Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Sol liberallerin ezberi: Paralı üniversite


Uğur Yıldırım

Neo-liberal söylem ve uygulamalar başarı kazandıkça; geçmişte solcu olan bazı aydınlar önce yumuşamış ve eşitlik söyleminin merkezinden iktisadi eşitlik kavramını çıkartmışlardır. Böylece liberal sola dönüşmüşlerdir. Şimdi bu eski solcular, iktisadi eşitlik kavramını bırakalım merkeze koymayı lügatlerinden tamamen çıkarmış görünüyorlar. Bu nedenle biz onları artık liberal solcular olarak değil de sol liberaller olarak tanımlıyoruz.

y16820394Yeni YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın devlet üniversitelerinin paralı olması gerektiğini söylemesinin ardından, sol liberaller de vakit geçirmeden Özcan’ı destekleyen yazılar kaleme aldılar. Özcan, ‘parasız eğitim’ gibi bir ezberleri bozmuş, bozulan ezberi yerle bir etmek ise Baskın Oran ve Murat Belge’ye kalmıştı. Aslında ‘parasız eğitim’ denilen şu anki eğitim sistemi paradoksal bir biçimde yoksulları üniversite dışında bırakıyordu. Yoksul çocuklarının tekrar üniversiteye gelebilmesi için, zengin çocuklarından para alınmalı ve yoksul çocuklarına da burs verilmeliydi.

Baskın Oran ve Murat Belge’nin üniversitelerle ilgili yaptıkları değerlendirmelerin neredeyse tamamı gerçeklerin çarpıtılmasına dayanıyor. Zaten neo-liberal söylemin tamamı çarpıtmaya dayanır. Bu söylem toplumsal hayattaki gerçeklerin bir kısmını alır ve aslında ilişkisiz olan olguları birbiriyle ilişkiliymiş gibi gösterir. Bu şekilde toplum üzerinde bir ideolojik hakimiyet kurar. Bugünkü paralı üniversite tartışması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Neo-liberal söylem ve uygulamalar başarı kazandıkça; geçmişte solcu olan bazı aydınlar önce yumuşamış ve eşitlik söyleminin merkezinden iktisadi eşitlik kavramını çıkartmışlardır. Böylece liberal sola dönüşmüşlerdir. Şimdi bu eski solcular, iktisadi eşitlik kavramını bırakalım merkeze koymayı lügatlerinden tamamen çıkarmış görünüyorlar. Bu nedenle biz onları artık liberal solcular olarak değil de sol liberaller olarak tanımlıyoruz.

Üniversiteler paralı olunca yoksul çocukları nasıl okuyacak?
Oran yazısının başında diyor ki “Üniversite paralı yapılmazsa yoksul öğrenciler hiç okuyamaz olacak. Ayrıca, hoca kalmayacak.” Şimdi bu önermeyi Oran’ın yazdıkları ile beraber ele alalım. Yoksulların çocuklarının üniversiteye gelememesi en temelinden en yukarısına kadar bütün eğitim sitemi ile ilgilidir. Bugün dar gelirli ailelerin çocukları okumak konusunda zorlanıyorlar çünkü:

1) İlk ve orta öğretim zaman içerisinde paralı hale getirilmiştir. Özellikle büyük şehirlerde bu durum daha belirgindir. Okulların topladıkları paralar, servis ücretleri, kitap-defter masrafları, karne parası vb. ile ilk ve orta eğitim kurumları paralı hale getirilmiştir. Bu paralar okul iyileştikçe artmaktadır. Kentlerin kıyılarındaki okullar bir sürü eksik ile daha ucuzken, kentin merkezinde ve daha köklü olan okulların maliyeti daha yüksektir. Gelir düzeyi belirli bir seviyenin üzerine çıkan aileler ise çocuklarını özel okullara göndermektedir. Okul konusundaki sınıfsal ayrım daha en baştan başlamaktadır yani. Yine aynı süreç dersaneler konusunda da işlemektedir. Bu sınıfsal ayrım kendisini üniversite kazanma başarısında göstermektedir.

2) Üniversiteyi kazanan öğrencilerin masrafları üniversiteyi kazanmakla bitmemektedir. Belki de yeni başlamaktadır. Harç paraları, kitap paraları, barınma ve beslenme ücretlerinin yüksekliği vb. nedenlerle de büyük kentlerde bir üniversite öğrencisinin minimum aylık masrafı asgari ücreti geçmektedir.

Şu anki durum ortada olmasına rağmen Baskın Oran üniversitelerin paralı olması gerektiğini ve bu parayı ödeyemeyeceklere geri ödemeli burs (kredi) verilmesini önermektedir. Üniversitelerin paralı olması durumunda bu para yıllık 5 bin dolardan başlayıp, 10 bin dolara kadar çıkacaktır. En azından şu an özel üniversitelerin talep ettiği miktar budur. Ortalama olarak bir üniversitenin yıllık 8 bin dolar olduğu düşünülürse; hazırlık eğitimi olmayan okullarda 4 yılda 32 bin dolar, hazırlık eğitimi olan okullarda ise 5 yılda 40 bin dolarlık bir masraf ortaya çıkar. Bu miktar sadece üniversiteye ödenecek paradır. Öğrencilerin barınma beslenme kitap vb. paraları da bu miktara eklendiğinde iş iyice içinden çıkılmaz hale gelir. Aylık 1000 YTL geliri olan bir ailenin bu kadar borca girmeyi göze alacağını düşünüyor musunuz? Peki, o okula gidecek öğrencinin? Mezun olduklarında zaten düşük maaşlarla işe başlayan ya da iş bulmakta zorlanan gençler bu kadar borca girmeyi göze almayacaklardır. Eğitim sisteminin şu anki durumunda, dar ve orta gelirli aileler daha fazla sıkıntı çekerek bir şekilde çocuklarını üniversiteye göndermeyi becerebilmektedir. Ama devlet üniversiteleri paralı hale gelirse çoğu dar ve orta gelirli ailenin çocuğu üniversiteye gitmek yerine doğrudan çalışma yaşamına girmeyi yeğleyecektir. Oran’ın önerdiği kredi sistemi bu sonuçları doğurur.

Baskın Oran “Dört yıl kızım için ödemediğim parayla kim bilir kaç yetenekli ve yoksul öğrenci okurdu.” diyor. İyi de zaten yoksul gençlerin parasız okuması gerektiğini söylemiyorsunuz ki. Onlara devlet 30-40 bin dolar borç versin diyorsunuz. Yani zengin öğrencilerden alınan para yoksulların okul masraflarının karşılanması için değil üniversite bütçesinin karşılanması için kullanılacaktı. Yani Oran kısacık bir yazı içerisinde bile tutarlı olmayı becerememiştir. Yazınının başında üniversiteler paralı olmazsa yoksul gençler okuyamayacak demektedir ama takip eden öneri de altına girilmesi mümkün olmayan bir yükü bu gençler için uygulamayı önermektedir.

Devlet üniversiteleri parasız olmalıdır
Baskın Oran devlet üniversitelerine âdem-i tahsis ilkesinin uygulanmaması gerektiğini söylüyor. Âdem-i tahsis Oran’ın da anlattığı gibi devlet tarafından alınan verginin önce Hazineye gelir olarak yazılması ardından da buradan bütçe vasıtasıyla dağıtılmasıdır. Sorun da zaten bu vergi gelirlerinin kimden alındığı ve nasıl tahsis edildiği ile ilgilidir.

Türkiye’de vergi rejimi dolaylı vergiler üzerine dayanmaktadır. Vergilendirmenin adil olabilmesi için verginin gelirden alınması gerekir. Vergi gelirden tahsil edilirse, geliri çok olandan çok, az olandan az vergi alınır. Ancak Türkiye’de Özal dönemi ile birlikte dolaylı vergiler asıl kalemi oluşturmaya başlamıştır. Bu vergiler KDV, Özel İletişim Vergisi, TEKEL ürünlerinden alınan vergi, Akaryakıt Vergisi vb. olarak sıralanabilir. Zenginlerden vergi alamayan ya da almak istemeyen hükümetler tüketilmesi zorunlu olan ürünlere ya da hizmetlere yüklenerek vergi adaletsizliğinin temelini oluşturmuşlardır.

Yıllık geliri milyon dolarla ölçülen birisinden gelir vergisi almak yerine gidip tüketim vergisi (dolaylı vergi) alırsanız o kişiden aldığınız verginin miktarı azalır. Çünkü gelir vergisi yüzde ile ölçülürken, dolaylı vergi o kişinin tüketimi ile sınırlıdır. Milyon dolarlık geliri olanların kullandığı telefondan, içtiği sigaradan, arabasına koyduğu benzinden vergi alırsanız, o kişiden neredeyse hiç vergi almamış olursunuz. Ama aylık geliri bin YTL olan bir memurun kullandığı sabit telefondan, içtiği sigaradan, arabasına (eğer varsa) koyduğu benzinden, marketten aldığı üründen vb. vergi alırsanız o kişinin gelirinin neredeyse yarısını vergi olarak geri almış olursunuz. Bir de şu vardır ki, eğer vergi rejimi dolaylı vergiye dayanıyorsa toplanan bütün vergiler içerisinde asıl büyük kısım dar ve orta gelirlilerin vergisine dayanır. Çünkü dar ve orta gelirlilerin sayısı çoktur ve zorunlu hizmet ve temel tüketim mallarının asıl tüketicileri onlardır. Elbette Türkiye’de vergi gelirlerinin tamamı dolaylı vergilerden oluşmamaktadır ancak bu denge dolaylı vergiye doğru çoktan direksiyon kırmıştır. Örneğin 2006 yılında toplam vergi gelirleri içerinde dolaylı vergilerin oranı %70’tir.

Şimdi durum şudur: Devletin esas gelir kaynağı geliri az olan insanlardır ancak üniversite okuması için bu insanlardan kredilendirme suretiyle tekrar para alınmak istenmektedir. Burada çarpıtma için kullanılan parlak buluş “Zenginler bedava okuyor” söylemidir. Biz de diyoruz ki, zenginler sadece bedava okumuyor neredeyse her şeyi bedava yapıyor. Gidin üç kuruş maaş alan gariban memurun tepesine çökmekten vazgeçin de zenginlerden vergi toplayın. İşte o zaman zenginler bedava okumayacaktır ve üniversite eğitimi için gereken kaynak yaratılmış olacaktır. Bunları Baskın Oran bilmiyor mu? Bilmemesi neredeyse imkânsızdır. Konusu açılınca “Ben Mülkiye’deyken…” (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler) demeyi biliyor. O Mülkiye’nin Maliye ve İktisat bölümleri vardır. Oralarda çok değerli hocalar mevcuttur. Bu meseleleri unuttuysa kendisine hatırlatmak konusunda çok istekli olacaklarını düşünüyoruz.

Murat Belge ise aslında eğitimin ücretsiz olmasının ideal olduğunu ancak devletin imkânlarının buna yeterli olmadığını söylüyor. Bunun için uygun bir vergi politikası olması gerektiğini düşünüyor. Biz de ekleyelim; sadece vergi politikasının uygun olması yetmez aynı zamanda iktisadi bölüşüm de uygun (emekçiler için) olmalıdır. İyi de talep neden o zaman vergi politikasının iyileştirilmesi ve iktisadi bölüşümün düzeltilmesi yönünde olmuyor da üniversitelerin paralı yapılması şeklinde oluyor? Murat Belge bu ülkenin bir aydınıdır. Bu ülkenin gerçek aydınları ne zamandan beri verili olanla yetinmeyi düşünmüştür. Baskın Oran üniversitelerin paralı olmasının birkaç faydasını daha görüyor. Söylediğine göre öğrenciler çalışmıyor, alakasız insanlar üniversiteye doluyor, hocalar kaçıyor…

1) Üniversiteler paralı olursa, öğrenciler fazla para ödememek için mecburen derslerine çalışacaklarmış. Bir akademik disiplini sadece para ile terbiye etmeyi düşünmek ne kadar sağlıklıdır? Bugün üniversitelerde öğrencilerin derslerine ilgisiz olması, öğrenci merkezli bir tedbirle çözülemez. Öğrencinin ilgisi büyük oranda akademik personelin ilgisine bağlıdır. Hocalar öğrenci ile olan ilişkisini geliştirse bu sorun büyük oranda çözülebilir. Yani sorun, akademi öğrenci ilişkisini müşteri öğrenci ilişkisine indirgeyerek bertaraf edilemez. Öyle olsaydı, özel lise ve üniversitelerin öğrencilerinin müthiş işler yapması gerekirdi. Ama durum tam tersidir. Bu ülkede motor gücü devletin eğitim kurumları oluşturmaktadır.

2) Alakasız insanlar üniversiteye gelmektedir, doğrudur. Bu özellikle taşra üniversiteleri için geçerlidir. Ama bu sorunun kaynağı, gerekli gereksiz her yere gereğinden fazla bölüm açılmasıdır. O zaman Baskın Oran’ın talebi neden üniversite kontenjanlarının kısıtlanması ya da bazı bölümlerin kontenjanlarının kısıtlanması olmuyor? Her aksaklık görüldüğünde, üniversiteyi paralı hale getirirsek bu sorun çözülür demek ne kadar anlamlıdır? Bu iş bir bakkal hesabı değildir ki.

3) Devlet üniversitelerinden iyi hocalar kaçıyor, doğru. Ancak Baskın Oran neden özel üniversitelerin kapatılmasını ve devlet üniversitelerindeki akademik personelin özlük haklarının iyileştirilmesini talep etmiyor?
Oran nasıl bir aydındır?{jcomments on}