Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ulusalcılık: Emperyalizmin yedek lastiği


Uğur Erözkan

Yasa değişikliği teklifini meclise sunan MHP ile, türbanı ‘namus meselesi’ haline getirmiş olan CHP’nin, 22 Temmuz seçimlerindeki kutsal ittifakı parçalanmış gözüküyor. Bahçeli, iktidarda oldukları dönemde türbanla TBMM Genel Kurulu’na giren Merve Kavakçı’yı meclisten kovma eyleminin tabanından oy kaybettirdiğini anlamış olsa gerek, bu sefer İslamcılarla ittifak yapmayı tercih etti.

baykal_6Son dönemde yaşanan gelişmeler, dünya çapında kendini dayatan bir mali kriz, AKP’nin üniversite atağı, Ergenekon operasyonu ve türban tartışmaları, ulusalcılığın hiçbir gerçek sorun karşısında gerçek bir çözüm önerisi olmadığını bir kez daha kanıtladı. Türkiye liberallerin önderliğinde tarihinin en gerici dönemlerinden birini yaşarken, onun anti-tezi olarak sunulan ve çok geniş bir kesimi etkileyen ulusalcılığın bütün bu başlıklar söz konusu olduğunda tek bir geçerli önerisinin bulunmaması bu siyasi akımın sistemin muhalefet havuzu olarak gerçekte nasıl bir işlev gördüğünü de gösteriyor.

Dünyanın ABD merkezli bir ekonomik krizle dalgalandığı ve krizin sarsıcı etkilerinin Türkiye’den de hissedilmeye başlandığı bir dönemde, neo-liberal politikalar ve bu politikaların yol açtığı ekonomik krizle ilgili olarak liberallerden farklı tek kelime edememiş olmalarının bir açıklaması var. YÖK Başkanı’nın üniversiteleri paralı yapma önerisi karşısındaki sessizlikleri, Ergenekon operasyonu ile yaşadıkları şaşkınlık ve son olarak türban tartışmasındaki çaresizlikleri, yani gerçek sorunlar karşısındaki boş bakışlar, ulusalcılığın aslında içi boş bir söylemler bütünü olduğunun göstergeleridir. Eğer ekonomi konusunda piyasacılıktan başka bir bildiğiniz yoksa gündemdeki krizle ilgili edeceğiniz kelamın bir sınırı vardır. Ulusalcılığın iktidardayken yaşadığı ekonomik krize çözüm olarak bula bula Kemal Derviş’i bulması bir tesadüf müdür? Eğer üniversiteyi elit bir azınlığın tekelinde piyasanın teknoloji ve insan kaynaklarının karşılanması için var olan bir kurum olarak görüyorsanız paralı üniversite önerisine itiraz etmek için bir nedeniniz yok demektir. Devletin Ergenekon temizliğinde tutuklananları görüp, bunlar da nereden çıktı diyorsanız neyin peşinden koştuğunuzu yeniden düşünmenin zamanı gelmiş demektir. Eğer AKP’nin türban düzenlemesi karşısında askerden bir hamle gelmemesi canınızı sıkıyorsa, canınızı sıktığınızla kalacaksınız.

Önderliğine soyunanlardan, etkilenen herhangi bir vatandaşa kadar, ulusalcılığın her kesimi hala seçim yenilgisinin moral bozukluğu ve hayal kırıklığı içinde hareket ediyor. Bu ruh halinin kendisi bile ulusalcılığın taşıdığı iddia ile gerçekte barındırdığı potansiyel arasında ne denli bir uçurum olduğunu göstermeye yeter. 2007 baharında büyük çoğunluğu haklı talepler etrafında geniş kitleleri birleştiren Cumhuriyet mitingleri, öne sürdüğü taleplerin hiçbirini gerçekleştirme şansı bulunmayan bir ulusalcı cephenin kurulmuş görünmesini sağlasa bile, bu heyecanın yerini hayal kırıklığına bırakması uzun sürmedi. Aydınlanmacı bir eksende tam bağımsızlık mücadelesini başarıya ulaştırmaya coşku ve inanç içinde bağlanmışken birkaç ay sonra gericiliğin türban atağı karşısında çaresiz kalmanın mutlak sonucu hayal kırıklığıdır.

Baykal’dan türban fetvası
Ulusalcı önderlerin türban düzenlemesi gündeme geldiğinden beri yaşadıkları kafa karışıklığı yalnızca türbana destek verip vermeme konusunda değil, aynı zamanda İslam dinini yorumlama şekillerine göre de bir ayrışma yaşanıyor. Üniversitelerde türban giyilebilmesini mümkün kılan anayasa değişikliği teklifini TBMM Genel Kurulu’na veren MHP ile, türbanı ‘namus meselesi’ haline getirmiş olan CHP’nin, 22 Temmuz seçimlerindeki kutsal ittifakı parçalanmış gözüküyor. Bahçeli, iktidarda oldukları dönemde türbanla TBMM Genel Kurulu’na giren Merve Kavakçı’yı meclisten kovma eyleminin tabanından oy kaybettirdiğini anlamış olsa gerek, bu sefer İslamcılarla ittifak yapmayı tercih etti. Baykal’ın yeni geliştirdiği siyasal manevrası ise mizah dergilerine birkaç haftalık malzeme olabilecek nitelikte. Laiklik savunusunu kimselere bırakmama iddiasında olan Baykal’ın mecliste, CHP grubunun kürsüsünden İslam dinindeki büyük günahları sayıp, bunların arasında türban takmamanın olmadığını, yeni ve büyük bir buluş yapmış edasıyla ilan etmesi ne anlama geliyor? Baykal şeyhülislamlığa mı soyundu, yoksa din işlerini siyasetin dışında bırakmak bugün demode mi kabul ediliyor Kemalistler tarafından? Meseleyi bir politik tartışma olmaktan çıkarıp din tartışması haline getirmek Baykal’a düşmüşse, karşısında muhatap olarak Tayyip Erdoğan’ı değil de, söz gelimi bir tarikat şeyhini bulması kaçınılmazdır. Artık ulusalcıların tarikatları devlet katında meşrulaştırdığı için Siyasal İslam’ı hedef alması da mümkün olmayacak anlaşılan. Ulusalcılığın gerçek bir politik tartışmada dine referans vermekten başka bir çözüm bulamaması, bu fikri akımın geleceği olmadığını söylemek için başka bir argüman bulmaya gerek bırakmıyor.

Bir aydınlanma neferi: Tuncay Özkan
Ulusalcı önderler arasından gelen ilginç propagandalardan bir başkasını da Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan yürütüyor. Geçtiğimiz yıl cumhuriyet mitingleriyle yıldızı parlayan Özkan, türban gündemiyle bir kez daha sokaklara indi. Kanaltürk’te her akşam Anadolu’nun farklı bir kentinde, başörtüsü takan fakat Atatürk devrimlerine sahip çıkan teyzeleri alınlarından öperek halkın sevgilisi haline gelen Özkan, kendini bir aydınlanma neferi olarak görüyor olsa gerek. Meselenin bir inanç meselesi olduğunu, siyasi simge olan türbanın üniversiteye giremeyeceğini bıkıp usanmadan anlatıyor Özkan. Anadolu kadını başörtüsü takıyormuş, türban değil. Neredeyse eline aldığı bir başörtüsünü nasıl bağlamanın laikliğe halel getirmeyeceğini anlatacak ekranlardan. Cumhuriyetin ilk yıllarında binlerle basılıp dağıtılan adab-ı muaşeret kaidelerini anlatan kitapçıklar gibi ‘cemiyet içinde nasıl baş bağlamak gerektiğini’ anlatan kitapçıklar basılması da söz konusu olabilir. Cahil halkımızın aydınlatılması için bu türden ‘devrimci atılımlar’ yapmak gerekiyorsa Tuncay Özkan’dan daha ‘devrimci’si zor bulunur herhalde.

Haklı taleplerin havuzu
AKP’nin bugün Türkiye’de emperyalizmin tartışmasız en güçlü temsilcisi konumunda bulunması, emperyalist merkezlerin tek bir temsilciliğe sahip olduğu anlamına gelmiyor. Emperyalizm bir yandan her türlü iktisadi ve siyasi araçla neo-liberal programı uygulatırken diğer yandan sistemin yedeğini almayı da ihmal etmiyor. Milliyetçilik, emperyalizmin yönettiği ülkelerde başı her sıkıştığında başvurduğu ilk seçeneklerden biri olmuştur. Mantıksal sınırlarına faşizm ile ulaşan bu türden bir işbirlikçi milliyetçilik, günümüzde yüzyılın başında sık rastlanan anti-emperyalist milliyetçilik örneklerinden daha yaygın hale gelmiş bulunuyor. Bugün kullanılan anlamıyla ulusalcılık ise emperyalizmin başvurmaktan çekinmeyeceği bir maşa olma özelliğine sahip olmak için açık bir işbirlikçilikten daha fazla özelliğe sahip. Neo-liberal sistemin bu vahşi sömürü ortamında halk içinde açığa çıkabilecek kimi haklı taleplerin seslendirilmesi günümüz ulusalcılığını emperyalizmin en iyi ikinci seçeneği haline getiriyor. Bu anlamda ulusalcılık, emperyalizmin anti-emperyalist görünümlü maşası olarak yedekte beklerken, tam bağımsızlık, AB karşıtlığı, ABD politikalarından kopuş gibi haklı talepleri sistem açısından zararsız hale getiriyor.
Önümüzde duran sorun, geniş halk yığınlarına ait bu ilerici ve haklı taleplerin, onları gerçekleştirmek adına tek bir adım dahi atabilmekten aciz bir siyasi akımın tekelinden kurtarılmasıdır. ABD/AB karşıtlığı, tam bağımsızlık gibi politik sloganlar gerçek anlamlarına ancak sınıfsal ve ideolojik ayraçlar kullanılarak kavuşabilir. Piyasa ekonomisi dışında bir ekonomik referansa sahip olmayan ulusalcılık tam bağımsızlık yolunda hangi adımı atabilir? Ulusalcılık AB’ye emekçilerin karşı karşıya kalacağı yeni sömürü çarkları nedeniyle mi karşı çıkıyor yoksa sorunu bir iç işlere müdahale meselesi olarak mı algılıyor? Bu siyasi akımın barındırdığı ABD karşıtlığının nedeni ABD’nin bir dünya sistemi olarak emperyalizmin merkezinde yer alarak tüm dünya halklarının katili olması mıdır yoksa bu karşı söylemin altında Kürt düşmanlığı ve ABD’nin Kürt hareketi ile kurduğu ittifak mı yatıyor? Bugünün Türkiye’sinde emek eksenli bir politik eylem hattına girmeksizin bırakalım ilerici bir atılım sağlamayı gericiliğe karşı bir mücadele bile verilemez. Sorunun kaynağı, emekçilerle emperyalizm ve onun işbirlikçileri arasındaki çelişkidir. Bu çelişki görmezden gelinerek yapılacak muhalefetin Deniz Baykal örneğinden bir adım ileri gitme şansı yoktur. Oysa bugün CHP başta olmak üzere çeşitli parti dernek ve benzerini barındıran ulusalcılıktan etkilenen kesimin büyük çoğunluğu emekçilerden oluşmaktadır. Tam da bu nedenle ilerici ve haklı talepleri ulusalcılığın tekelinden kurtararak başarıya ulaştırmanın tek yolu, solun emekçilere seslenen ve onları emek ekseninde birleştiren politikalarına ve sloganlarına sarılmaktır. Bu politika ve sloganlar ‘eski’ olabilirler ya da bugün geniş kitleler tarafından alkışlanmayabilirler. Sol önüne koyulan iki seçenekten, büyülü ve kof bir ‘yeni’nin peşinden koşarak liberalleşme ya da bulduğu kitlesel destekten etkilenerek ulusalcılaşma seçeneklerinden birini seçmeye zorlanamaz.{jcomments on}