Medyanın Küba sayıklamaları


Uğur Erözkan

Fidel görevi bırakmadan önce devlet başkanının sağlık durumunun kötü olduğu, ölmek üzere olan Fidel ile birlikte ölecek olan sosyalizmin ardından Küba’da demokrasinin yeşermesinin an meselesi olduğu yıllardır ABD muhibi medya tarafından duyuruluyordu. 15 Ağustos 1960 tarihli Time dergisinin kapak sloganı şöyle: “Castro’nun Küba’sı, rüyanın sonu”.

fidel1Samuel Beckett’in meşhur oyunu “Godot’yu Beklerken”i bilmeyen yoktur. Yazarın ünlü eserini son günlerde yeniden hatırlamamıza sebep olan haberler yer alıyor basında. Bilmeyenler için kısa bir özet yapalım. Oyunda Estragon ve Vladimir adlı iki kişi Godot isimli birini beklemektedir. Kuru bir ağacın altında geçen oyunda, her gün yeniden aynı konuşmalar ve sahneler küçük farklılıklarla tekrarlanır. İki perdelik oyun boyunca Godot gelmez; ancak Estragon ve Vladimir onu beklemeye devam eder. 1949’da yazılan ve ilk kez 1953’te sahnelenen oyunun sloganvari ismi, bir türlü gerçekleşmeyen olayları anlatmak için kullanılıyor genelde. Küba’nın sosyalizmden vazgeçmesini bekleyen ABD basınının beyhude beklentisi bize Beckett’in ölümsüz eserini hatırlatıyor.

Örneği hemen her fırsatta ABD istihbaratının dünya basınına servis ettiği haberlerde karşımıza çıkıyor. İşte onlardan biri. Küba Meclis Başkanı Ricardo Alarcon’a, konferans için gittiği Havana Bilgisayar Bilimleri Üniversitesi’nde bir öğrenci, kumandan Che’nin öldürüldüğü yeri görmek için seyahat etmek istediğini söyledi. Bunun ardından ABD basınında “Raul Castro’nun Küba’sında eleştiriler kol geziyor”, “Kübalı gençler diktatörü eleştiriyor”, “Gençler, gerçek dünyayı görmek istiyor” başlıklı haberler yer almaya başladı. Bahsi geçen öğrenci “otobüs bileti alacak param yok, bana biraz para verebilir misiniz?” deseydi atılabilecek başlıkları varın siz tahmin edin. Doğruya doğru, Fidel’in devlet başkanlığını bırakmasının ardından Küba Devrimi’nin sallantıda olduğunu keşfetmeyen batılı gazeteci kalmadı. Fidel de gittiğine göre, Küba’nın demokratikleştirilme projesinin önüne çıkabilecek bir engel kalmamıştı. Fidel görevi bırakmadan önce devlet başkanının sağlık durumunun kötü olduğu, ölmek üzere olan Fidel ile birlikte ölecek olan sosyalizmin ardından Küba’da demokrasinin yeşermesinin an meselesi olduğu yıllardır ABD muhibi medya tarafından duyuruluyordu. 15 Ağustos 1960 tarihli Time dergisinin kapak sloganı şöyle: “Castro’nun Küba’sı, rüyanın sonu”. İç sayfalarda ise Fidel’in kolon (kalın bağırsak) kanseri olduğu, sadece fiziksel olarak değil zihinsel olarak da kötü durumda olduğu ilan ediliyordu. ABD basınına inanırsak onlarca ölümcül hastalığı yenmeyi başarmış olmalı Fidel. Bu mucizenin yanına bir de basına yansımayan, ABD istihbaratının tertiplediği sayısız suikast girişiminden sağ salim çıkmayı başardığını da eklersek demokrasiperver Amerikalıların Fidel’in hala yaşamasını kabullenmekte güçlük çekmesini anlayabiliyoruz. Devlet başkanının ölmek üzere olduğu haberini duyuramadıkları için, şimdilerde ABD muhibi medyada yeni ‘şok gelişme’ furyası Küba Devrimi’nin ölmek üzere olduğunu duyurmak. Devrimden ölesiye korkan bu insan güruhu için Küba’da sosyalizmin ölmesini beklemek, hiç gelmeyecek olan Godot’yu beklemek gibi.

Türk basınında Küba düşmanlığı
Fidel’in devlet başkanlığını bırakmasının ardından Türkiye’de de ABD muhibi medya, Küba Devrimi’ne ve onun önderine saldırmayı kendine görev edindi. Akşam gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu, 28 Şubat tarihli, üç parçalı yazısının bir parçasını Fidel Castro’nun görevi bırakmasına ayırdı. Sertoğlu yazısında Fidel’in kral ve diktatör olduğunu, kendinin ardından krallığı kardeşine devretmesiyle bunun kanıtlandığını belirtiyor. Halkın durumunu yerinde görmek için Küba’ya gidip, oradan yayın yapan yabancı televizyonları izlediğini anlatan yazar, kendilerine mikrofon uzatılan halkın inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadığını tespit ettiğini söylüyor. Eğitim ve sağlıkta durumun iyi olduğunu, ama bunların karın doyurmadığını, halkın da hapishanelere tıkılmamak için Fidel’i sevdiğini söylediğini anlatıyor. Sertoğlu’na, zahmet edip Küba’ya gittiği, kaldığı otelden yabancı televizyonları seyrederek halkın nabzını tuttuğu ve bu kıymetli bilgileri bize ulaştırdığı için sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.

Fidel devlet başkanlığını bıraktıktan sonra bir diktatörün asla yapamayacağı bir şey yapıyor, yıllarca ‘demir yumrukla’ yönettiği halkın arasında, sade bir vatandaş olarak yaşıyor. Geçtiğimiz yüzyıl birçok diktatör gördü. Yıllarca iliklerine kadar sömürdükleri halkların elinden kurtarabildikleri kadar serveti torbalarına doldurup arkalarına bakmadan kaçmak zorunda kaldı en şanslı olanları. O kadar şanslı olamayan bazıları ise ya duvar dibinde kurşuna dizildi başkaldıran halk tarafından, ya da darağacına çekildi. Çok uzağa bakmamıza gerek yok. Kıtanın bir başka ülkesinin, Şili’nin diktatörü Pinochet için yas tutacak kimse bulamadılar öldüğünde. Binlerce insanın ölümünden sorumlu olmasının yanı sıra, iktidara geldiği sırada yüzde 4.3 olan işsizlik oranının yüzde 22’ye, yüzde 20 olan yoksulluk oranının ise yüzde 40’a çıkmasının, kamu bankalarının değerlerinin yüzde 40 altında özelleştirilmesinin de sorumlusu idi Pinochet. Öte yandan Küba’da devrimin gerçekleştiği 1959 yılında işsizlik oranı yüzde 24 iken, şu anda bu oran yüzde 2. Diktatörlükle yönetildiği iddia edilen Küba’da durum buyken, demokrasiyle yönetilen ülkemizde 2008 Mart ayı itibariyle işsizlik yüzde 16,3. Demokrasinin anavatanı olan ABD’de ise 2007 Aralık verilerine göre işsizlik oranı yüzde 5.5. Sertoğlu Küba’da otelden televizyon seyrederken inanılmaz yoksulluğu ve işsizliği hangi bilimsel yöntemlerle tespit etti bilemiyoruz ama, rakamların anlattığı tablo bambaşka.

Aslında Sertoğlu yalnız değil. ABD yalakalığını elden bırakmayan daha çok köşe yazarı var, hem Türkiye’de hem dünyada. Kendilerinin demokrasi aşığı olduğundan emin olduğumuz bu yazarlar yıllardır aynı lafları papağan gibi tekrarlayıp duruyor. Bunlardan biri de Hadi Uluengin. Küba düşmanlığını her fırsatta dile getirmekten çekinmeyen yazar, Küba’yı yakından tanıdığını, “Karaip adasının çağdaş tarihini bir papağan gibi ve ezbere anlatabileceğini” söylüyor. Kendisinin de söylediği gibi, Batista döneminde Küba’da bilmem kaç bin otomobil olduğunu; Fidel döneminde başhekimin 20 dolar maaş aldığını; Küba’da fuhuşun, açlığın, yoksulluğun inanılmaz olduğunu ABD yalakası köşe yazarlarının tamamı, ‘papağan gibi’ ezberden anlatır. Bunun için kalkıp Küba’ya gitmelerine gerek yoktur ama, gitmekten de geri durmazlar. Hepsi Küba uzmanıdır ama, Küba’da başhekimin 20 dolar maaş alarak nasıl geçindiğini bir türlü anlayamazlar. Para kullanımının da tıpkı sosyal eşitsizlikler gibi çok az olduğu, hiçbir temel ihtiyaç için vatandaşın para ödemek zorunda olmadığı bir sistemi akılları almaz. Kübalıların nelerden mahrum olduklarını anlatmakla bitiremeyen bu sefiller, 50 yıldır süren ABD ambargosundan bahsetme gereği duymazlar. Ölesiye nefret ettikleri, bir o kadar da korktukları sosyalizmden kurtulmayı yıllardır Fidel’in iktidardan uzaklaşmasına bağlayan bu yazarların hevesi, yeni devlet başkanının Raul Castro olmasıyla kursaklarında kalmış gibi gözüküyor.

Radikal Raul: ABD’nin korkulu rüyası
Raul Castro, henüz devlet başkanı olmadan hakkında anti propaganda başlatıldı. Hürriyet gazetesi 20 Şubat’ta internet sitesinden Raul’un devlet başkanı olması ihtimalinin kuvvetli olduğunu duyurdu. Nitekim haksız olmadıkları kısa sürede ortaya çıktı. ABD imalatı, “aileden birinin göreve geleceği” teranesinin tekrar edildiği kısımları saymazsak, aynı haberde gazetenin Raul hakkında yazdıklarının bir kısmının yanlış olmadığını söyleyebiliriz. Şöyle diyordu gazete: “Kübalılara göre ‘Eğer ikinci Castro dönemi başlarsa bu Fidel döneminden daha sert bir dönem olacak’. Çünkü Raul Castro, ağabeyi Fidel’den daha sert. Halk arasında ‘Radikal Raul’ diye anılıyor.” Raul’a halk arasında gerçekten ‘radikal’ denip denmediğini bilmiyoruz ama, neden olmasın. Raul son 50 yılını, ağabeyinin yaptığı aile servetini Bahamalar’da zevk ve sefa içerisinde tüketmekle geçirmedi. Küba Devrimi’nin önderlerinden biri olarak, Küba için 1959’dan bu yana çeşitli görevleri yerine getirmekle uğraşıyordu. Devlet başkanı olmadan önce milletvekiliydi ve aynı zamanda Küba Savunma Bakanı olarak hizmet etmekteydi. 2007 Ekim ayından başlayarak 2008 Ocak ayına kadar süren, doğrudan demokrasi benzeri bir sistemle gerçekleştirilen ve halkın katılımının yüzde 96,89 olduğu bir seçimde, yüzde 99,37 oranında oy alarak milletvekilliğine yeniden seçildi. Ardından da Küba Parlamentosu tarafından devlet başkanlığına getirildi. Haliyle Küba halkının Raul’u yakından tanıdığını ve Küba’nın ihtiyacı olan devrimleri gerçekleştirmede ne kadar kararlı davranacağını bildiklerini düşünebiliriz. Hürriyet gazetesinin önümüzdeki dönemin daha sert geçeceğinden korkmasını da gayet iyi anlayabiliyoruz. Çünkü bu korku ABD’nin ve ABD uşaklarının 50 yıldır kurtulamadıkları korkunun ta kendisidir. Bir gün Küba’da 1959’da olanın kendi başlarına gelmesinden, sıranın kendilerine gelmesinden korkuyorlar. Evet, korkmakta haklısınız. Küba’da sosyalizmin kazanımları tüm dünyanın emekçilerine örnek olmaya devam edecek. O yüzden korkmakta çok haklısınız.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99