Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

68’in mirası ancak devrimcilik yaparak devralnr

 

Uğur Yıldırım

Tartışmanın bir miras tartışması olarak da varlığını sürdürmesi ve bu mirasa kimlerin sahip çıkacağı şimdilik daha önemli gibi görünüyor. Mirasın önemi, bugünü belirlemekteki rolünden kaynaklanıyor. Türkiye halklarının kurtuluşu uğruna ölümü göze alan 68 devrimciliği ile kurtuluş savaşı ve onun değerlerinin rantını yeme çabasının arasında uçurumlar var.

AJHIZY001968’in üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen 68 kuşağı tartışması sönümlenmiyor, belki de biraz daha alevleniyor. 40. yılında 68 tartışmasının Fethullahçı Aksiyon dergisine bile sıçraması, 68’in Hatırla Sevgili gibi bir diziyle popüler kültürde yer bulmasıyla açıklanabilir. Son 1 Mayıs’ta belirgin bir kımıldanma gösteren halk hareketi ve genç insanların 68 kuşağına tekrar ilgi duyuyor oluşu bir araya gelince Aksiyon dergisi telaşlanmış olabilir. Onun için Aksiyon dergisi ‘tek yol devrim’ sloganına karşı ‘tek yol demokrasi’ dedi 5 Mayıs tarihli sayısında. Bu kadar 68 bile onları korkutmaya yetiyor. Korkuları yersiz değildir, zira 68’in yükseldiği yerde tarikatlara yer yoktur. Biz onları korkularıyla başbaşa bırakalım…

Tartışmanın bir miras tartışması olarak da varlığını sürdürmesi ve bu mirasa kimlerin sahip çıkacağı şimdilik daha önemli gibi görünüyor. Mirasın önemi, bugünü belirlemekteki rolünden kaynaklanıyor. Türkiye halklarının kurtuluşu uğruna ölümü göze alan 68 devrimciliği ile kurtuluş savaşı ve onun değerlerinin rantını yeme çabasının arasında uçurumlar var.

Tuncay Özkancılık 68’le bağdaşır mı?
60’ların başı, Demokrat parti karşıtlığı ile sınırlı sayılabilecek bir hareketliliğe sahne oldu. Fakat 1965 ile birlikte öğrenci eylemleri belirgin bir değişim göstermeye başlamış, marksist literatürün temel eserlerinin Türkçe’ye kazandırılmasıyla gençlik bu eserleri okumaya girişmiş, Türkiye İşçi Partisi’nin varlığı sosyalistlerin etkisini arttırmış ve sonuç olarak 1960’ların sonunda gençlik kitleleri hızla sosyalizme yönelmiştir. 60’lar boyunca; gençliğin ideolojik gelişimi kemalizmden sosyalizme doğru, siyasal gündemi üniversitelere ilişkin taleplerden ülke gündemini ilgilendiren taleplere doğru, eylem tarzı yürüyüş ve mitinglerle  yetinmeyip üniversite işgallerine doğru evrilmiştir. 1965 sonrası gençliğin yaptığı büyük kampanyaları ve eylemleri sıralayacak olursak ilk dikkati çekenler şunlardır: Petroller millileştirilsin kampanyası, özel yüksek okullar devletleştirilsin kampanyası ve bu kampanya için yapılan İstanbul-Ankara yürüyüşü, NATO’ya hayır haftası, iki yıl art arda yapılan (68 ve 69)  ABD 6. Filosunu protesto eylemleri ve ardından yaşanan Kanlı Pazar, Deniz Gezmişler’in örgütlediği Samsun-Ankara Mustafa Kemal Yürüyüşü, 68 Haziran’ında üniversite reformu talebiyle örgütlenen üniversite işgalleri, Vietnam kasabı olarak bilinen ve Türkiye’ye ABD büyükelçisi olarak atanan Kommer’in protesto edilmesi ve ardından ODTÜ’de arabasının yakılması vb. sayılabilir. Bütün bu eylemleri neden mi anlatıyoruz? Kanal Türk aracılığıyla Tuncay Özkan tarafından örgütlenen “biz kaç kişiyiz” hareketi, kanal satılmadan önce sık sık 68’in devrimciliği ve 68 kuşağı üzerine bolca söz söyledi. Bu hareketin genel karakteri, insanların hayatlarında hiçbir değişiklik yapmadan; hafta sonları Pazar gezisine çıkmış gibi mitinglere gidilmesi, ufacık bir kararlılık belirtisi gösterilmemesi, radikal eylem biçimlerinin çok kaba bulunmasıdır. 68 gençliği varını yoğunu ortaya koyarak “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye”yi kurmak istiyordu. Bu uğurda en önde gidenlerinin üçünü darağacında, 10’unu Kızıldere’de ve 3’ünü de Nurhaklar’da kaybetti. Tuncay Özkan, bizkaçkişiyiz.com adlı web sitesi için hazırlattığı reklam filminde; 68’de anti-emperyalist mücadele vermiş solculara ‘siz bugünleri görmek için mi o kadar sıkıntı çektiniz’ diye seslenmişti. Biz bu günleri görmek için sıkıntı çekmedik Tuncay Özkan da, sen elindeki kanalı hem de AKP’li bir sermaye kuruluşuna satmak için o ajitasyonları çekiyormuşsun anlaşılan. Senin 68’in mirasından anladığın, acaba bu mirasın kalıntılarından bize de bir ekmek kapısı çıkar mı beklentisidir. Yoksa 68’in yukarıda saydığımız eylemlerinin ya da tarihselleşmiş kişiliklerinin hangisinin yanından geçebilirsin? Sen olsan olsan bir havuz olabilirsin. AKP’ye tepki duyanların içine konarak etkisizleştirildiği bir havuz.

Neo-faşist Türk Solu’nun Denizlerle ne alakası olabilir?
68’e yapılan diğer kuşatma da Türk Solu dergisinden geliyor. Onların da iddiası 68’in mirasının sahibinin Türk Solu olduğudur. Türk Solu dergisinin söylediği temel şey şudur: Deniz Gezmişler’in mirasçısı biziz çünkü biz “Atatürkçülük, milliyetçilik ve sosyalizmi” bir potada eritiyoruz, yeni bir sentez yaratıyoruz tezidir. 68 kuşağının siyasal gelişimine yukarıda kısaca değinmiştik. Bu kuşak gençliği 27 Mayısçı bir Kemalizm’den aşama aşama sosyalist fikirlere açıldı. Eylemleriyle süreç içerisinde dönüştü. Fakat Kemalizm’le söylem düzeyinde bir kopuş hiçbir zaman gerçekleşmedi. Dönemin önde gelen genç sosyalistlerine bakıldığında neredeyse hepsinin ikinci Kurtuluş Savaşı’nı başlatmaktan bahsettiğini görürüz. Anti-emperyalist söylem, ulusal kurtuluşçuluk söylemiyle birleşmiştir. Dönemin eylemlerinin neredeyse tamamında Türk Bayrakları’yla birlikte Mustafa Kemal’in kalpaklı fotoğrafları taşınırdı. Bu gerçekleri dile getirmeden doğru düzgün bir 68 değerlendirmesi yapılamaz. Ancak ulusalcıların “Kemalist devrim şehitleri” olarak anmaktan çekinmediği bu insanların son sözlerinin “Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” ve “marksizm leninizm” olduğu gerçeği de görmezden gelinemez.

Türk Solu, günümüz sosyalistlerini Kemalizm’i eleştirmek ve onu bir burjuva devrimi olarak değerlendirmekle suçlamaktadır. Türk Solu’na göre Kemalist devrim bir burjuva devrimi değil, üçüncü dünyacı sol bir devrimdir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve şekillenmesi bütünlüklü bir ideolojiye sahip olan kadrolar tarafından gerçekleştirilmedi. Onlar daha çok dünyadaki siyasal duruma göre pozisyon alarak ilerlediler. 1929 ekonomik buhranına kadar liberal ekonomiyi savunurken, bu tarihten sonra zorunlu olarak devletçilik ilkesini savundular. Emperyalizmle ilişkiler bakımından da daha çok manevra yapılabilen bir dünyanın olanaklarıyla hareket ettiler. Bu manevracı hareket tarzı Türkiye’yi yönetenlerin 70’lerin sonuna kadar uygulayabildikleri bir yöntem oldu. Adnan Menderes başı sıkışınca Sovyetler Birliği’ne yanaştı. ABD ile ilişkiler bozulunca İsmet İnönü Johnson’a bir mektup yazıverdi. “Başka bir dünya kurulur ve biz de o dünyada yerimizi alırız” diye. Başka bir dünyada yer alacakları yoktu ama pazarlık güçlerini arttırmak peşindeydiler. Kısacası içine Kemalist kadroları da kolaylıkla dahil edebileceğimiz Türkiye hakim sınıfları, emperyalist sistemden kopmak gibi bir perspektife hiçbir zaman sahip olmadı. Kapitalist üretim ilişkilerini tasfiye etmeden emperyalist sistemden kopmanın pratik olarak zaten mümkün olmadığı dünya koşullarında Kemalist kadroların siyasi bağımsızlık söylemleri, emperyalizm ile pazarlıkta ellerini güçlendirme çabasından başka bir anlam taşımadı. Cumhuriyet dönemi Türkiye’si bir muz cumhuriyeti de olmadı, bağımsız bir Türkiye de.

Bağımsızlık, 68 hareketinin temel sloganlarından biriydi. Bu temel hedef doğrultusunda ilerlerken verdikleri mücadeleyi “ikinci kurtuluş savaşı” olarak da nitelediler. Bu benzetme, 68’e yönelik ulusalcı kuşatmanın ana temalarından birini oluşturuyor. Oysa “ikinci kurtuluş savaşı” tanımındaki “ikinci” ifadesi, içinde bir aynılık barındırmıyordu. 68 hareketi, kurtuluş savaşının bir tür tekrarı olma iddiasında olmadı hiçbir zaman. Buradaki farklılık basit bir güncelleme, kendini zamana uydurma çabası olarak da değerlendirilemez. 68’liler toprak devrimini tartışıyorlardı. 68’in ülkede hızla gelişmekte olan işçi hareketiyle birleşmesi de fazla uzun sürmedi. Cereyan eden sınıf mücadelesinin önemi kavranmış olmakla birlikte 68 hareketi bu mücadeledeki safını da berrak bir biçimde ortaya koymuştur. 68’in önemli önderlerinin herhangi birinde ya da sürece önderlik edenlerin herhangi bir demecinde patronlara yönelik bir övgü ifadesine rastlanabilir mi? “İkinci kurtuluş savaşı”nın birincisinin eleştiri üzerine yükseldiği, birincisinin başaramadığını, onu aşan bir ideolojik politik kuşanmışlıkla aşmaya giriştiği açıktır. 68’in anti-emperyalist önderlerinin birkaç yıl sonra sosyalist liderler olarak devlet tarafından öldürülmüş oldukları gerçeği görmezden gelinemez.

Türk Solu’nda bulunan şey solculuk değil, üçüncü dünyacılık fikriyle harmanlanmış faşizan bir siyasal çizgidir. Söz konusu dergi çevresinin Kürt sorununun kaynağı ve çözümü konusundaki tespitlerine bakmak nerelere doğru yelken açtıklarını çok iyi gösterir.
Derginin ilk tespiti şöyledir: “Kürt sorunu yok, Kürt istilası var!”. Kürtler her nasıl olduysa Diyarbakır merkezinden Türkiye’nin batı illerine doğru yayılmış ve bir istila hareketi başlatmıştır. Biz Kürtler’in zorunlu olarak bölgeden göç ettiğini/ettirildiğini biliyoruz oysa. Sözkonusu dergi hızını alınca duramayıp devam ediyor, “Kürt varsa sorun var!”, “Türk oğlu Türk kızı, Türklüğünü koru!”. Dikkat ederseniz yazıların içeriklerini gündeme almıyoruz. Yazılardaki detaylı faşist zihniyeti burada yazmayı istemiyoruz. İşte böyle bir dergi Deniz Gezmişler’in bugünkü temsilcisi olduklarını ilan edebiliyor. 68 üzerine çöreklenmiş akbabalar, çekin ellerinizi oradan!

68 ne onun üzerinden ekmek yemeye çalışan reklam yıldızı kılıklı Tuncay Özkanlar’ın ne de neo-faşist Türk Solu dergisinin olabilir. 68’in mirasını devrimcilik yapmak isteyenler dışında hiç kimse devralamaz. O miras, devrimci olmayanları elini yakacak kadar sıcaktır hala.{jcomments on}