Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

‘Ekonomi tıkırında, kriz var, kriz var, bunalım var!’

 

Yarınlar

Türkiye ekonomisi bu son kriz dalgasından nasıl etkilenecek; hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Ha, unutmadan hatırlatalım; ülkemizde 2001 ekonomik krizinden satışları en az etkilenen sektör lüks otomobil sektörüydü!

kriz1Yatıp kalkıp ekonomik kriz lafını duyduğumuz şu günlerde herhalde çoğumuzun aklına Timur Selçuk imzalı bu şarkı gelmiştir. Timur Selçuk’un yıllar önce bestelediği bu şarkı Türkiye ekonomisinin bir türlü yenemediği makûs talihini ne de güzel resmediyor! Aslında sadece Türkiye ekonomisinin değil; dünya ekonomisinin demek daha doğru olur. Zira dünya kapitalizmi büyümeyi hep resesyonun takip ettiği dalgalı bir seyir izledi. Bu seyrin maliyetini de hep dünyanın emekçi halkları ödedi. Şimdi de bizi yönetenlerin dünya ekonomisiyle son derece bütünleşmiş olmasıyla gurur duyduğu Türkiye ekonomisi bu son kriz dalgasından nasıl etkilenecek; hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Ha, unutmadan hatırlatalım; ülkemizde 2001 ekonomik krizinden satışları en az etkilenen sektör lüks otomobil sektörüydü!
Parlak büyüme vaatlerini her gün ekranlarda, gazetelerde gözümüze sokanların bu son krizle akılları başlarına gelmiş midir, bilemiyoruz; ama anlamak isteyenler için bu yalanları açığa çıkarmak ve yalancıların sahtekârlığını ortaya sermek amacıyla bazı iktisatçıların yazılarından bir derleme sunuyoruz:

Ergin Yıldızoğlu bu krizi bir tükeniş olarak yorumluyor (2008’e girerken, Cumhuriyet, 24 Aralık 2007):
“Dünya ekonomisinde, 1970’lerde başlayan yapısal kriz (aşırı üretim/birikim) içinde gündeme gelen “kriz yönetme modeli” (neoliberal küreselleşme, finansal genişleme)nin tükendiği” gerçeğini itiraf etmeğe mecbur bıraktı. ...Dünya ekonomisi, kimilerine göre “mali küreselleşmenin ilk büyük krizini” (Prof. Roubini ) yaşıyor. Morgan Stanley Asya Genel Müdürü Stephen Roach , “Köpük sonrasının ikinci resesyonuna giriyoruz, bu daha uzun ve derin olacak” , Global başekonomisti Joachim Fels de “bu yıl stagflasyon var” diyorlar. 750 milyar dolarlık bir fonu yöneten Pimco Yatırım’ın genel müdürüne göre, “ABD resesyona girdi”. Advocacy International ‘ın Genel Müdürü Ann Pettifor da küreselleşme açısından kredi sisteminin öneminden hareketle, krize bakarak, “Küreselleşme gözü kapalı felakete yürüyor” diyor.”

Anlaşılan küreselleşme güzellemesinin bolca pompalandığı yıllardan sonra 2008 küreselleşmenin bizzat küreselleşmenin savunuculuğunu yapanlar tarafından sorgulandığı bir yıl olacak! Bu trajikomik durumu Davos Zirvesi izlenimleri örneğinde resmeden yazısına Meral Tamer (Milliyet, 22 Ocak 2008) trajikomik bir başlık koymuş: “Zenginler için küreselleşmeyle yüzleşme Davos’u”. Tamer yazısında bu krizin geçmiş krizlerden farklı olduğunu; çünkü öncekilerin hep Brezilya, Meksika, Rusya ya da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşandığı halde, bu sefer krizin merkez ülkelerde olduğunu ifade etmiş. Küreselleşmenin küreselleşmeyi başlatanlar tarafından eleştirilmeye başlanması durumunu 2001 Davos Zirvesi örneğiyle açıklamış: “2001 Davos’u, dünya borsalarındaki düşüşün durdurulamadığı döneme denk geldi. Davos’un müdavimleri, bir yıl öncesine göre hayli yoksullaşmışlardı. Davos’ta küreselleşme, ilk kez yüksek sesle eleştirildi.”

Yanlış anlaşılmasın; bu küresel düzenden şikayet edenlerin çözüm olarak daha adil bir düzen önerdikleri falan yok. Tam tersi telaş içinde gemilerini kurtarma derdindeler; devlet babadan yardım bekliyorlar. Durun bir dakika; her şeyi devletten beklememek lazım diye öğretilmemiş miydi bize?

Yine Ergin Yıldızoğlu’ndan bir alıntı (2008’e Girerken, Cumhuriyet, 24 Aralık 2007):
“Devletin geri dönüşü
Yıllardır “serbest piyasa iyi, devlet kötü”, “aman karışmasın, dengeleri bozar “, “mali sektör kendi kendini denetlesin, işi en iyi onlar biliyor” diye kafamızı ütüleyenler, şimdi, yüzlerine gözlerine bulaştırdıktan sonra, salt kendi devletlerinin değil, başka devletlerin de kapılarını, “aman bizi kurtarın “ diye ağlayarak aşındırmaya başladılar. Hatta aralarında örneğin Northern Rock Bankası bağlamında, devletleştirmeyi önerenler bile oldu... Birkaç ay içinde toplam 30 milyar dolardan fazla para ve tabii şirket hissesi el değiştirdi.”
Evet, yine Yıldızoğlu’nun bu yazısından öğrendiğimiz üzere, küresel düzenin efendileri tukaka ettikleri Keynesgil modelin talebi canlandırma, devlet müdahalesi gibi araçlarını yeniden çağırıyorlar. Biz, dünyanın tüm tüketicileri, daha fazla tüketeceğiz ki; onların da kredileri ellerinde patlamasın! Tabii bu beyler neo-liberal politikalarla senelerdir yoksullaştırdıkları halkların nasıl gönüllerince harcama yapacağı konusuna hiç girmiyorlar!

Telaş içindeki bu beyler bir yandan da özellikle merkez kapitalist ülkelerin küreselleşmenin büyüme, zenginlik vs. getireceğine inanmış vatandaşlarının hayal kırıklığını bertaraf etmek ve ABD merkezli küresel kapitalizme olan güveni yeniden tesis etmek için bir günah keçisi arayışı içindeler:

“Washington Post’tan Robert Samuelson’a da “bu mali alt üst oluşun ortasında giderek ortaya çıkıyor ki, kapitalizmin en tehlikeli düşmanları bizzat kapitalistler… Bu mali başarısızlıkların ortasında, bizzat sorumlu olanların, kendilerine verdikleri abartılı ödüller kimsenin gözünden kaçmıyor”… diyerek yine genel müdürlere yükleniyor. Böyle devam ederseymiş “birçok Amerikalı, kapitalizmin aklını kaçırdığını düşünebilirmiş”. Adeta sermayenin, serbest piyasanın katkısı yok krize, sorun insanlarda… Hani şu “okullar olmasa milli eğitimi çok güzel yönetirdim” sözü var ya onun gibi bir şey…” (Ergin Yıldızoğlu, De omnibus dubitandum est, Cumhuriyet, 28/01/08)
Ekonomik kriz elbette siyasi sonuçlar da doğuruyor. Bunlardan biri de Afganistan ve Irak’taki başarısızlıklarla yara alan ABD hegemonyasının bu krizle bir kez daha zayıflaması. Meral Tamer’in aktardığına göre (Zenginler için küreselleşmeyle yüzleşme Davos’u, Milliyet, 22 Ocak 2008) bu yılki Davos Zirvesi’nde “Kurtar bizi Çin ve Hindistan” diyerek bu 2 ülkeden medet umuluyor. Ergin Yıldızoğlu’ndan öğrendiğimiz üzere ise (De omnibus dubitandum est, Cumhuriyet, 28/01/08) “Financial Times’a göre dünyanın geri kalanı da ABD’yi suçluyor. Örneğin, Avrupa Birliği Parasal İşler Komisyonu Başkanı Joaquim Almina “temel sorun, ABD’de resesyon riskidir. Dünyada değil ABD’de… ABD ekonomisinde uzun yıllardır büyük dengesizlikler birikti…” (Financial Times, 22/01/08). Prof Konstantin Sonin de Moscow Times’daki yorumunda ABD yönetiminin enflasyonist finansman politikalarına değinerek, “ABD ekonomisine ve demokrasisine güvenmenin maliyetinin” artmaya başladığından yakınıyordu (22/01/08)”

Peki ya Türkiye’yi yönetenler 70 milyonluk bu ülkeyi bindirdikleri geminin su almaya başladığının farkında mı? Hükümetin Türkiye ekonomisinin krizden etkilenmeyecek kadar sağlamlaştığı şeklindeki açıklamalarını hatırlayınca içimizden farkında değiller demek geliyor; ama belki de böylesi bir aymazlık karşısında aslında farkında olduklarının ama krizin maliyetini türban tartışmalarıyla, kömür dağıtma organizasyonlarıyla ağzına bir parmak bal çalarak uyuttukları halka ödetmeyi planladıklarını düşünmek daha doğru. Sendika-org yazarı Mustafa Sönmez de 24 Ocak 2008 tarihli “Global karanlıkta ıslık çalmak” başlıklı yazısında “Bizi etkilemez” türü yavan ve desteksiz reaksiyonları mezarlıkta korkmadığını belirtmek için ıslık çalan çocuğun tavrına benzetiyor ve krizin bulaşıcılığını vurgulayarak uyarıyor: “AKP iktidarı işine gelince dünya ekonomisi ile ne kadar bütünleşildiğini böbürlenerek ifade edenlerden; ama konu kriz, dalgalanma, resesyon olunca bu kadar bütünleşik ekonominin bunun nasıl dışında kalacağı pek anlatılamıyor. Oysa bize çok şey olur bu çalkantıda. Neden derseniz; Türkiye’de son 7 yılda borsada yabancılar yüzde 70’e yakın pay sahibi haline geldiler. Yüzde 63’ü özel kesimin olmak üzere dış borç stoku 250 milyar dolara yaklaşıyor. Doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para girişleri yıllık 45 milyar doları bulmuş durumda ve ekonomi bu dış kaynak girerse büyüyor; girmezse küçülüyor...”

Günlük internet gazetesi Sol yazarı Ergun Çağlayan da 23 Ocak 2008 tarihli “Petrodolar duası” yazısında Türkiye’de şimdilik krizin etkilerinin şiddetli hissedilmiyor olmasını petrol fiyatlarının yükselişiyle iyice semiren Arap sermayesinin AKP iktidarına destek olmak için Türkiye’ye açtığı kredilere bağlıyor. AKP iktidarında Arap sermayesine, Oger’e, peşkeş çekilen Telekom özelleştirmesini de unutmamak lazım diyor. Ancak Çağlayan’a göre bu kredi bizi kurtarmaz; zira “dünyada likidite kurumasa bile Türkiye’de satılacak varlıklar sonuna gelmiştir. 1-1,5 seneyi idare edecek satışlarla yerel seçimleri kurtarmaya oynayacak bir AKP, bu seçimlerin hemen sonrasında dünya düzelmiş olsa bile büyük bir devalüasyon-stagflasyon krizine toslar. Ucuz dövize alıştırılmış ülke ekonomisi, birkaç hafta içinde kolayca paralize olabilir. Emlak balonunun patlamasından hiç söz etmeyelim.”

Evet, görüldüğü gibi tablo ortada. Aslında tablonun maliyetini 2008’de kimlerin çekeceği de ortada: “ILO raporuna göre küresel durgunluk 2008’de dünyada işsiz ordusuna 5 milyon kişi daha ekleyecek. Yoksul çalışanların yarısı her an işsiz kalabilir.” (Radikal, 27 Ocak 2008)
Tabii bu devranı kader olarak kabullenip katlanmaya devam ederlerse.{jcomments on}