Gururcan Çalışkan
Yeni Bolivya anayasası yoksul yerliler ile emekçilere daha fazla sosyal, ekonomik ve kültürel hak tanınmasını, nüfusun çoğunu oluşturan yerlilerin yaşadığı kuzeybatıdaki yoksul eyaletlere daha fazla yetki ve gelir transferi yapılmasını öngören halkçı bir anayasadır.
Mart ayında Kolombiya’nın Ekvador’a saldırısı ve Bolivya’da Aralık ayından itibaren yaşanan gerginliğin, anayasa değişikliği süreci sonucunda ABD destekli Santa Cruz eyaletinin referandum girişimi ile yavaş yavaş çatışmaya dönüşmesi, asi kıta Latin Amerika’nın top yekun bir saldırı altında olduğunu ve zor günler yaşanacağını gösteriyor.
Bolivya’da olan biteni anlayabilmek için öncelikli olarak 2007 Aralık ayında anayasa değişikliği paketinin hazırlandığını, 2008 Şubat ayında anayasa değişikliği için referandum kararı alındığını ve yeni anayasanın genel olarak hangi içeriğe sahip olduğunu bilmek gerekir.
Dünyanın en yoksul ülkelerinden olan Bolivya, tarihi boyunca birçok siyasi karışıklığa ve CIA destekli kanlı darbelere sahne olmuştur tıpkı diğer Latin Amerika ülkeleri gibi. Petrol, doğalgaz, altın- gümüş rezervleri, her türlü tarımın yapılabilmesine olanak tanıyan verimli, geniş toprakları, su kaynakları, koka üretimindeki verimliliği ile Bolivya tıpkı komşuları gibi varlık içinde yokluk çekiyor yıllardır. Halkın %65’i okuma yazma bilmiyor. Emperyalizmin Bolivya’ya getirdiği sefaletten bunalan halk Evo Morales liderliğinde kurtuluşu solda arıyor. Evo Morales ve partisi de halkın bu beklentilerini boşa çıkarmayarak devletleştirme politikalarını esas almış, Küba ve Venezuella ile ittifaka girerek bu ülkelerden çeşitli maddi yardımların yanı sıra doktor, öğretmen ve mühendis desteği de alarak halkın en temel sorunlarını çözmek için adım atmış durumda. (Hatta çeşitli Bolivya gazeteleri ve Küba’nın yayın organı Gramma’nın haberine göre Kübalı doktorların Bolivya’da Che Guavera’nın katili Mario Teran’ı bile tedavi ettikleri söylenmektedir) En önemli adım olan yeni anayasa ile Bolivya için sosyalist karaktere uygun bir plan hazırlanmıştır.
Yeni Bolivya anayasası yoksul yerliler ile emekçilere daha fazla sosyal, ekonomik ve kültürel hak tanınmasını, nüfusun çoğunu oluşturan yerlilerin yaşadığı kuzeybatıdaki yoksul eyaletlere daha fazla yetki ve gelir transferi yapılmasını öngören halkçı bir anayasadır. Ve daha önemlisi devletleştirme anayasada ön plandadır. Önce Cochabamba ve La Paz’daki su kaynakları ve bu yılki 1 Mayıs’ta ulusal doğalgaz ve telekomünikasyon şirketlerinin kamulaştırılması gerçekleştirilmiştir. Morales’in 1 Mayıs kutlamalarında yaptığı konuşmada sırada petrol ve orman arazilerinin kamulaştırılmasının olduğunu söylemesi ABD ve işbirlikçi eyalet valilerinin harekete geçmelerine neden olmuştur. Anayasa değişikliği süreci ile birlikte sağcı dört eyalet “özerklik” tehditlerinde bulunmuş ve bu tehditler neticesinde ülkedeki gerginlik yer yer çatışmalara dönüşmüştür. Ve bu çatışmalar tam anlamıyla bir zengin fakir çatışması örnekleridir.
Bolivya’nın dokuz eyaletinden dördü; Santa Cruz, Tarija, Beni ve Pando “özerk ve bağımsız bölgesel yönetim” ilan edebilecekleri tehdidinde bulundu ve bu sağcı eyaletlerden en büyüğü olan Santa Cruz 12 Mayıs’ta referandum gerçekleştirdi. Santa Cruz valisinin açıklamasına göre % 84 oranında özerkliğe evet sonucu çıktı.
ABD destekli sağ muhalefetin güçlü olduğu Santa Cruz, Tarija, Beni ve Pando eyaletlerinde dokuz milyonluk Bolivya nüfusunun 2 milyonu; ülke nüfusunun %15’ini oluşturan İspanyol asıllı beyazlar, melezler, toprak ağaları ve zenginler yaşıyor. Bölgenin en büyük ikinci petrol rezervi bu bölgede bulunuyor. Düzlük ve geniş arazileri, tropikal iklimi ile ülkede en iyi tarım da bu bölgede yapılabiliyor.
Açıkça görülüyor ki yeni anayasa Bolivya’da ABD ve ülkedeki işbirlikçileri açısından sonun başlangıcı anlamına gelmektedir. Bu nedenle sağcı eyalet valilerinin referandum yapması ve Bolivya ordusu dahil olmak üzere herkese meydan okuması, hatta tehditler savurması gayet normaldir. Çünkü Bolivya artık eski Bolivya değildir, köleden farkı olmayan Bolivya’nın geri kalan halkı da artık eskisi gibi çaresiz durumda değildir.
Tabii ki bu valilerin eylemlerine Evo Morales’in karşı atağı da aynı biçimde gerçekleşti. Santa Cruz valisinin kafasına göre yaptığı bu referandum karşısında devlet başkanı, başkan yardımcısı ve dokuz eyalet valilerinin görevde kalıp kalmayacaklarına ilişkin bir referandum düzenlenecek; referandumun tarihi 10 Ağustos olarak belirlendi. Bu sayede valilerin başarmaya çalıştıkları ülkeyi bölerek verimli arazileri ABD’nin kontrolü altında tutma planları karşısında, Evo Morales ülkenin geri kalan kısmında yaşayan vatandaşlarını bu dört eyalet valileri ile olan mücadelede daha etkin bir hale getirmiş oldu.
Hiç şüphesiz 10 Ağustos’taki referandumun sonucu oldukça önemli. Zira Evo Morales 2005 yılında aldığı %53’lük oy oranının altına düşerse görevi bırakacağını açıkladı. Referandum her açıdan Bolivya’nın geleceğini belirleyecek bir nitelikte. Bolivya’nın Bolivyalıların mı yoksa emperyalistlerin mi kontrolünde kalacağı belirlenecek bu referandumla. Şu anda Bolivya’nın durumu incelendiğinde dört eyaletin haricinde, ülkenin büyük bölümünde Evo Morales’e verilen destek oldukça büyük. Bu nedenle Bolivya sağının işi zor görünüyor. Ne var ki Fidel Castro’nun da dediği gibi Bolivya’nın durumu bir asit testine benziyor.
Bolivya sağı her şeyi göze almış ve saldırıya başlamış durumda. ABD’nin desteğiyle kendi referandumlarını yapıyorlar, eyaletlerdeki polis gücünü Bolivya ordusuna karşı bir askeri güce dönüştürmeye çalışıyorlar. Ülkedeki Amerikancı medya her türlü yalan ve dolanla halkı hükümete karşı provoke etmenin uğraşındalar. Açıkça gözüküyor ki Bolivya 10 Ağustos’a kadar ve sonrasında da çok zorlu ve hatta kanlı günler görme eğilimindedir. Bu asit testi kolay bir biçimde bitmeyecekmiş gibi görünüyor.
Bu gelişmeler ışığında, Bolivya’nın durumunu sıradan bir haber metni olarak yazmak, yorumsuz bırakmak insanı insan yapan temel değerler nedeniyle imkansızdır. Çünkü ülke gayri safi milli hasılasının üçte ikisini hiçbir üretim yapmadan, sadece toprakta bulunan madenler ve tarım gelirleriyle elinde bulunduran; mevcut zenginliği, kendi ülkesinde yaşayan, aynı havayı soluyan ve aslında ülkenin ilk ve gerçek sahipleri olan öteki vatandaşlarıyla paylaşmayı ırkçılık olarak nitelendiren; özerklik isteyen dört vali ve provoke etmeyi başardıkları “artık biz özerkiz” yazılı tişörtleri ve bandanaları ile ortalıkta dolaşan insanlar sürüsü bulunmaktadır.
Bir açıdan haklılar. Çünkü tuzları kuru bu Beyaz Bolivyalılar için, bugüne kadar darbeler vs ile her şey yolundaydı. Ama artık ok yaydan çıkmış durumda. Bolivya’da Evo Morales hükümeti büyük bir oy çoğunluğuyla, halkçı anayasa yaratma sözü ile iş başına geldi. Bolivya’nın ezilen halkı bu işin sonuna kadar gidecek, Bolivya’nın zenginlikleri emperyalizm ve onun Bolivyalı işbirlikçilerinden alınacak ve bütün Bolivya halkının olacaktır.{jcomments on}