Tersanelerde de AKP-MHP ittifakı: Düzeniniz batsın!

 

Bahar Alimoğlu

Şükrü Güleç, Bayram Güleç, Şener Güleç, Durmuş İpek, Hüseyin Karaca, Bahri Taşçıoğlu, Sami Şahin, Hüseyin Çoban, Recep Yaman, Nurali Gürsoy, Erkan Alasan, Saim Satılmış, Hüseyin Polat, Tuncay Yanık, Yaşar Yavuz, Ahmet Çelik, Kenan Çetin, Hüseyin Gonca, Saffet Yılmaz, Mehmet Kurban, Orhan Çağdaş, Mustafa Düzağaç, Kemal Köksal, Özay Çoban, İbrahim Bacak, Recep Kayaş, Salman Gözpınar, Talip Mırız, Murat Kapan, İsmail Tatlı, Fırat Durudeniz, Hüseyin Kalkavan, Hüseyin Şahin, Burhan Kayabaşı, İbrahim Arslan, Mustafa Doğuş, Mustafa Yardım, Tufan Kaya, Serdar Kurt (Müh), Cemal Yetim, Suat Dursun, İlhan Üstündağ, Burhanettin Omurca, Süleyman Birinci, Selim Nişli, Ekrem Bektaş, Osman Koçak, Murat Çağın, Hakan Özden, İhsan Yüzsüz, Hüseyin Korur, Sezai Demiral, Selamettin Erol, Mehmet Yücesoy, Nurdoğan Çelik, Arda Yeni, İbrahim Dursun, Mustafa Baltacı, Kahraman Dalmaz, İbrahim Levent, Şeref Gökkaya, Yılmaz Aslan, Subutay Soysal, Cabbar Ongun, Güney Akarsu, Cengiz Tatlı, Kenan Kara, Eser Acar, Bekir Özmen, Hasan Macar, Fatih Kılıç, Sabri Yanardağ, Onur Bayoğlu, Metin Turan, Cevat Toy, Mikail Kavak, Osman Göç, Hasan Köse…
Ya tersanelere hayatı götüreceğiz ya da dünyamıza inecek ölüm!*

4294Türkiye iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü… Tuzla tersaneleri, gemi inşa siparişinde Avrupa’da birinci, dünyada beşinci… Ayrıca tersanelerin 2013 yılına kadar tam kapasite çalışacak kadar iş almış olduğu da söyleniyor. Sadece Tuzla’daki tersanelerin ihracat hacmi yılda 300 milyon dolara ulaşmış. Türkiye’nin gemi üretme kapasitesi de, 2002’den bu yana 3-4 misli artmış. Ya madalyonun öte yüzü? 1992’den 2004’e kadar ölen işçi sayısı, 2004’ten bugüne ölen işçi sayısı ile eşitlendi: 41… Yani 12 yılda ölen işçi sayısı kadar ölüm yaşandı son 4 yılda Tuzla’da… Üretim kapasitesi ile doğru orantılı artmış işçi ölümleri… Yani adam öldürmeden yapılamıyor gemi.

Tuzla’da TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na göre 563, Limter-İş’e göre ise 2000’e yakın taşeron şirket faaliyet yürütüyor. Yani bırakın insanları, şirketlerin sayısı bile bilinemiyor tam olarak. Meclisin raporuna göre, Tuzla’da doğrudan ana şirkete bağlı ve kadrolu çalışan işçilerin oranı ancak %10 civarında; yani taşeron işçilerin oranı ise %90. 2000 yılından bu yana ölen 55 işçinin 54’ü taşerona bağlı çalışıyor. Taşeronlaşma arttıkça işçiler ölüyor. Ama taşeron olmadan yapılamıyor gemi.

Tuzla’da yaklaşık 30 bin işçi bulunuyor, dolaylı olarak çalışanlar da eklendiğinde bu rakam 200 bini buluyor ve ancak 5 bini sendikalı. Taşeron olunca sendika olmuyor ve sendikalı işçilerle yapılamıyor gemi.

Azrailin vekilleri
23. Dönem “milletvekillerimiz” arasında iki tane de tersane patronu bulunuyor. Bunlardan biri, Yardımcı Tersanesi’nin sahibi Hasan Kemal Yardımcı; AKP’nin İstanbul vekillerinden. Öteki ise Torgem Tersanesi’nin sahibi Durmuşali Torlak; MHP’nin İstanbul vekillerinden. Bir de Cengiz Kaptanoğlu var yine tersane (Desan)  patronu olan, eski İstanbul milletvekili AKP’nin... Bu üç tersane de bildiğiniz gibi adları işçi cinayetleriyle anılan tersaneler. Ayrıca 2005’te kapasite artırımına giden dokuz tersaneden de üçü (haber için bkz: http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=1276)… Türban meselesinden sonra iş cinayetleri konusunda da omuz omuza AKP ve MHP. Ve çok bekleriz kendi kendilerinden hesap sormalarını daha… Tersane patronları milletvekili iken kim kimden hesap soracak?

Bu durumu ispat edercesine Tuzla’da tersane işçileri birer ikişer can verirken MHP’li Torlak TBMM’ye denizcilik ve tersanecilik meselesi üzerine dört soru önergesi verdi ama dalga geçiyor olmalıydı. İşte o dört önerge:
• Koster filosunun geliştirilmesi,
• LPG ithalatının Türk gemileriyle yapılması için teşvik,
• Tersane sayısının artırılması,
• Tersanelere elektrik enerjisi desteği verilmesi.

AKP’li Yardımcı daha açık sözlüydü, ölümlere “mukadderat” dedi. Yüksek İslam Enstitüsü mezununu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yaparsan tabii ki “mukadderat” der birileri de işçi cinayetlerine. Demek ki, eski Türk filmlerindeki işçinin sefaleti üzerine tok kahkahalar atan armatörler gerçek hayatta da varmış…

Çalışma koşullarının düzeltilmesi için Limter-iş Sendikası’nın 27-28 Şubat tarihlerinde gerçekleştirdiği grevde 120  kişi gözaltına alındı. Greve katılanların sayısı 5 bini buldu. Grev talepleri arasında günlük çalışma saatinin 7.5 olması; tersanelerde Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliğinin uygulanması; işçilerin sigortalarının aldıkları ücret üzerinden ana firma tarafından ödenmesi; ücretlerin ödenmesinin ana firma tarafından güvence edilmesi; tüm tersanelerde temsilcilik açma olanağı sağlanması ve sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları ve işkoluna uygun kaliteli yemek verilmesi gibi talepler yer alıyordu.

Tuzla Tersanesinde 41 işyerinde yapılan denetimde sadece 2 işyerinin koşulları yasal duruma uygun bulundu, diğerlerinde ise toplam 588 eksiklik saptandı. Bakan lafı dolandırıp ‘’Ülkemiz gemi inşa sanayinde dünya dördüncüsü olmuştur’’ dedi. “İhmal sonucu ölüme sebebiyet vermek”ten suç duyurusunda da bulundu; savcılık takipsizlik kararı verdi.

Tuzla’da devlet vardı
Radikal Gazetesi’nin bu süreçteki manşetlerinden biri “Tuzla’da devlet yok”tu. Ardı ardına yaşanan işçi ölümleri ile kamuoyunun da dikkatini çeken Tuzla tersanelerinde alınmayan güvenlik önlemleri, devletin denetim ve yaptırımının olmaması eleştiriliyordu. Radikal “Tuzla’da devlet yok” dedi ama… Vardı devlet… Tıpkı işçi-memur-öğrenci eylemlerinde polislerin copunun ucunda olduğu gibi de gerçekti. Madımak’ta 33 can yakılırken Çiller’in iki dudağı arasında olduğu gibi vardı; “Neyse ki halktan kimseye bir şey olmadı” derken… 4 yıl önce ayağında terlikleriyle “teröristlik” yaparken vurulan Uğur Kaymaz’ın bedeninde vardı devlet, hem de 13 yerinde birden. Alibeyköy’de evler sular altındayken olduğu gibi vardı. Çukura düşüp ölen Merve’nin tepesindeydi. 8 gariban askere “ölselerdi” denirken de vardı, çiftçiye “Ananı da al git” denirken soluğu ensemizde hissedilen devlet. Babamızdı, anamızın halini unutan. 70’lerde de vardı, olmaz mı? “Eli bile titrememiş”ti. Açların gözbebeklerinde, amele pazarlarında, maaş kuyruğunda ölen emeklinin kalbine yürüyen pıhtıda, 1 YTL’lik ip alınmadığı için ameliyatta ölen kadının karnında, işçi ve şehit annelerinin yüreğinde bir yumruk gibi vardı devlet. Bush’un karşısında bacak bacak üstüne bile atmıştı, unuttunuz mu? Fethullah Gülen’in eteklerinin dibindeydi. Devlet vardı bütün haşmeti ve görkemiyle. Kısacası o yerde ve gökte, her şeyde ve her yerdeydi ve her şeye kadirdi. Tuzla’da nasıl olmasın?
Nazım diyordu ya “Vatan hainiyim” diye şiirinde... Vatan şimdi gemileri, “gemicik”leriyse, Türkiye’nin tersanecilik ve megayat sektöründen çekilmemesiyse can pahasına, vatan ölmekse pamuk elli hanımefendiler, haza beyefendiler yatlarda güneşlenebilsin en ucuzundan diye hepimiz “hala” vatan hainiyiz. Düzeniniz batsın!

* Bu yazı yazıldıktan sonra Ali İhsan Çam adlı işçi yaşamını yitirdi. Siz bu yazıyı okuduğunuzda tersanelere verilen kurban sayısı kimbilir kaç olacak...{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99