Latin Amerika’nın kalbine saplanan ABD hançeri: Kolombiya

 

Gururcan Çalışkan

Kolombiya, Amerikancılar ve solcular arasındaki en sert mücadelenin yaşandığı ülke konumunda. Barındırdığı petrol yatakları, kahve üretimindeki verimliliği, her iki okyanusa kıyısının bulunması açısından stratejik önemi, 45 milyonluk nüfusu, su ve tarım ürünleri ile varlık içinde yokluk örneği durumunda olan Kolombiya, ABD açısından kaybedilmesi halinde Latin Amerika’nın kaybedilmesi anlamına gelen bir ülke.

uribe6Latin Amerika’nın en kilit ülkelerinden biri olan Kolombiya’da yıllardır süren hükümet ve paramiliterler ile Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri FARC ve Ulusal Kurtuluş Ordusu ELN arasındaki çatışmalar Şubat ayında Kolombiya ordusunun komşu Ekvador’a FARC’a karşı operasyon yapmak için girmesiyle Latin Amerika çapında bir krize neden oldu. Kolombiya ordusunun operasyonu ile 16 FARC gerillası, FARC’ın iki numaralı komutanı Raul Reyes ve hemen sonrasında örgütün önde gelen isimlerinden İvan Rios katledildi. Hemen akabinde de başta Ekvador’un solcu Devlet Başkanı Rafael Correa olmak üzere Hugo Chavez ve Daniel Ortega gibi Latin Amerika’nın solcu devlet başkanları Kolombiya’yı ciddi bir biçimde uyardılar. Karşılıklı sert açıklamaların neticesinde savaşın eşiğine gelindi. Ekvador Kolombiya sınırına asker yığdı, Venezüella savaş uçakları uyarı uçuşları yaptı, Daniel Ortega’nın emriyle Nikaragua, Kolombiya ile olan bütün diplomatik ilişkilerini askıya aldı. Latin Amerika geneline yayılarak uluslararası bir boyut kazanan krizde olan bitenler genel olarak bu şekildeydi.

Latin Amerika’da meydana gelen bu gerilim yaratan olayları sebepleri ve sonuçlarıyla anlayabilmek için, bir süredir ABD karşıtlığı üzerinden yükselen anti-emperyalist akımı ve halihazırda ABD’nin uydusu olarak davranan bazı Latin Amerika ülkelerinin hükümetlerinin bu akıma yönelik saldırılarını bilmek gerekir.

Kolombiya hükümeti: ABD’nin uydusu
Bilindiği üzere Latin Amerika’da 90’lı yılların sonlarından itibaren Chavez’le başlayan solcu hükümetler birçok ülkede peş peşe iktidara gelmeye başladı. Bu iktidarlar, ABD ve bölgedeki işbirlikçi hükümetler açısından kaygı verici. Latin Amerika’daki yükselen sol bölgedeki anti-emperyalist muhalefeti ayağa kaldırarak başta Kolombiya gibi emperyalizmin en ilkel ve ezici şekilde kontrolü altında bulunan ülkelerdeki hükümetleri ciddi biçimde zor duruma düşürdü. Bölgede Brezilya haricinde sadece İspanyolca konuşulması başta televizyonlar ve radyolar olmak üzere ülkelerdeki basın yayın organlarının Latin Amerika çapında yayın yapabilmesine olanak tanıyor. Örneğin Amerikancı hükümet ve basın yayın organlarının bulunduğu Kolombiya’da halk, yayınlanan saçma dizi ve programların yerine Venezüella veya Ekvador devlet televizyonlarında yayınlanan programları izleyebiliyor. Kolombiya halkı, Kolombiya medyasında yer bulmayan ya da çarpıtılan haberlerin doğru şeklini bu televizyonlarda bulabiliyor.

Burada özellikle Kolombiya, Amerikancılar ve solcular arasındaki en sert mücadelenin yaşandığı ülke konumunda. Barındırdığı petrol yatakları, kahve üretimindeki verimliliği, her iki okyanusa kıyısının bulunması açısından stratejik önemi, 45 milyonluk nüfusu, su ve tarım ürünleri ile varlık içinde yokluk örneği durumunda olan Kolombiya, ABD açısından kaybedilmesi halinde Latin Amerika’nın kaybedilmesi anlamına gelen bir ülke. Bu durumda sefalet, suç oranının yüksekliği, uyuşturucu kaçakçılığı, paramiliterlerin baskıları ve cinayetleri ile bunalan halk arasında FARC ve ELN günden güne güçleniyor. Doğudaki Ekvador sınırına yakın olan bölgede hakim olan FARC ve batıdaki Venezüella sınırına yakın olan bölgede ELN büyük ölçüde kontrolü ellerinde bulunduruyorlar. Bu gelişmeler karşısında ABD ve Kolombiya hükümeti tedirginliğe düştü. ABD’nin desteğiyle Kolombiya önce Ekvador’a operasyon düzenledi. Hala devam etmekte olan ve yine FARC’ı hedef alan bir diğer geniş çaplı operasyon ise Tolima bölgesini kapsıyor. Bunun yanı sıra Cauca bölgesindeki FARC güçlerine de hava saldırıları düzenleniyor. Operasyonlarda ABD ve İngiltere’de özel eğitim görmüş komando tugayları görevlendiriliyor. Çoğu sendikalı olan 30’dan fazla sivil katledilirken hayatını kaybedenlerden 4’ünün üst düzey sendika üyesi olduğu belirtildi. Tabii ki paramiliterlerin cinayetleri de azami artış gösterdi. Son 2 haftada sendika üye ve yöneticileri de dahil olmak üzere 10’dan fazla kişinin öldürüldüğü biliniyor.

Bu topyekûn saldırı politikasının esasına bakmak için Şubat ayı başlarına bakmak gerekmektedir. FARC’ı bir terör örgütü olarak görmediğini çok önceden beri sürekli vurgulayan Chavez, bu doğrultuda FARC’la ilişkilerini iyi tutmuş, Kolombiya’daki sol hareketleri desteklediğini sık sık dile getirmişti. Bu nedenle şubat ayı başlarında Kolombiya’daki sınırsız ABD işbirlikçisi, başını eski uyuşturucu mafyası ve paramiliterlerin destekçisi Alvaro Uribe’nin çektiği Kolombiya hükümeti ve işbirlikçi medyanın çığırtkanlıkları sonucu “Beyaz Kolombiyalılar” yani tuzu kuru olan Kolombiyalıların katılımıyla bir Anti-FARC eylemi tertip edildi. Sağcıların coşkuyla naralar attıkları bu eylemin hemen ardından Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’nın da aynı Chavez gibi FARC’a olumlu baktıklarını beyan etmesi Kolombiya sağı açısından tam bir soğuk duş etkisi yaratmıştı. Çünkü artık sadece Kolombiya hükümeti FARC’a terör örgütü diyor, Venezüella ve Ekvador gibi en önemli komşular Kolombiya’daki sol hareketlere destek verirken, diğer komşular Peru ve Brezilya tarafsız pozisyonlarını muhafaza ediyorlardı. Bu durumda Kolombiya hükümeti için tek seçenek saldırganlık olmalı ki tam da FARC’ın elindeki tutsakları bırakmaya başladığı dönemde bu operasyon gerçekleşti. FARC’ın barış için, elindeki tutsakları bırakarak attığı adıma karşı Kolombiya hükümetinin verdiği cevap, önümüzdeki günlerde Kolombiya hükümetine bağlı güvenlik güçlerinin hedef alınabileceğini düşündürüyor. Zira iki üst düzey yöneticisini kaybeden FARC’ın misilleme yapması muhtemel.

ABD’nin Latin Amerika’da ikinci İsrail yaratma çabası
Sonuç olarak söylenebilecek şeylerden biri Latin Amerika anti-emperyalist bir biçimde ayağa kalkarken Uribe hükümeti ile Kolombiya’yı daha doğrusu Latin Amerika’yı zor günler ve buna benzer krizler beklemektedir. FARC bahanesiyle Ekvador’a giren Kolombiya daha önce de yine Ekvador, Bolivya ve Brezilya ile koka krizi yaşamıştı. Kokain imalatı bahanesiyle halkın en temel besin maddesi ve çok önemli bir tıbbi madde olan kokanın üretimi Kolombiya’da yasak. Fakat ne ilginçtir ki kendi ülkesinde uyuşturucu tekellerinin elindeki koka tarlalarının üzerinden uçakla bile geçemeyen Kolombiya güvenlik güçleri Ekvador, Brezilya ve Bolivya’ya uçakla rahatlıkla girip beyaz fosfor kullanılan operasyonlar yapabiliyor. Venezüella ve Ekvador’u FARC ve ELN’ye destek vermekle suçlayan Kolombiya hükümeti Venezüella’ya girerek saldırı gerçekleştirme teşebbüsünde bulunan paramiliterlere Venezüella’ya giriş için yardım yapabiliyor.
Bütün bu bilgilerden anlaşılabileceği ve Chavez’in de dediği gibi ABD’nin Latin Amerika’da yükselen sola karşı bir İsrail yaratma çabası açıkça görülüyor. Yıllardır sayısı dahi bilinmeyen ABD destekli darbelerle sarsılan, neo-liberal politikalarla Dünya’nın belki de hiçbir ülkesinin sahip olmadığı kadar zengin maden ve tarım kaynaklarına sahip olmasına rağmen halkı sefalet içinde yüzen, bütün dünyada fuhuş sektörü ve Pablo Escobar gibi uyuşturucu mafyaları ile ünlü olan Kolombiya’da, halk bir an önce uyanarak Uribe hükümetini ortadan kaldırmalı ve Latin Amerika’daki yükselen sol harekete dahil olmalıdır. Aksi halde Rafael Correa’nın da söylediği gibi Latin Amerika’nın akıbetinin de Orta Doğu gibi olması kaçınılmazdır.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99