışmalarda dört günde 50’den fazla kişi yaşamını yitirmişti.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın, hükümetin tutumunun Hizbullah’ı kısıtlamaya yönelik olduğu ve durumu savaş ilanı olarak gördükleri; iletişim şebekesinin İsrail’e karşı en önemli güç olduğu ve devre dışı bırakılmaması gerektiği yönünde yaptığı açıklamanın ardından karşılıklı çatışmalar başladı. Beyrut’ta başlayan hükümeti protesto gösterisine, polisin müdahale etmesiyle çatışmalar büyüdü. Protestocular, hükümetten yüksek ücret talebinde bulunan işçi sendikalarının grevine destek olunması gerektiğini belittiler. Buna ilave olarak, Hizbullah ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle görevden alınan Beyrut Havalimanı güvenlik şefinin işine dönmesi için bastırılıyordu. Ayrıca, hükümetin Hizbullah’ın Güney Lübnan’da, İsrail’e karşı mücadele amacıyla kurduğu haberleşme sisteminin kaldırılması kararından geri adım atması bekleniyordu. Örgüt yetkilileri bu istekler yerine gelmedikçe, havalimanı yolundaki eylemlerine devam edeceklerini belirtmişlerdi. Eyleme Beyrut’taki uluslararası havaalanı çalışanları da destek verdiği için, uçak seferleri iptal edildi. Eylemi destekleyen sendikaların gayet insani olan istekleri gıda, yakıt ve diğer ürünlere yapılan zamlara karşı ücretlerin arttırılmasını yönündeydi. Hükümet geçtiğimiz günlerde ücretlere üçte iki oranında artış yapmış, ancak sendikalar bunu yetersiz bulmuştu. İktidarla muhalefet arasında yaşanan siyasi kriz nedeniyle aylardır cumhurbaşkanı seçilemeyen ülkede, hükümet bu istekleri kabul etmeyerek olayların iç savaş boyutuna gelmesini neden oldu.

Çıkan olaylardan sonra Lübnan Devlet Başkanı Fuad Sinyora, Hizbullah’ın Lübnan demokrasisine karşı “silahlı darbe” yaptığını söyledi. Sinyora, Hizbullah ile yandaşlarının Beyrut’un Müslümanların yaşadığı bölümünün kontrolünü ele geçirmesinden sonra yaptığı bu ilk açıklamada, Hizbullah’la müttefikleri tarafından yapılan silahlı darbeyle Lübnan’daki demokrasi rüyasına zehirli bıçak saplandığını söyledi. Bu açıklamanın ardından Hizbullah Beyrut’un batısının kontrolünü ele geçirdi. Lübnan başkanı Beyrut’un kontrolünün kaybedilmesinin ardından orduyu “göreve” çağırmış, sokakların silahlı eylemcilerden temizlenmesi gerektiğini söylemişti. Ancak ordu beklenenden farklı bir tavır sergileyerek Hizbullah karşıtı kararları askıya alarak Hizbullah’ın Beyrut’tan çekilmesini sağladı.

“Özlenen demokrasiye” darbe vurulduğunu söyleyip orduyu temizliğe çağıran hükümetin kendi ordusundan bile destek bulmaması, daha iyi şartlarda yaşam hakkı isteyen sendikaların başlattığı eylemi savaş boyutuna getirmesi ve bunu demokrasi karşıtlığına karşı yaptığını açıklaması uzun zamandır planlanan bir oyunun parçası. Lübnan’ın Ortadoğu’daki güçlü direniş odaklarından birini barındırdığı, emperyalist/siyonist güçlerin öncelikli hedeflerinden biri olduğu bilinen bir gerçek. 2006 da ABD’nin talimatıyla başlatılan İsrail saldırısı, planın ilk aşamasıydı ancak hedeflenen olmadı ve saldırı geri püskürtüldü. Bush’un bölgeye yaptığı ziyaretten önce yaptığı konuşma bütün olanları açıklar nitelikteydi; Bush “Hizbullah ile yabancı destekçileri Tahran ve Şam yönetimlerinin, şiddet ve tehditle Lübnan’da hükümeti devirmek ve Lübnan halkını iradesinden uzaklaştırmak için yaptıkları son girişimleri kınıyorum” açıklamasını yaptı. Ayrıca “Lübnan halkının güvenliğini sağlamak için ABD güçlerinin Lübnan silahlı kuvvetlerine yardımcı olmayı sürdüreceğini” belirtti. Bu açılmadan sonra hükümetin tutumuna şaşırmamak gerekir çünkü aynı filmi Irak’ta da görmüştük.{jcomments on}