Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Devrimci kopuş 68’in kendisidir

 

Çağlar Kılınç

_68_i_mayalayan_ic_politik_kosullar_20080422_134234“…
İstanbul’um,
seni düşünüyorum.
Oturmuşum deniz kıyısına,
bakıyorsun limana giren Amerikan zırhlısına.
Hastasın, açsın, öfkelisin.
O da bakıyor sana,
hem de nasıl,
efendinmiş,
patronunmuş,
sahibinmiş gibi itoğlu it.
…”
Nazım Hikmet

İstanbul’un limana giren Amerikan zırhlısına bakmakla kalmadığı yıllar… Dolmabahçe’den kopan halkın Amerikan zırhlısından inen yankileri denize döküşüdür 68 Türkiye’de. Elbette bununla sınırlı kalmaz, gerisi ve ötesiyle bir bütündür isyan yılları. Yine de Amerikan donanmasının İstanbul Boğazı’nda kayıkla asker toplamak zorunda kalması, neye ve nasıl bir isyanın söz konusu olduğunun en yalın cevaplarından biridir.

68 hareketi Türkiye’de, kesintiye uğramış sosyalist hareketin yeniden canlanmasıyla sonuçlandı. Büyüyen ve gelişen hareket hem kitlelerin hızla sosyalist fikirlerden etkilenmesini sağladı hem de yoğun eylem süreci kendi önderliğini de yarattı. 68 hareketine damgasını vuran isyan 1971 yılına gelindiğinde birden fazla yol ve devrimci örgütün ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.

40. yılı vesilesiyle bugün yeniden gündeme oturan 68 hareketi, konusu olduğu birçok tartışmanın yanında 1971 devrimciliği ile de sıkça karşılaştırılıyor. ‘71 devrimciliği’, ’71 devrimci çıkışı’ gibi sol söylemde sık görülen ifadeler, kendi anlamlarının yanında 68 hareketinden bir tür kopuşa da işaret ediyor. Bu fikrin tam karşısında ise 71’de izlenen tarzın 12 Mart yenilgisinin asıl nedeni olduğu iddiası duruyor. 71 ile 68 arasındaki karşılaştırmada birbirinin tam tersi iki tezi savunanların ortaklaştığı çok önemli bir nokta bulunuyor. Birincisi olumlu ikincisi ise olumsuz anlamda, 71 ile 68 arasında bir kopuş tespiti yapıyor.

71 devrimci bir kopuş mudur?
1971’in 68 hareketinden devrimci bir kopuşu temsil ettiği fikri solun geniş bölümünde kabul görüyor. Mayıs ayı içinde konuyla ilgili düzenlenen etkinliklerin başlıklarında, ‘68’in 40. Yılı’ ile birlikte ‘71’in 37. Yıldönümü’ ibaresi de var. 68 ve 71 devrimci mücadeleleri arasındaki ayrım o kadar önemli ki 71’den söz etmeden 68’i anmak, onu anlatmak sakıncalı ya da en azından eksik görünüyor. ESP’nin düzenlediği bir panelde konuşan BEKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Orman, 71’in dönemsel bir farklılık olduğunu kaydederken, 68 hareketinin yaratılmasında da 71’de yaşanan devrimci kopuşta da konjonktürün önemli olduğunu ifade ediyor. Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin kopuşun yaratıcıları olduğunu vurgulayan Orman, parlamentarist ve reformist anlayışların 71’e kadar devam ettiğini, bu dönemle birlikte devrimci bir düzlemde kopuş başladığının altını çiziyor.(Atılım internet baskısı) Burada özetlenen görüş devrimci sol içerisinde oldukça yaygın.

71’in 68’den devrimci bir kopuş olduğu tezinin ilk yanılgısı, sürece değil ‘an’a odaklanmaktan kaynaklanıyor. 68-71 arası dönemde halk hareketinin her bakımdan sürekli olarak ilerlediği gerçeğini tahlil etmenin yerine kabul edilebilir bir devrimci milat arayışı geçirildiğinde, adıyla sanıyla örgütlerin kurulduğu bu dönem doğal olarak uygun bulunuyor. Hele ki 71’in, bugünün devrimci örgütlerinin kendilerini devamı saydıkları THKO, THKP-C, TKP/ML gibi örgütlerin kuruldukları yıl olduğu hatırlanırsa, bunun bir milat olarak kabul edilmesi daha da kolaylaşıyor. Oysa 68’den 71’e uzanan süreç, giderek devrimcileşen kitle eylemlerinin ve keskinleşen bir sınıf mücadelesinin sürekliliği zemininde ilerledi. Sosyalizm fikrinin daha çok öğrenci gençlik içerisinden filizlenmesi ve bugün hatırlanan önemli eylemlerin üniversite kitlesinin eseri olması ülkede yükselen bir sınıf mücadelesi olmadığını anlamına gelmiyor. 68’in karakteristik eylem biçimlerinden biri olan işgaller de sadece üniversitelerde yapılmadı. O döneme dek tek tek fabrikalarda görülen direnişler, işçi sınıfının önemli bir bölümünün desteğini arkasına aldı. Kozlu’da 25000 maden işçisi yürüyüş düzenledi, AP iktidarı işçilere polis ve ordu birlikleri ile saldırdı. Samsun Tekel Müdürlüğünde, Keban Barajında, İstanbul’da Magrius, Kavel, Emayetaş fabrikalarında ve daha birçok fabrikada işçiler, sendika seçme hakkı, iş güvenliği ve ücret artışı talepleriyle mücadeleye atıldılar. Keban işçileri grevlerinde jandarma saldırısına göğüs gerdi. Söke köylüleri jandarmayla çatışmaya girdi, Urfa’nın Ortatepe köyünde köylüler ile toprak ağaları çatıştı, burada üç köylü öldü. Yine Elmalı’da köylüler, işgal edip ektikleri topraklardan, ağalar tarafından sürülmek istenince çatışma çıktı, burada 15 köylü tutuklandı. Saydıklarımız 1968 yılı içinde yaşanan olaylardan sadece birkaçıdır. Benzeri yüzlerce grev, işgal ve çatışma, takip eden yıllar boyunca sürdü. 1970 yılı 15-16 Haziran tarihleri ise işçi sınıfının meydan okumasına dönüştü. İşçi sınıfının önüne çıkan her barikatı aşarak ilerlediği eylemde devlet, yürüyüşü durdurabilmek için Galata ve Unkapanı köprülerini açarak karadan ulaşımı kesmeyi bile denedi. Tüm bu yaşananlar, halk kitlelerin mücadelelerinin artan bir ivme ile sürdüğünü gösteriyor. Bu da işçi-köylü hareketi bakımından 68 ile 71 arasında bir süreklilik olduğuna yönelik önemli göstergelerden biridir.

1971’in 1968’den devrimci bir kopuş olduğu iddiasını güçlendirecek, bu tarihler arasında fikri bir kopuş mevcut mudur? Kitle hareketi bakımından söz konusu olan bir kopuş değil de gelişme ise, bakılması gereken diğer alan fikirler düzlemidir. 68 hareketine rengini veren her eylemin temel karakteri anti-emperyalizmdir. 71’e gelindiğinde bu karakter hala baskındır ki zaten anti-emperyalizmden vazgeçmek ancak karşı devrimci bir kopuşa kanıt gösterilebilir. Aradan geçen zaman Kemalizmin tarihsel anlamı ve rolü konusunda farklı değerlendirmelerin ortaya çıkmaya başlaması bakımından önemlidir. Ancak Kaypakkaya’nın ileri sürdüğü benzer fikirlerin hareketin bütüne rengini verdiği de söylenemez. Yani 68’de Mustafa Kemal yürüyüşü düzenleyen gençlik önderlerinin 71’de anti-Kemalist bir bütünlük sergiledikleri iddia edilemez. Bununla birlikte 68’in anti-emperyalist, 71’in ise aynı zamanda anti-kapitalist bir hatta sahip olduğu iddiası, 68 hareketi için karşı devrimci bir tür karalamanın ötesine geçemez. 68’i kuru bir anti-emperyalizm olarak görmek, Baskın Oran gibi liberal şakşakçıların işidir, bırakalım öyle kalsın.

1971 yılı, 68’den beri hiç inmeyen mücadele bayrağının örgütsel bir forma kavuşmasıyla anılır. Devrimci örgütlerin ortaya çıkmış olması hareketin başarısı açısından hem bir zorunluluk hem de büyük bir ilerlemedir. 68’i anne baba önünde bacak bacak üstüne atabilme özgürlüğü gibi kof bir anlamla sınırlamak isteyenler karşısında, halkların kurtuluş mücadelesine önderlik iddiası elbette devrimci olandır. “Neye karşı olduğunu bilmek kolay, ama ne için savaştığını bilmek büyük bir onurdur.” Deniz’in, Mahir’in, İbrahim’in bu büyük onuru ölüm karşısında tereddüt etmeden nasıl taşıdıkları, çamura bulanmış burjuva medyanın ideolojik saldırılarının hedefi bile olamayacak kadar açıktır. Fakat örneğin Deniz Gezmiş açısından aynı netlik 68’in eylemlerinde de vardır. Denizler eğer 71 ile sınırlanacak olurlarsa, 68 üzerine söz söylemek hakkı hippilere mi bırakılacaktır? Denizlerin devrimciliği 71’de olduğu gibi 68’de de devrimciliktir.

71 devrimciliğini 68’den koparma çabası, son tahlilde 68’e kara çalmaktan başka bir anlamla sonuçlanamaz. Niyet ne olursa olsun, 71 devrimciliği 68 hareketinin ulaştığı doğal bir aşama olarak görülmelidir, ondan devrimci bir kopuş olarak değil. İlla bir kopuş aranacaksa bu 68’in kendisinde bulunabilir. Yani kendisinden öncesine göre berrak bir biçimde devrimci olan dönem 1968 ile başladı. İşçi hareketi göz önüne alındığında, emekçilerin Türk-İş’in sınırlarını aşmak zorunda kalarak DİSK’i kurmaları 1967 yılına denk gelmektedir. Türkiye’de sosyalistler daha öncesinde de vardı, hatta TİP ile meclise de girmişlerdi. Ancak 68 hareketi fikri ve eylemiyle eski tarzdan devrimci bir kopuşun açık ilanı oldu. Kitlelerin bilinç ve eylem düzeyindeki hızlı artış TİP’i derhal gerisinde bıraktı. Örneğin o zamana kadar TİP’in kontrolünde olan Fikir Kulüpleri Federasyonu(FKF) içinde giderek artan tartışmalar, bir devrim stratejisi olarak TİP’ten kopma ile sonuçlandı. FKF 1969’da adını Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç) olarak değiştirdi. Bu yalnızca bir isim değişikliği olarak okunamaz. 68’e karakterini veren eylemlere önderlik eden, devrimci eylemin ışığında fikir tartışmalarının yapıldığı örgütlenme, daha ileri gidebilmek için TİP ile arasına bir sınır çekmek zorundaydı. Nitekim aynı yıl Vietnam Kasabı olarak bilinen Robert Komer’in arabasının ODTÜ’de devrimcilerce yakılması TİP tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Eylemin önderlerine yönelik soruşturma açılmasının ardından 3000 ODTÜ öğrencisinin ‘arabayı ben yaktım’ diye dilekçe vererek sahiplendiği olay TİP tarafından sahiplenilmemişse, işte tam da burada bir kopuştan söz edilebilir.

71 marjinalleşmenin tarihi midir?
71’in 68’den devrimci bir kopuş olduğu fikrinin karşısında, 68 hareketinin 1971’de yapılan hatalar sonucu sönümlendiğini savlayan ikinci bir tez daha var. Bu bakış açısından da 71, 68’den bir kopuştur ama ileri değil, hareketi geriye götüren bir kopuş. Temel dayanak, 68’in devrimci kitle önderlerinin partileşme süreci içinde kitle hareketinden kopması, yalnızlaşması ve marjinalleşmesidir. Oysa 68 hareketi bir bütün olarak incelendiğinde ciddi bir önderlik sorunu göze çarpmaktadır. Tek tek eylemlere, fabrikalara ya da okullara yönelik değil, hareketin bütününe önderlik edecek bir yapı, TİP’in de içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde çok büyük ihtiyaçtır. 15-16 Haziran eylemleri bu ihtiyacın doruk noktasıdır. Böyle bir durumda harekete önderlik etme iddiasıyla örgütlenmek, geri değil ileri atılmış bir adım sayılmalıdır. Elbette eleştiriye açık birçok eylem ve söylem vardır. Bugünden bakıldığında 68’de de, 71’de de eleştirilecek çok şey bulunabilir. Ancak devrimci örgütlerin kurulması, kendi başına bir eleştirinin konusu yapılamaz. Hızla devrimcileşen harekete önderlik etme iddiası, parlamentarizmden kopuş, her koşulda devrimci mücadeleye vurgu, vazgeçilmeyen güçlü bir anti-emperyalizm… 68’den 71’e uzanan süreçte Türkiye devrimci hareketinin kazanımlarıdır bunlar. Marjinalleşme, hareketin ihtiyaçlarından köklü bir kopuşla birlikte yaşanır. 71’deki devrimciliğin hatalarının üzerinde tepinmek, onu 68 hareketinin gelişkinlik düzeylerinden biri olarak ele almaktan ısrarla kaçınmak, hatta 12 Mart’ın zeminini hazırlamakla suçlamak, devrimci mücadeleyi sadece öncünün eylemine indirgemekle yakından ilgilidir. Hareketin 12 Mart ile yaşadığı kesinti hakim sınıfların rolü ve gücüyle ilgilidir. 1968, eğer bugün geldiğimiz noktada hala sahiplenilmeye değer bir tarihsel anlamla yüklüyse, 1971 de aynı sahiplenilmeyi sonuna kadar hak etmelidir. Hatalar ve eksikler sıralanmaya çalışıldığında 71’e ilişkin bugünden yapılacak eleştiri kadar 68 için de söz söylenebilir.

68 ile 71 devrimciliği arasına kalın bir çizgi çekme çabası, ya geniş kitlelerin gelişen mücadelesini küçümsemekle ya da devrimci öncünün iddiasını yok saymakla sonuçlanır. O dönemin büyük başarıları nasıl bugünün devrimcileri tarafından gururla sahipleniliyorsa yapılan hatalara ve eksiklere de “bizim” diyecek cesareti göstermek zorundayız. Bugünün devrimci mücadelesine ışık tutacak dersleri ancak eleştirel ama bütünlüklü bir sahiplenme ile çıkarabiliriz.{jcomments on}