Pınar Sarıgöl
Emperyalizme bağımlılığın sonuçlarına tepki göstererek çözümü ulusalcılıkta arayan geniş bir kitle için bu ne ilk ne de son hayal kırıklığı. Bir zamanlar cennetten tapu aldıklarını düşünerek birikimlerini İslamcı sermaye çevrelerine teslim eden Müslümanlar gibi, televizyon kanalına bağış yaparak şeriat tehdidinden kurtulacaklarını düşünen ulusalcılar da kendilerini tam anlamıyla ayazda buluverdiler.
Cumhuriyet mitinglerinin başrol oyuncularından Tuncay Özkan, sahibi olduğu Kanaltürk’ü Fethullah Gülen yandaşlarından Koza grubunun sahibi Akın İpek’e satarak arkasında topladığı kitleyi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Emperyalizme bağımlılığın sonuçlarına tepki göstererek çözümü ulusalcılıkta arayan geniş bir kitle için bu ne ilk ne de son hayal kırıklığı. Liderlerin kişisel özellikleri, karakterleri ancak bir yere kadar etkili olabilir. Belirleyici olan siyasal programın kendisidir. AKP eliyle 6 yıldır yeni bir aşamaya girmiş olan neo-liberal saldırı altında, neo-liberal ‘entegrasyon’ programına karşı tam bağımsızlığı savunan kitlelere, tam bağımsızlık hedefine dahi ulaşması mümkün olmayan bir oyalama aracı olarak sunuluyor ulusalcılık. Uluslararası kapitalizme karşı bir ‘ulusal kapitalizm’ seçeneği bulunmadığı için, neo-liberalizme de ‘ulusalcılık’la direnilemiyor.
Tuncay Özkan, ‘hepimizin’ dediği kanalı satmış, çok mu? Piyasa sisteminin dışına çıkmayı öngörmeyen bir siyasal hareketin, televizyon kanalını piyasa kurallarına göre işletmesinden daha doğal ne olabilir? Bir zamanlar cennetten tapu aldıklarını düşünerek birikimlerini İslamcı sermaye çevrelerine teslim eden Müslümanlar gibi, televizyon kanalına bağış yaparak şeriat tehdidinden kurtulacaklarını düşünen ulusalcılar da kendilerini tam anlamıyla ayazda buluverdiler. Tam bağımsızlık mı istiyoruz? Önce kendi gücümüze güveneceğiz, ulusalcı televizyon vaizlerine değil. Özgür bir ülkede eşit bir gelecek mi kuracağız? Önce ufku ABD ile pazarlıktan öteye geçemeyenlerle aramıza kalın bir çizgi çekeceğiz. Sonra mı, sonra sınıfımızı bileceğiz, bir tarafından liberallerin diğer tarafından ulusalcıların çekiştirdiği ülkemizin nihai kurtuluşunun ancak işçi sınıfının kurtuluşu ile sağlanacağını göreceğiz. “Biz kaç kişiyiz?” sorusundaki ‘biz’in içeriğini yeniden tarif edeceğiz yani. Sonra merak edeceğiz, Çukurova Medya Grubu başkanı olmak için kaç çemberden hangi taklaları atmak gerektiğini soracağız kendimize. Ya da bir TV kanalı kurmak için ne kadar sermaye gerektiğini? Borç harç nedeniyle zorunlu olarak satılmıştı kanal öyle değil mi? Peki “Hem yeni kanal hem de yeni parti geliyor!” açıklaması nasıl yapılıyor, ya da değirmenin suyu nereden geliyor? Hani her şey sonuna kadar hep beraberdi? Koza Davetiyenin İMKB’ye yaptığı bildirimle mi öğrenilecekti bu satış? Çok mu ateşli konuşuyor Tuncay Özkan? Buna mı inanacağız? Kimse merak etmesin, herkesin kendi bacağından asılacağı zaman geldiğinde; o, paçayı kurtarmanın en kestirme yolunu yine bulacaktır. Asıl olan yoldur. Yol yanlış belirlendiğinde, en fırıldağından en düzgün adamına kadar, o yola kim önderlik ederse etsin, o yolun sonunda ışık görülemez. Cumhuriyetin kazanımları tehdit altında mı? Tek sorunumuz bu bile olsa, ancak o kazanımlardan daha ötesini hedefleyen bir ideolojik kuşanmışlıkla mücadele edilirse korunabilir elde olan. Sınıfını bilerek ve bugünden başlayarak burjuvazinin herhangi bir kesiminin değirmenine su taşımaktan vazgeçerek…
Şeriat dalgalarının can simidi Tuncay Özkan hava kaçırmaya başladı
Zaman zaman Bergamalıların isyan bayraklarını açmasına neden olan altın madenciliği işletmesinin de sahibi olan Koza grubu, Kanaltürk televizyonu ve radyosunu satın alarak İslam propagandalarını yapmak için yeni araçlara sahip oldu. ‘Bugün’ gazetesiyle başlayan yayın hayatı ulusal bir kanal alarak hızla gelişme gösteriyor. Kanaltürk’ün sahibi olan Tuncay Özkan, işin sadece basit bir alış-veriş meselesi olduğunu, malum borçlardan dolayı böyle bir satışa geçtiklerini açıklasa da, satın alan tarafın Fethullah Gülen cemaatiyle yakınlığının bilinmesi ve Özkan’ın piyasa kokan savunmaları maalesef ulusalcı damarın kansız kalmasına neden oldu. Özkan’ın, bizkackisiyiz.com’da topladığı azımsanmayacak sayıda insanın öfkesini sadece Kanaltürk internet sitesine yağan teessüf mesajlarıyla kusması durumunda bırakması da onun, liderliğini üstlendiği kitleye ne kadar değer verdiğini de ayrıca göstermektedir. “Haydi, Ata’ya şikayet edelim bu şeriatçıları” diye diye topladığı onca insanın değerini 25 milyon YTL’ye satıp pişkin pişkin bu işten 1 milyon YTL kar sağladık, bir sonraki hedefimiz il il dolaşıp BKK çalışmasını devam ettirmektir, yeni kanal yeni parti geliyor demek bu saatten sonra kimi, ne için bir araya toparlamaktır? Gerçi Tuncay Özkan’ın kendi yandaşlarını yarı yolda bırakmasından ziyade; büyümek, daha fazla büyümek yolunda hedef almış dinci bir gruba işleri para karşılığında teslim etmesi daha bir ilginç. Bir taraftan ölümüne yobazlıkla mücadele edeceğim demek diğer yandan mecbur kaldım saflığına yatmak… Kanaltürk’ün yeni sahibi Akın İpek, Tuncay Özkan’ın kanalın müdürü olarak devam etmesini istediklerini, Kanaltürk’ün eski çizgisinde gitmesi için ellerinden geleni yapacaklarını açıkladı. Tuncay Özkan kanalda laik, cumhuriyetçi düzen üzerine vaatlerini açıklarken, diğer taraftan bu işin gelirini Fethullah yandaşları yiyecek… Sermaye para eden her şeyi alıp satabilir, İslamcı bir sermayenin ulusalcılık alıp satmasında şaşılacak ne var?
Koza Grup ve Fethullah Gülen yoldaşlığı
Bir de Akın İpek’in Fethullah Gülen’e düzdüğü methiyeler var. Türkiye’de günden güne güçlenen muhafazakarlaşma Türkiye’nin geleceğini dini sömürüye ve kapitalizme mahkum etmektedir. Akın İpek, Gülen adına açılan davanın haksızlık olduğunu, Hoca Efendi’nin vatan sevgisiyle beslendiğini ve ne yapıyorsa daha iyiyi daha doğruyu insanına göstermek için yaptığını savundu. İpek, kendinden emin bir edayla Gülen adına açılan davaların haksızlığının eninde sonunda ortaya çıktığını ve beraatla sonuçlandığını vurguladı. AKP Hükümetinin çabalarıyla bir güzel temize çıkan Fethullah Gülen şimdi sadece temize çıkmış olmakla kalmıyor; yeni sahip Akın İpek’in övgüleriyle göklere de çıkmış oluyor. Bu Kanaltürk mevzuuyla beraber dinci misyoner kesimin Gülen olayını ajitasyon malzemesi yaptığını da görüyoruz. Fethullah Gülen’in kendi hayatından ödün vererek bu günlere geldiğinin söylenmesi, hakkı yenmiş, zulümlere maruz kalmış biri olarak sunulması dini propagandanın en açık göstergesidir. Şimdi Tuncay Özkan sahneyi Fethullah Gülen müritlerine terk ederken, kanalı alanı ve satanı bir araya getiren şey işte o piyasanın gizli elidir.
Tuncay Özkan’ın elinde patlayan sol ajitasyon
Koza grubuna satılan Kanaltürk çalışanları, uzun süredir maaş alamadıklarını ve Tuncay Özkan’ın kendilerini ortada bıraktığını belirtiyor. Ayrıca ‘bizkackisiyiz’ üyelerinden alınan aidatların da ne yapıldığı muamma. Tuncay Özkan satışla ilgili çalışanlarının rızasının aldığını ve bir mecburiyetten dolayı gerçekleştirilen satışın çalışanlar tarafından anlayışla karşılandığını ve sonuna kadar desteklendiğini söylemişti. Ancak çalışanlardan öğrenildiğine göre bu açıklamanın en kibar adı duygu sömürüsü, biraz kabalaştığındaki adı da kuyruklu yalan imiş. Bundan 6–7 ay önce Tuncay Özkan son derece küstah bir tavırla 12 Eylül’de işkence görmüş solcuları, aklı sıra bugünkü hallerini gözler önüne serip sorguluyordu. Bugünler için mi solcular onca işkenceyi göze almıştı? Solcular bu günler için işkenceyi göze almadılar tabii ki Tuncay Özkan! 68 kuşağının, 12 Eylül’ün cesur solcuları senin bizkackisiyiz.com sitenin açılış sayfasına reklam olmak ve sıkışınca Türkiye’nin patronlarına politikanı satmana örnek olmak için dövüşmediler o zaman! Tuncay Özkan mali sıkıntıya dayanamadıklarını, zaten sonunda devletin onların mallarına el koyacağını açıkladı. Keşke devlet el koysaydı da solculara yaptığın işkence ajitasyonu az da olsa hakkını verseydi. Çabuk pes edilmiş… Pes edilmesinden bize ne ya; müthiş bir işgüzarlıkla cemaat piyasacılarının ortamı kurulmuş ve üstelik Tuncay Özkan önderliğinde, bu ülkeyi emperyalist güçlere teslim etmemek uğruna öldürülmüş onca canın adı anılarak bu alışveriş tezgahı hazırlamıştır.
Tuncay Özkan liderliğinde hayal kırıklığına uğrayan mağdur kitle
Cumhuriyet mitinglerinde alanları dolduran ve “Biz Kaç Kişiyiz?” listesine adını ekleten onbinlerce insan şimdi hayal kırıklığına gömüldü. Aylık belli miktarlarla destek olmaya çalıştıkları kanal paçayı kurtaramamış ve battıkça bu ülkedeki çoğu düşen gibi maalesef çareyi cebi şişkin ılımlı İslam delikanlılarında aramaya koyulmuştur. Dini sömürüyle gittikçe güçlenen muhafazakârlar, kendilerine yönelik tepkinin ortaya çıkardığı araçları parayı bastırıp alıyorlar.
Emperyalizme ve gericiliğe yönelik haklı bir tepkiyle Tuncay Özkan’ların yelkenlerini şişirenlerin şimdi iki kez düşünmesi gerekiyor. Bir, mitinglere otobüslerle insan taşınır, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” umuduyla alanlar doldurulurken küpünü dolduran kimlerdir? İki, bugün elindeki kanalı sözümona politik bakımdan düşman olduğu güçler parayı bastırınca tereddütsüz satıverenler hasbelkader iktidar olsalar, neyi kaç paraya satarlar?{jcomments on}