Demokrasi: Egemenlerin sihirli değneği!

 

Yarınlar

‘Alternatif sol’ için tek mevzi demokratlık olunca AKP’yi kendisinin de içinde bulunduğu statükoya ve devlete karşı konumlandırmak ve savunmak kaçınılmaz olmaktadır. Demokrasi eğer Ahmet İnsel ve Baskın Oran’ın belirttiği gibiyse, ezilenler için, bildiğimiz anlamda siyaset sahnesinden-parlementarist- uzak olanlar için pek de gerçeklik arz etmemektedir.

pics5CTFCrkiye5C225C344AKP’ye kapatılma davası açılması ile beraber bir demokrasi söylemidir ki aldı başını gidiyor. Gerçi çok yakından tanıyoruz biz o söylemleri: Gecenin bir yarısı asker tarafından yayınlanan bildiri ve arkasından sine-i millete sığınan demokrasi miradı AKP, ‘statükocu’ ordu ve CHP  ikiliğine karşı millet iradesi ve onun temsilcisi AKP ve daha bu ikilem dahilinde sıralanabilecek bir yığın retorik. Ahmet İnsel’e göre Osmanlıdan günümüze miras ceberrut devlet ve onun günümüzdeki temsilcileri demokrasinin karşısındaki en büyük engel; dolayısıyla bugün demokratlık AKP’nin devlete karşı mücadelesini desteklemek. Demokratlık tıpkı Baskın Oran’ın da sık sık belirttiği üzere tüm tahakküm ilişkilerine karşı koymak için tek mevzi. Nitekim Ahmet İnsel 23 Mart tarihli Radikal 2’deki yazısında “AKP davadan kurtulmak için (…)  bu davayı Türkiye’de tüm toplumu kapsayan gerçek bir demokrasiyi savunma davası haline dönüştürmeli” demektedir. Tabii ‘alternatif sol’ için tek mevzi demokratlık olunca, AKP’yi kendisinin de içinde bulunduğu statükoya ve devlete karşı konumlandırmak ve savunmak kaçınılmaz olmaktadır. Demokrasi eğer Ahmet İnsel ve Baskın Oran’ın belirttiği gibiyse, ezilenler için, bildiğimiz anlamda siyaset sahnesinden-parlementarist- uzak olanlar için pek de gerçeklik arz etmemektedir. İki egemen arasındaki it dalaşında demokrasi kimin daha güçlü olduğuyla ilgilidir. Yoksa yoksullar, alt sınıflar ya da muhalif farklı çevreler ne zaman kendileri için demokrasi talebinde bulunsa karşısında AKP veya bir başkasından, kim olursa olsun aynı şekilde cevap almıştır.

AKP’den demokrasi dersleri
Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında mağdurluğu ile gözleri dolduran AKP’nin 6 senelik iktidarı boyunca nasıl da demokrat olduğuna bakmakta fayda var. Sanırım hepimiz geçen 1 Mayıs’ta polisin Taksim’de eylem yapmak isteyen emekçilere nasıl davrandığını hatırlarız. Bakınız AKP’ye, o kadar demokrat ki 1977 Kanlı 1 Mayısı’nın hesabını sormak isteyenleri çok da güzel, hem de demokratik usullerle sopalayabiliyor, biber gazı kullanabiliyor, hatta yetmiyor ‘etkisiz’ hale getirdiklerini otobüslere bindirip ardından içeriye gaz bombaları atabiliyor. Başka bir tarih 8 Mart 2005, Dünya Emekçi Kadınlar Günü... Kadınlar izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle dövüldüler, saçlarından sürüklendiler... Ne gösteri ama! Muhafazakar-demokrat AKP bu 8 Mart’ta kadın kısmının evinde oturup en az 3 çocuk yapması gerektiği vaazını verirken birkaç sene önceki 8 Mart’ta kadınları pataklamakla meşguldü. AKP en kabul görmüş ve mücadelelerle kazanılmış günlerin kutlanmasında bile insan hakları ihlallerinden hiç de geri kalmıyor.

AKP’nin demokrasisi sadece bu gibi zamanlarda nüksetmiyor. Sevgili Başbakanımızın en ufak bir eleştiriye tahammülü yok. Kendisi hakkında çizilen karikatürlerden tutun, tiyatro oyunlarına kadar sansürcü zihniyetini gösteriyor. Nitekim Leman dergisi ile olan kavgası bitmedi; dava dava üstüne… Leman’a açılan davaların sayısını bilmiyoruz ancak pek Sayın Tayyip Bey karikatürlerde çizildiği hallerinden açık ki pek hoşnut değil. Hatırlarsınız Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Tayyip kafalı sarmala dolanmış kedi karikatürü, eleştirilere son derece açık Başbakanımızın ne kadar da demokrat olduğunu bizlere göstermişti. Ardından devamı geldi tabi, Penguen’in Tayyipler Alemi kapağı da dava konusu oldu. Yetmedi Leman’ın fotomontajlı kapağına yeni bir dava geldi. Aslında AKP ve Tayyip Erdoğan tüm düşüncelerin özgürce yeşerdiği, toplumsal uzlaşının sağlandığı bir ortam için yanıp tutuşmaktadırlar; amma velâkin şu ayrıksı sesler olmasa, herkes Tayyip’ten çok Tayyipçi olsa... Leman’a açılan davayı aslında salt Tayyip Erdoğan’ın kişisel tahammülsüzlüğü ile açıklamak doğru olmaz. Tayyip’in yapmaya çalıştığı sadece kendisi için, kendi istediği şekilde demokrasi uygulamaktır. Bu da burjuva demokrasisidir işte. Keten kumaştan ipek gömlek çıkmaz; malzeme bu, burjuva devletin demokrasisi burjuva demokrasisi. Bu yüzden alanlarda insanlar sopalanmakta, bu yüzden ki yoksulluktan dert yanan bir çiftçiye “ananı da al git” denmektedir. AKP’nin kendi demokrasi tarifi gibi, ne özgürlüklerle ne de yoksullukla bir derdi vardır. Neo-liberal politikaların uygulanması için muhalefetin sindirilmesi gerekmektedir ve iktidar, yoluna çıkabilecek tüm engelleri sindirmekle yükümlüdür. AKP’nin demokratik girişimleri saymakla bitmez ama Devlet Tiyatroları üzerindeki baskıdan söz etmekte de yarar var. Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun “Düğün ya da Davul” adlı oyunda Başbakanın şahsına yönelik eleştiriler sansüre girdi ve çıkamadı tabii. Rize valisinin yorumu ise şöyleydi: Devletten maaş alan tiyatro ekibinin, siyasi mesaj vermesi etik değildir. “Başbakan ABD’den korkar!” demek, bizzat RTE’nin sarf ettiği “Ananı da al git” cümlesini replik yapmak hiç devletten ekmek yiyen oyuncuların haddine mi? Herkes yerini bilmeli yoksa oyun sansüre de girer, oyuncular ceza da alır. Demiştik AKP’den daha demokratını bulmak zor.

Tüm bu tartıştıklarımız AKP’nin demokratik uygulamalarının en göze çarpan, en popüler yanları. Halbuki bizzat yürürlüğe koydukları yasalara bakmak bile toplumsal özgürlüklerin ne kadar kısıtlandığını gözler önüne serecektir. Örneğin Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda yapılan değişiklik ile kolluk kuvvetlerinin yetkileri inanılmaz ölçüde genişletildi. Ankara Anafartalar’daki patlamanın ardından misilleme niteliğinde çıkarılan yasa ile zor ve silah kullanmaktan tutun, durdurup kimlik sormaya ya da şüpheli görünen bir eve girmeye kadar pek çok alan temel insan hakları yok sayılarak polisin keyfiyetine bırakıldı. Yaşama hakkı bile artık terörizm olduğu varsayılan bir vaka karşısında hiçe sayılabilecek. Aslında uygulanan zor ve baskı politikalarını görmek için uzak tarihlere gitmemize pek de gerek yok. Geçtiğimiz ay bildiğiniz üzere tüm yurtta Newroz kutlamaları yapıldı. Ergenekon soruşturmalarından çok gündemimize oturmasa da Van’dan tutun Şırnak’a kadar yeniden bir meydan muhaberesi yaşandı. 1 kişinin öldüğü olaylarda sadece fotoğraf karelerine bakmak bile AKP devletinin kullandığı zoru, şiddeti gözler önüne sermekte.

Benzer şekilde 14 Mart’ta Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’na karşı Emek Platformunca örgütlenen iki saatlik iş bırakma eylemi Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti tarafından yasadışı ilan edildi ve emekçiler halkı mağdur etmekle suçlandı. Anayasal bir hak olan sendikal hak ve grev, iş bırakma hakkı iktidarın işine gelmediğinde birden hak olmaktan çıkıp yasadışı faaliyet oluveriyor. Her konuda uzlaşmadan yana olan AKP hükümeti, nedense konu neo-liberal politikalarla toplumsal kazanımları, sosyal güvenlik hakkını, eğitim hakkını, yaşayabilme hakkını kısmaya gelince fütursuzlaşıyor ve uydurduğu demokrasi palavraları gün yüzüne çıkıyor, bir anda halk düşmanı kesiliveriyor.

Demokratlıkta DP’nin izinde
AKP’ye kapatma davası açıldı açılalı Tayyip Erdoğan’ın ağzından millet iradesi söylemi düşmüyor. Bu söylem bize çok yakından tanıdığımız birini, Menderes’i hatırlatıyor. Ne kadar da çok benziyorlar birbirlerine; çoğunluk diktasının uygulanmasından tahkikat komisyonu uygulamalarına, seçim bölgelerinin değiştirilmesinden İslamcılığa dek Demokrat Parti kesinlikle AKP’nin öncülüdür. Demokrasinin Yıldızları afişlerini yapanlar yanılmamışlar; halkı ezmekte, toplumsal özgürlükleri kısıtlamakta Erdoğan Özal’ın, Özal’da Menderesin halefidir. Bu dava ile karşı karşıya gelmiş gözüken devlet ile AKP aslında birbirine sıkı sıkıya bağlı unsurlardır. Devlet sınıf savaşlarının gerçekleştiği bir alandır ve AKP bu alanda cirit atmaktadır. İki egemen arası çatışmada AKP de, CHP ve ordu kadar demokrattır ancak. Ergenekon operasyonu ile resmen ayyuka çıkan bu çatışmada eğer bir demokrasi talebi varsa bunun arz edeni hiçbir egemen olamaz. Zaten talep edilen demokrasi de bizzat egemenlerin kendileri içindir. Dolayısıyla o demokratlık yukarıda sıraladığımız ve daha tonla sıralayabileceğimiz temel insan haklarını bile gasp edebilen bir demokratlıktır. Sınıf savaşlarından bağımsız düşünülen her olgu özellikle de demokrasi bizi olmadık sonuçlara götürecektir. Unutmamak gerekir ki DP kurulduğunda CHP zulmüne karşı demokratlığı savunanlar çok kısa bir süre sonra bizzat DP’nin yumruğunu yemiştir. Demokratlık işte bu kadar kaypak ve içi boş bir kavramdan ibarettir. Dolayısıyla sınıf kavramı göz önünde bulundurulmadan yapılan her tanımlama bizi egemenler arası iki kutup arasında savurup duracaktır. AKP demokrasisini daha yakından görmek isteyenler İstanbul’da bodrum katlarında günde 15 saat, asgari ücrete çalışan ve hiç bir sosyal güvenliği olamayan işçilere bakmalıdır, dünyanın en ‘modern’ tersanelerinde en basit iş güvenlikleri alınmadığı için ölen işçilere bakmalıdır. İşte insan o zaman AKP’nin memleketimizi demokratik bir yere çevirmeye çalışmasının gerçekte ne anlama geldiğini görebilir.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99