Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

SUNU: "Anlamak gideni ve gelmekte olanı"

sayi 15Başbakan, türban bir siyasi simge dahi olsa yasaklanamaz derken bir siyaset öneriyordu. MHP’nin ittirmesi ve yüzde 47’nin verdiği kudretle bu öneri, öneri olmaktan çıkıyor, hayata geçiyor şimdi. Türkiye’de üniversitelerin bundan sonra alacağı şekil, bu siyasetin hayata geçmesiyle belirlenecek. Aynı durum bir bütün olarak Türkiye toplumu için de geçerli. AKP tüm ilkesizliği ve eklektizmiyle, bir oradan bir buradan alıyor, ekliyor çıkarıyor, ama siyaset yapıyor. Beş yıllık bir iktidar döneminden oylarını arttırarak çıkmalarının nedenlerinden biri de budur.

AKP’nin neo-liberal politikalarıyla baştan çıkardığı liberal akademisyenler de siyaset öneriyorlar. İhsan Dağı ve Şaban Çalış gibi bilindik liberallerin imzaya açtığı ve 2000’in üzerinde akademisyenin imzaladığı ‘türbana evet’ bildirisi, “İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor; aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep ediyoruz” diyerek bitiyor.

Din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımcılığı yapılmaksızın uygulanacak bir kılık kıyafet serbestliği, liberal cephenin türban gündemindeki siyasi çizgisini belirleyen ilkelerin en öz ifadesi. Liberaller ve AKP’nin türban ortaklığını oluşturan siyaset, bu klasik burjuva demokratik ilkenin geniş zemini üzerinden yükseliyor. Memleketin iktidar sahipleri gerçek politika yapıyor.

“Siyaset her şeyin ruhudur, komutanıdır.” İlkelerle siyaset arasındaki ilişkide belirleyici olan da siyasettir. Herhangi bir ilkenin bundan 200 yıl önce içerdiği siyasal anlam ile bugünkü siyasal anlamı arasında dağlar kadar fark olabilir. Din ve vicdan özgürlüğü ya da kılık kıyafet serbestliği de istisna değildir. Toplumun üzerine nefes alacak hiçbir alan bırakmaksızın çöken din temelli bir baskı döneminde din ve vicdan özgürlüğünü haykırmak başkadır, bugünkü tarife hacet bırakmayacak ölçüde açık olan durumda aynı ilkeyi tekrarlamak başka. Siyaset alanı belirleyicidir. Bu anlamda birinci örnekte ilerici olan siyaset, ikinci örnekte açıkça gericidir.

Türkiye siyasetinde türban tartışmasının bir ucundan liberaller, diğer ucundan ulusalcılar tutmuş çekiştiriyorlar. İkisi de bu sorunu gerçekten çözebilmekten aciz, ikisi de emperyalizmin uşaklığında yarışır. Ancak durumun böyle olması devrimcilerin tartışmaya açıktan katılmamalarının bahanesi olamaz. Devrimciler siyasal gericiliğin karşısındaki yerlerini boşalttıklarında, devrimcilik burjuva ilkelerin tekrarlanmasına indirgendiğinde, devrimciler suya sabuna dokunmamak adına ‘evet’ ya da ‘hayır’ demekten kaçındıklarında, gerçek bir devrimcilikten nasıl söz edilebilir? Kaldı ki liberallerle ulusalcılar arasındaki çekişme sadece türban konusuna özgü bir durum da değil. Memlekette ne kadar önemli gündem varsa bu iki işbirlikçi akımın birbirine girdiği düşünülürse, onlardan birine benzeme kaygısı ‘din ve vicdan özgürlüğü’ gibi daha nice yuvarlak lafı devrimci literatüre sokabilir.

Memlekette gerçek politika yapılıyorsa, devrimciler de yapmalı. Gerçek politika düşmanını açık seçik tarif eder. En azından resimdeki slogan kadar. Türkiye devrimcileri, liberalizm ve ulusalcılıkla birlikte dövüşmek zorundalar. Bu iki farklı düşmanın arasında kalmak, slogansız kalmak yapılabilecek hataların en büyüğü olacaktır. Oysa gerçek sloganlara ihtiyacı var solun, gerçek ve meydan okuyan sloganlara. Yarınlar liberalizmin, ulusalcılığın ve memlekette at koşturan işbirlikçi gericiliğin cepheden karşısında durmaya devam edecek.{jcomments on}