SUNU: Devrim dün gibi, gelecek gibi gerçek!

Çokça kafa yoruluyor ya hani memleketin her yerinde olduğu gibi, seçkin solcu akademik camiada da, “Ne olacak bu memleketin hali?” diye; tabii seçkin olanda sorunun soruş tarzı biraz daha seçkin… Hani oralarda başlıklar daha çok “68 hareketi bağlamında, günümüzde gençlik hareketleri nasıl şekillenmeli?” gibi oluyor ya, daha karmaşık ve görenin bir şey zannedeceği türden.

Bu türden soruların sorulduğu toplantılarda, mesela demokratik ortamın -Allah korusun- ayrılmaz parçası olan üniversite forumlarında dinlenirlik sırasına göre; akıllı öğrenciler, yüksek lisans yapanlar, doktorasını vermek üzere olanlar vb. fikirlerini söylerler. ‘Farklı’, ‘renkli’, ‘öteki’, ‘beriki’,’diğeri’ fikirlerin demokratik platformlarda dile geleceği ve böylece ‘eskiden olduğu gibi ’ çözümlerin tepeden inme belirlenmeyeceği şekilde tasavvur edilen toplantılar bunlar. Bahsi geçen türlü çeşit fikrin ortaklaştığı noktalar ‘eski’ solun sloganlarının, örgütlenme biçiminin, mücadele anlayışının sekterliği, hedeflerinin modası geçmişliği, öznelerinin ‘artık’ olmadığı… ‘Farklı’ fikirlerin havada uçuşup birbirine değmediği, sonuç itibariyle, entelektüel faaliyet yapmış olmanın verdiği iç huzur, güven ve tatmin duygusu ile bitirilen toplantılarda solun ‘kazandığı’ yeni ifadeler var. Örneğin bu toplantılarda kırk yıllık militanın adı, olmuştur aktivist. Eylemin, yürüyüşün, mitingin adı ‘sivil tepki’ olmuştur. Yeni söylemler bulmaya hevesli bu pek konuşkan arkadaşlardan bazıları topluluk önünde konuşabilmenin getirdiği özgüven patlaması ile kendilerini hezeyana kaptırıp cahilliklerini sergilemekte de beis görmüyorlar. Bu hezeyanlardan bazılarının kişilere “68 Hareketi silahlı bir hareketti” ya da “96’da yükselen öğrenci hareketi anti-emperyalizm dediği için sönümlendi” gibi lafları bile söylettiği olmuştur.

Solun ‘ezber bozan’ yeni yüzü, yeni kuşağın solcu olmaya dönük tarafını, kendi fikir uçuşturmacasında sindirip apolitikleştirmeye çalışadursun; ‘eski’ bizimkiler, modasının geçmediğini ‘olaylı’ bir şekilde duyurdu bu ayın ilk gününde, Ankara Kızılay Meydanı’nda. AKP’nin SSGSS Yasası ile ‘eski’lerin ‘eski’ yöntemlerle kazandığı hakların çoğunu geri alacak ve yeni düzenlemelerle sağlığı ve sosyal güvenliği sadece bir avuç sağlıklı olmayı, güvenle yaşamayı ‘hak eden’ azınlığa verecek olması, mecburen ‘eski’ yöntemleri ‘yeniden’ sahneye çıkardı. SSGSS’yi durdurmak için örgütlenen yarım günlük iş bırakma ile birlikte düzenlenen yürüyüş, yapılmak istenen güzergahtaki barikat polis tarafından güzellikle açılmayınca, emekçilerin zorla açması ile başlamış oldu.

O gün görüldü ki; vahşi kapitalizmin reform olarak sunduğu bu yasaya karşı verilecek mücadele, öyle akademik laf ebeliğinin hiç harcı olmayan türdendi. Geleceğin emekçileri olan öğrencilerden bazıları orada o gün varken, en önlerdeyken, en kararlılardanken, bazıları da yoktu. Zira değiştirecek olanın emekçiler olduğu fikrine burun kıvırmaya, anti-emperyalizmin modasının geçmiş olduğunu düşünmeye, sol jargondan ‘’irrite’ olmaya,  ağzını yaya yaya sürekli “yeni bir şey bulmak lazım” demeye ama bir türlü de bulamamaya benzemiyordu o gün Kızılay.

Eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı çözüm üretmeye çalışmayı değerli buluyoruz. Kafa yormak zor iştir, meşakkatlidir, saygıyı hak eder. Amma velâkin; liberalizmden fena halde etkilenen, ama kendine solcu olmayı yakıştıran, sola dair konuşmayı, okumayı, hatta yazmayı seven, daha önemli ve gerekli bulduğu ‘kafa adamlığı’nı iyi yaptığını düşündüğü için, ‘eylem adamı’ olmayı kendi tarzına aykırı bulan, fikir dünyamıza sonsuz katkıları olduğu için de, sokağa mücadeleye çıkmamasının vicdani sıkıntısını huzurla bertaraf edenlerin aklı fikri yetti artık! Bizim eski kafaların da bir çözümü var; başı sonu belli, tabii biraz eskiye dayanıyor haliyle; ama görüldü, gün gibi ortaya çıktı ki bugün hala güncel: Bu devranı değiştirecek olan emekçilerdir. Devrim dün gibi, gelecek gibi gerçektir. Kimsenin şüphesi olmasın, kimse umutsuzluğa kapılmasın.  Öyle ki; olmaz olamaz denen, ancak emekçilerin canının burnuna geldiği anda kendi sözünü söylemek için sahneye çıktığı zaman olacaktır. Öyle ki; 1 Nisan’da öyle bir kararlılık vardı ki emekçilerde, öyle bir girildi ki girilmez, girilemez denen meydana, polis kimseyi dövemedi bile ağzının tadıyla.

Sloganvari oldu değil mi? Evet, tam da istediğimiz gibi; emekçilerin yeniden sahneye çıktığı bu anda, yarınların umut dolu olması için, duyulduğunda yeri göğü inletecek gümbür gümbür sloganlara ihtiyacımız var bizim, yeni moda lolipoplara değil.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99