Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Kendi şiirinden Hasan Hüseyin


Bahar Alimoğlu

Günlüğünden bir sayfadır her yazdığı şiir Hasan Hüseyin’in. Çünkü sadenin sadesi diliyle ne gördüyse, ne yaşadıysa, ne yaptıysa, ne istedi, ne düşlediyse onu yazmıştır şiirlerinde. Kendi ifadesiyle “şiir yaşamış şiir söylemiş şiirle oynaşmış”tır.

HasanHuseyinGeçtiğimiz aylarda çokça gündeme geldi Hasan Hüseyin Korkmazgil. Önce Eylem Şenkal adlı mankenin “Babamdı o benim” iddiaları, sonra “Yok o değil, başka bir şair, aynı isimde” düzeltmeleri; sonra her anahaber bülteninde kulağımızı tırmalayan ses tonu ve “babacan” konuşmasıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın Alevilerin matem orucunun iftar yemeğinde “Acıyı bal eyledik” demeleri… Belli ki biri reklam peşinde, diğeri mecazında siyasetin… Şairin eşi Azime Korkmazgil, Eylem Şenkal’ın iddiaları üzerine şöyle konuşuyor: “Hasan Hüseyin kaçak değildi ki, biz onunla güneşin altında toplumla birlikte yaşadık.”, bizce gayet açıklayıcı bir cevap. Tayyip Erdoğansa belki sonunu bile okumamış şiirin “ekilir ekin geliriz/ ezilir un geliriz/ bir gider bin geliriz/ beni vurmak kurtuluş mu/ kör olasın demiyorum/ kör olma da/ gör beni”, “Pir Sultan ölür dirilir” diyor Hasan Hüseyin şiirinde. Onu şiirinden başka bir şey gibi göstermek çabaları bunlar, bizim sembollerimizi utanılası çıkarları için kullanmak… Nazım’a takmışlardı ucu paslı kancalarını çok zamandır, alışmıştık; Abdullatif Şener’in Küba ziyaretinde Che Guevara resimleri önünde çektirdiği fotoğrafları da görmüştük, gülememiştik bile; örnekleri çoğaltmak yersiz. Bir de gazetelerde yazılan çizilenler var Tayyip Erdoğan’ın iftar yemeğindeki veciz konuşması üzerine, haberlerde Hasan Hüseyin üzerine yapılan açıklamaların her biri vikipedinin bile gerisinde. Biz Hasan Hüseyin’e yine şiirlerinden bakalım, ölüm yıl dönümü vesilesiyle…

Günlüğünden bir sayfadır her yazdığı şiir Hasan Hüseyin’in. Çünkü sadenin sadesi diliyle ne gördüyse, ne yaşadıysa, ne yaptıysa, ne istedi, ne düşlediyse onu yazmıştır şiirlerinde. Kendi ifadesiyle “şiir yaşamış şiir söylemiş şiirle oynaşmış”tır. Bir yazısında “Yıllardır yazar, çizer, söylerim: bilineni bilinmeze, görüneni görünmeze, duyulanı duyulmaza, kısacası, somutu soyuta itmek değildir şiirin işi. Tam tersi: bilinmezi bilinir, görünmezi görünür, duyulmazı duyulur, duyumsanmazı duyumsanır, algılanamazı algılanabilir yapmaktır” diyor. Hasan Hüseyin de bunu yapmıştır şiiriyle. Kendinin, halkının ve halkların acısını yazmıştır. “Acılara Tutunmak”ı da “Umutlara Tutunmak”ı da…

Hasan Hüseyin’in şiirinde sınıf
“bilmezdik ne yenirdi uşaklı konaklarda/ saltanatlı sofralar hangi dualarındı/ tek yumurta kümeste/ dünyalar bizim” Alın size en yalın haliyle, en berrak haliyle sınıf çelişkisi ve sınıf bakış açısı… Bir yanda dünyanın tüm nimetleri önlerine seriliyken bile mutlu olamayan “mutlu azınlık”, bir yanda kümesteki tek yumurtaya deli gibi sevinen cefakar Anadolu halkı… Sorgulama da başladı elbet halkta: “yalınayak büyüdük be/ yok muydu kunduracı/aç acına uyuduk be/ yok muydu buğday pirinç”. Bileylendi sonra yürekler kavgaya, Ahmet Kaya’nın sesinden duymaya alışkındık bu şiirin devamını: “kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette”

Güllülerin, Hatçelerin ağzından yazdığı, Grup Yorum’un da bestelediği “İnsan Pazarı”nda anlatır sınıfsal çelişkileri “açlığın dini olmaz ağbeyim/ yoksulluğun vatanı/ …/ türkük deyin övünüyok ağbeyim/ açlık türkü bilmiyo ki”. Gene öylesine yalındır imgeleri. Açlığın, yoksulluğun din, dil, ırk tanımadığını anlatır… Enternasyonallik vardır Hasan Hüseyin’in şiirlerinde: “insanlar ne dilleriyle ayrılırlar birbirlerinden/ ne de renkleriyle inançlarıyla/ türkülerde toroslarca yükselen o kanlı sınır/ insanların birbirine kulluğu köleliğidir” ya da “ölmek ölmek dedikleri ne ola/bin yıl yaşar insanoğlu şu güzelim dünyada/ kula kulluk olmasa”…  Sömürü evrenselse direniş de evrenseldir, Hasan Hüseyin’in şiirinde: “ister çin’de yaşasın ister afrika’nın taa güneyinde/ vurulmuşsa zincire insanlık kavgasında/ ister tamburalı tüfek tutsun elinde ister ok ister balta/ o benim kardeşimdir o benim yoldaşımdır yanıbaşımda”.

Kimdir Hasan Hüseyin?
“Haziran Sancıları”nda “keziban’ın kızı gülşan’dan doğma/ işçi şükrü oğlu hasan hüseyin” diye anlattı kendisini; “Picasso Çeşitlemesi”nde “ben bir yoksul işçi oğlu/ adım hasan hüseyin/ bozkırda bir karınca/ cır cır eden çekirge/ taş başında bir serçe/ adı hasan hüseyin/ çok bulurdu anacığım hasan’ı/ hüseyin derdi” diye… Hasan Hüseyin, demiryolu bekçiliğinden malulen emekli olmuş, Kurtuluş Savaşı’na katılmış, İstiklal Madalyası sahibi bir babanın oğlu. Annesi Gülşen, 12 çocuk doğurmuş, bunlardan 8’ini yaşatabilmiş bir Anadolu kadını. Bunca fakirlik, yoksulluk içinde ailenin okutabildiği tek çocuk Hasan Hüseyin. Ortaokul, lise ve üniversiteyi parasız yatılı okumuş, 1950’de öğretmenliğe başlamıştır. Valizinde Nazım şiirleri bulunduğu için tutuklanmış, davası meşhur 51 Tevkifatı’na dahil edilmiş, üç yıl hapiste yatmıştır. Türkiye İşçi Partisi üyesidir. 1965 ve 1969 seçimlerinde TİP’in milletvekili adayıdır. 30 Ocak 1967’de “Kızılırmak” şiiri nedeniyle tutuklanmıştır. Sebep TCK’nın meşhur 141 ve 142. maddeleridir: “grev yasak/ miting yasak/ ‘sosyal bir sınıfın/ diğer sosyal sınıflar üzerinde/ tahakkümünü tesis…’/ diye başlıyor madde/ pek pek ünlü maddesi/ ‘viva mussolini!’nin” 1969’da bu davadan aklanır şair. Hep mücadele içinde geçmiştir şairin hayatı, mahpusluk günleriniyse şöyle anlatır: “bir de baktım ki soluma/ işçi köylü el ele/ ha gayret demeğe kalmadı/ taktılar kelepçeyi koluma”.

Haziranda ölmek zor
Şairin belki de en popüler şiiridir “Haziranda Ölmek Zor”. Bazı acıların tarifini yapabilmek için küllenmesini beklemek gerekiyor, damıtmak, özümseyebilmek zamanla. 3 Haziran 1963’te Nazım’ın ölüm haberini alan Hasan Hüseyin’in dudaklarından “Hava leylak/ ve tomurcuk kokuyor/ uy anam anam/ haziranda ölmek zor” dizeleri dökülüyor. Yedi yıl sonra Orhan Kemal ölüyor, yine aynı dizeler dilinde… Yine haziran ayı, hava gerçekten leylak ve tomurcuk kokuyor… Altı yıl daha geçiyor, pişiyor acıları Hasan Hüseyin’in ve “Haziranda Ölmek Zor” çıkıyor ortaya. Gül-gelincik-kiraz ayında, yoksullukla geçen kıştan sonra gelen allı-güllü haziranda, bu şenlikte-şölende, hiçbir canlı acı çekmesin, ölümün yüzünü görmesin bu güzel ayda, istiyor Hasan Hüseyin. “Ne anlar acılardan güzel haziran”; o yüzden zor haziranda ölmek. Şiirinde kendini de anlatıyor, gazetecilik yaptığı o günleri de, tank paletli-düdük sesli sokaklarıyla Türkiye’yi de, ölümüne üzüldüklerini, ölümünden korktuklarını da: “asmak neyi kurtarır/ öldürmek neyi/ yaşatmaktır önemlisi/ güzel yaşatmak/ abeceden geçirmek kıracın çekirgesini/ ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak”

Devrimcidir Hasan Hüseyin, şiiri de devrimcidir. Yıkıp yenisini yapmak ister. Onların düzenleri çöplüktür ve çöplüğün tepesindeki “çalımlı ortaçağlı gagası boklu” horozdur hepi topu: “sokakları çöplük çöplük/ evleri çöplük/ selamları çöplük çöplük/ elleri çöplük/ kanser uru gökdelenler/ köyleri çöplük/ işyerleri işhanları/ aracılık çöpçatanlık/ kaçakçılık karaborsa/ hepsi hepsi hepsi çöplük/ göz göze gülüşmeler/ nişan nişan sevişmeler/ nikah nikah çiftleşmeler/ hepsi hepsi hepsi çöplük” Şair bunlardan utanan, bunlar yüzünden ağrı çekendir, başka bir dünya özleyendir. İnsanları samimi, selamları çıkarsız, hilenin hurdanın olmadığı bir dünyadır bu.   

Hala kim midir Hasan Hüseyin? Bir de Azime’nin kocası, Temmuz oğlanın babası… Oğlunu anlatır Kızılırmak’ın son dizelerinde: “Bir oğlum olacak adı temmuz/ uykusuz/ korkusuz/ beter mi beter/ ben beynimi satarak yaşıyorum/ o benden proleter/ bir oğlum olacak adı temmuz/ karataşın göbeğinde aşk/ karataşın göbeğinde barış/ karataş çatladıçatlayacak/ bende bitmeyen kavga/ onda yeniden başlıyacak” Neden Temmuz? Korkusuzu anladık da, neden uykusuz? “Düşünmek” şiirinde söyler “uykuyu sevmiyorum/yarım ölüm derlerdi çocukluğumda”; belli ki temmuz yaşamanın simgesi… 1965 yılı önemli, karısı Azime oğluna, şair şiirine gebe, temmuz ayında bitiyor Kızılırmak şiiri, bir ay sonra Temmuz doğuyor. Şiirdeki karataş masallardaki sabırtaşı, çatladı çatlayacak, içinden aşk ve barış çıkacak, kısa çöp hakkını almış olacak işte o gün.

Aşk şiiri yazamayan şairdir Hasan Hüseyin: “sen aşk şiiri yazamazsın hasan hüseyin/ çünkü aşk şiirden önce gelir sende/ oysa şiir önünde gitmelidir her şeyin/ sen aşk şiiri yazamazsın hasan hüseyin/ çünkü aşk/ kavganın içindedir/ çünkü sen/ içindesin kavganın/…/ yaşarsın aşkı iliklerinde/…/  sen aşk şiiri yazamazsın hasan hüseyin/ çünkü aşkın kendisidir şiirin”. Bir de öylesine basit ama asla sıradan değil dizelerin sahibidir Hasan Hüseyin; “uçurtması kopup gitmiş çocuk gibi üzgünüm” ya da “çiçek açmış elma gibi mutluyum”ların… Hiç uçurtma uçurmamış nesiller yetişiyor şimdi, belki onlar anlamayacak; ama çocukken bir kez olsun uçurtma uçurmuş biri, hele de elinden kaçıp gittiyse uçurtması hiç yoktan bir kere, nasıl bir üzüntüdür anlayacaktır onu. Ya çiçek açmış elma gibi mutlu olmak? Bir yıl boyunca dalsız, yapraksız, çırılçıplak bekleyip, soğuğa direnip, direnip de amacına ulaşmak, çiçek vermek büyük mutluluk olsa gerek. Biliyoruz sabrın, direncin, umudun, emeğin sonucu mutluluktur. Hele de böylesi! Son bir örnek daha vermek istiyorum bu dizelere. Nazi kamplarında ezilen, Filistin’de ezen Yahudileri  “Dahav’ın Öbür Yüzü Filistin”de “sırtlana dişlettiği etini güvercinden koparmak isteyensin” diye anlatır. Bir gerçek bu kadar yalın, bu kadar özlü daha başka nasıl anlatılır ki? Hiç de zor değil Hasan Hüseyin’in ne anlattığını anlamak şiirlerinden. İşte bu yüzden zor belki de onu, onun şiirlerinden anlatmak çabası; kör gözüm parmağına misali.{jcomments on}