Uğur Erözkan
Önderliğinin sosyalist olması kitle hareketinin karakterini değiştirmezse de bize antiemperyalist bir hareketin ancak sosyalistler önderliğinde etkili olabileceğini gösterir. Baskın Oran’ların tahrif etmeye çalıştıkları yalnızca 68’in mirası değil, onların değerlerine yönelebilecek bugünün gençliğinin politik kavrayışlarıdır.
Tüm dünyayı sarsmış olan 68 baharının 40. yılındayız. Bir bütün olarak 68 hareketi için toplumun her kesiminin çeşitli değinmeleri ve değerlendirmeleri var. Sosyalistler açısından ise 68 hakkında yazılan çizilenler ve yapılan değerlendirmeler bir muhasebe olarak anlaşılmalı. 40 yıl önce ne diyorduk, nasıl bir Türkiye ve dünya istiyorduk; bugün ne diyoruz ve nasıl bir Türkiye ve dünya istiyoruz? 68’de Türkiye’nin ve dünyanın durumu ile şimdiki durumlarının karşılaştırılması; buna bağlı olarak o dönemin politik söylem ve vurguları ile bugünkülerin karşılaştırılması bir görev olarak önümüzde duruyor.
Sol liberallerin 68 düşmanlığı
Bugüne kadar yapılan muhasebelerin birçoğu başlangıç noktası olarak 68’i almakta haklıdır. Elbette başlangıç noktası ile varış noktası arasındaki fark, söz konusu muhasebeleri yapan her kesim için farklı olacaktır, olmalıdır. Örneğin, Baskın Oran’ın 68’in anti-emperyalist vurguları hakkında “Marksizm ile milliyetçiliği bağlayan bir köprü” olduğunu söylemesi, bugün savunduğu fikirler açısından tutarlıdır. Gençliğinde anti-emperyalist sloganlar atmasını “tıfıllığına” bağlıyor Oran. “Ne ABD ne AB” sloganını atanları kendi gençliğinde yaptığı “hata”yı yinelemekle, “her kötülüğü emperyalizmden bilme” hastalığına yakalanmış olmakla eleştiren Oran bir devletin emperyalist olması için başka bir ülkeyi işgal etmiş olması gerektiğini söylüyor. Emperyalizmi tarif ederken yaptığı tahrifin amacı genç solcular nasılsa emperyalizmin ne demek olduğunu bilmiyor diye bol keseden üfürmek mi, yoksa gençliğinde attığı anti-emperyalist sloganları “canım işgalci ABD ile demokrasinin beşiği AB bir mi” diyerek kendince mazur göstermeye çalışmak mı? Sanırız her ikisi de. Meraklıları internette arşivden 20 Mayıs 2007 tarihli Radikal 2’de yayınlanan ‘Antiemperyalizm 2007’ başlıklı yazısını okuyarak Baskın Oran’ın antiemperyalizm konusundaki fikirlerini yakından öğrenebilir. Baskın Oran bir istisna ya da uç bir örnek olmaktan çok, tipiktir. Solun artık anti-emperyalizm söylemini terk etmesi gerektiği, eskiden romantizmin etkisiyle bağımsızlık söylemlerini kullandığı, hele ki küreselleşmenin söz konusu olduğu bir dünyada gerçekçi olunması gerektiğini söyleyen eski 68’lileri de hesaba katmamız gerekiyor. Sol liberal diye tarif edebileceğimiz bu adam ve kadınlar saatlerce televizyonlarda, kendileriyle yapılmış sayfa sayfa röportajlar ile gazete ve dergilerde boy gösteriyor. Onları dinlerken, okurken sanırsınız ki ne olduğu anlaşılamayan bir romantizm bulutu o zamanın gençlerinin üzerinde gezinip hepsinin birdenbire Amerikan karşıtı, emperyalizm karşıtı ve bağımsızlık aşığı olmalarına sebep olmuş. Bulutun yarattığı hipnozun etkisi geçtiğinde ise birçoğu uyanmış ve gerçekçi oluvermişler. Ama bazılarında hipnoz kalıcı olduğundan hala ‘bağımsız Türkiye’, ‘kahrolsun emperyalizm’, ‘yaşasın devrim ve sosyalizm’ sloganlarını sayıklıyorlarmış. Halbuki küreselleşme döneminde ‘bağımsızlık, sosyalizm, devrim’ demode, ‘karşılıklı bağımlılık’ moda olmuş. Elbette onlar da muhasebe yapıyorlar. Önce kendi döneklikleriyle bir iç muhasebe yaşamaları bundandır. Biz, hala sosyalist olanların muhasebesi ise yalanlara, pişmanlıklara ve korkulara değil, gerçeklere dayanmak zorunda.
68’den bize kalan miras nedir?
Bir muhasebe yapmaya başlarken ilk önce 68 hareketinin niteliğini belirlemek gerek. 68, önderliği pratik faaliyet içinde sosyalistleşmiş olmakla birlikte esas olarak antiemperyalist bir kitle hareketiydi. Petrollerin millileştirilmesi kampanyalarının, 6. Filo protestolarının, Vietnam kasabı Kommer’in arabasının yakılması eylemlerinin gösterdiği budur. O dönemin sloganlarında, marşlarında ve o dönemin gençlik önderlerinin yazıp çizdiklerinde rahatlıkla görülebilecek olan çizgi, bağımsızlık için milli demokratik devrim çizgisidir. Önderliğinin sosyalist olması kitle hareketinin karakterini değiştirmezse de bize antiemperyalist bir hareketin ancak sosyalistler önderliğinde etkili olabileceğini gösterir. Baskın Oran’ların bu fikirlerin gündem dışı olduğunu ilan edip, bugün geçerli olanları işaret ederken de Avrupa Birliği’nden, demokrasiden, gelişmiş ülkelerdeki savaş karşıtı ve hippi hareketlerinden başka bir şey bulamamaları boşuna değildir. Tahrif etmeye çalıştıkları yalnızca 68’in mirası değil, onların değerlerine yönelebilecek bugünün gençliğinin politik kavrayışlarıdır. Burjuva gazetelerinin köşelerinden, özel üniversitelerin kürsülerinden gençliğe seslenmekte ve ‘onların gittiği yol kötü bir yere çıkıyor, sakın takip etmeyin siz de yanarsınız’ demektedirler. Ne de olsa sistemin yoğun olarak propaganda ettiği ‘masum taleplerle yola çıkmış ama sonra yoldan çıkmış iyi çocuklar’ vaazını tekrar edecek vaizlere İslamcı medyada olduğu kadar solcu olarak bilinen aydınlar arasında da ihtiyaç var. Bu görev ihaleye çıktığında ise emperyalizme hayır demenin sonunun kendini elde tüfek gerilla kıyafetiyle dağda bulmak olduğunu anlatacak, ‘o dönemi yaşamış solcu ağabeyler, ablalar’ devreye giriyor. Bağımsızlığın modasının mı, yoksa solcuların bağımsızlık demekten vaz mı geçtiğini sormadığınız sürece hiç durmadan aynı palavraları anlatabilirler.
Bu çevrelere göre bağımsızlığın, antiemperyalizmin modası geçmiş, çünkü dünyada artık küreselleşme olgusuyla birlikte karşılıklı bağımlılık yaşanmakta imiş. Bunları uslu uslu dinleyecek ve etrafımıza hiç bakmayacağız. Irak’ta, Afganistan’da Amerikan ordusu eliyle sınırların yeniden çizildiğini, Avrupa Birliği reformları adı altında Türkiye’nin yabancı sermayeye tam teslimiyetini, tüm dünyada emekçilerin kazanılmış bütün haklarının uluslararası sermayeye peşkeş çekildiğini görsek bile söylemeyeceğiz. Demokrasinin beşiği olarak tatlı tatlı anlatılan Avrupa Birliği’nde neden sürekli emekçilerin grevler yaptıklarını, boğazına kadar ırkçılığa gömülmüş olan Avrupa’da ‘zenci’lerin ikide bir ayaklanıp şehirleri ateşe verdiğini sormak aklımıza gelmeden sağda solda Avrupa Birliği’nin neden ABD ile aynı kefeye konulamayacağını dinleyeceğiz. Çünkü eğer bunlardan herhangi birini söyleyecek olursak milliyetçi olmakla, her kötülüğü emperyalizmden bilme hastalığına yakalanmış olmakla suçlanacağız. Sağlıklı bir Türkiye ve dünya tahlili yapmak istiyorsak ilk önce liberal solcuların teranelerine kulaklarımızı tıkamalıyız. Aksi halde onların iddia ettiği gibi 68’i aşmak şöyle dursun, onun yakınına bile yaklaşmamız olanaksızdır.
Adına küreselleşme deyince emperyalizm ortadan kalkar mı?
Üzerinden 40 yıl geçtiği için 68’in siyasetlerinin güncellenmesinin zorunlu olduğu sonucuna, başka herhangi bir bilimsel dayanak göstermeden varan çevrelerin gerçeklerle siyaset yapma gibi bir derdi var mı bilmiyoruz. Ancak biz sosyalistler için gerçeği analiz etmek, gerçeklerden yola çıkarak siyaset yapmak ve bu sayede dünyayı değiştirmek bir tercih olmaktan öte, bir zorunluluktur. O yüzden kapitalist dünyayı açıklamak için geliştirilen emperyalizm teorisinin ortaya atılmasının, ya da bir döneme damgasını vurmuş anti-emperyalist bir kitle hareketinin üzerinden kaç yıl geçtiğini hesaplamak o teorinin ya da o söylemlerin güncelliğini yitirdiğini düşünmek için yeterli olmadığını biliyoruz. Politikalarımızı üzerine inşa ettiğimiz tahlilleri yaparken ve politik söylemlerimizi oluştururken entelektüel dünyada çarpışan fikirlere değil, gerçek dünyada olup bitenlere başvuruyoruz. O yüzden ABD’nin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiğini, AB’nin Türkiye dahil tüm Avrupa’nın emekçilerinin ocağına incir ağacı diktiğini, Türkiye’de ülkeyi emperyalizme tam bağımlı hale getirmek için ant içmiş burjuvazinin ihtiyacı olan siyasetleri en iyi uygulayan olma yarışında birbiriyle dalaşan burjuva partilerinin halk düşmanlığını bıkıp usanmadan anlatıyoruz. Dünya tahlillerinden emperyalizmi silip yerine küreselleşme yazıldığında ne değişiyor? Sermayenin emeği sömürdüğü gerçeği mi, az gelişmiş ülke ekonomilerinin gelişmiş ülke ekonomilerine tabi olduğu gerçeği mi ortadan kalkıyor? Bugün hala kapitalist sistemin bir gerçeği olarak emperyalizm kanlı canlı tüm dünyada, özellikle de yaşadığımız coğrafyada, ortadayken bunları boş verip ‘karşılıklı bağımlı’ olduğumuza mı inanacak, bu teraneyle mi teselli bulacağız?
Eğer 68’i aşmak gibi bir dert varsa, ki olmalıdır, ilk önce 68’i çarpıtmadan, tahrif etmeden anlamaya çalışmalı ve ardından onlardan devraldığımız bayrağı daha ileriye taşımanın yollarını ve yöntemlerini aramalıyız. Bunun yolu ise 68’in yarattığı her türlü siyaseti ve değeri bir kenara bırakmaktan geçmez.{jcomments on}