Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bir yıl örtbas ederek geçti


Pınar Sarıgöl

Koca bir buzdağı benzetmesini haklı çıkaran bu meselenin görünürdeki katilleri kahramanlaştırılmış, altta yani madalyonun diğer yüzünde de ciddi bir bürokrasi zinciri gizli saklı işletilmiştir;göstermelik araştırmalar basına lanse edilmekte ama bu araştırmalar bir sene içinde sıfır artı sıfır elde var sıfır sonucunu vermekten öteye gidememiştir.

hrant_dink_gozler-ali_ozHrant Dink cinayetinin üzerinden bir yıl geçti… 19 Ocak’ta İstanbul Agos gazetesinin önünde ve çeşitli illerde toplanan kalabalıklar, ölüm yıldönümü münasebetiyle anma törenlerinden ziyade, daha çok eylem düzeni içindeydi. Bir yılda bu konu üzerinde adaletimiz bir adım ileriye gitmemiş, tüm deliller imha edilip, cinayetin sorumlusu olan tüm karakterlerin isimleri ortadan kaldırılmış; bir yılda neler yapıldı sorusuna cevap bulunamamıştır. Koca bir buzdağı benzetmesini haklı çıkaran bu meselenin görünürdeki katilleri kahramanlaştırılmış, altta yani madalyonun diğer yüzünde de ciddi bir bürokrasi zinciri gizli saklı işletildi; göstermelik araştırmalar basına lanse edilmekte ama bu araştırmalar bir sene içinde sıfır artı sıfır elde var sıfır sonucunu vermekten öteye gidemedi. Katillerin üzerine yazılanlar, söylenen şarkılar yanlarına kar kaldı üstelik.

Bir yılı arkada bırakırken…
Hrant Dink, ailesi ve milliyetçiliğe karşı öfke duyan hiç kimse hala rahatlamadı, rahatlatılmadı… 17 yaşındaki bir gencin cinayeti, Hrant Dink’in söylemlerinden rahatsız olup Türk toplumuna hakaret ettiğini düşünüp onu öldürmesi, devletin katili cinayetten sonraki gün jet hızıyla bulması ve katilin silahını nerden bulduğunu söyleyemeden, İstanbul’da yaşayan birinin bile zor bulabileceği semtte ya da bulup Agos gazetesinin önünde Hrant Dink’i yakalayabileceği muhteşem bir tesadüfle kafasındaki korkunç planları otobüsünden iner inmez gerçekleştirmesi koca bir soru işaretiyken, durumu sadece genç çocuğun gururu olarak kapatmak çözüm olmadı. Sadece Ogün Samast değildi, arkası vardı. Katil Ogün Samast, cinayetin hemen ardından Türk bayrağı önünde poz vermesi istenmiş; öfkemizi ve yalnızlığımızı, Hrant Dink’in arkasından beynimize kazına kazına fotoğraf çekmek için sıra bekleyen polisleri ekranlardan izlemiştik. Yasin Hayal ismi daha sonra ortaya çıktı. Ogün Samast akıl hocasının Yasin Hayal olduğunu belirtti ve sadece ikisinin bu cinayeti planladığını açıkladı. Tam bu sıralarda, telaştan mıdır bilinmez, soruşturmayı yürüten İstanbul Emniyetinin en yetkili ismi Celalettin Cerrah, olayın bir örgüt işi olmadığını vurgulama ihtiyacı hissetmişti. Yasin Hayal ekranlara çıktıktan sonra büyük pervasızlıkla tehditler savurmuş, şaşırtıcı bir özgüven sergileyerek yaptığı işten gayet mutlu bir tavırla içeriye girmiştir. Olayların arkasından asıl isim Erhan Tuncel sorgulandığında ve polise bilgi verdiği, polisin bu olayı öncesinde bildiği ortaya çıktı. Gitgide karanlıklaşan bu olay, Rakel Dink’in  ilk konuşmasını hatırlatmış, kişilerden çok meselenin aydınlanmamış yüzünün daha bir çok katili doğuracağı, zehir saçan bir çağ oluşturacağı haberini vermişti.

Açık açık örtbas etme
Erhan Tuncel hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına istihbarat raporu verilmiş, ancak içindeki bilgilerin kesinlikle gizli bırakılması gerektiği, okunduktan sonra da ortadan kaldırılması uyarısı yapılmıştır. Ortadan kaldırılan tek bu delil değil, Yasin Hayal ile ilgili deliller de polis tarafından imha edilmiştir. Unutturmak için ellerinden geleni yapmışlardır… Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından arka arkaya ortaya çıkan bağlantılar halkası, durumu şeffaflaştırıyor ancak kimse görmüyor, görmek istemiyordu. İşin kötüsü ortadaki çıplak gerçekliğe bağıranlar duyulmuyor, herkes üç maymunu oynuyordu. Jandarma daha önceden bildiğini açıklıyor, polis haberi olduğunu açıklıyor, İstanbul’dan Trabzon’a bu bilgi paslaşılıyor ancak sonucu değiştirmek için hiçbir şey yapılmıyordu. Sadece Dink ailesine uyarı maiyetinde sivil polisler yollanıp, üstü kapalı haber veriliyor. Hrant Dink suikastında güvenlik de masa üstüne yatırılıyor ve ceza olarak Ogün ve Yasin’in oynadığı Pelitli sporun sahası kapatılıyor. İyice kapatılmaya çalışılan olay sır küpü olup çözümlenmiyordu, çözümlenmemekte. Toplamda 18 kişi göz altına alındı,  Ogün Samast ile çekilen fotoğrafların basına verilmesinden dolayı sadece iki polis için soruşturma başlatıldı. Durumun ciddiyeti eritilmekte ve geçen bir senenin sonunda hiçbir soruya cevap bulunamamakta, verilmemekte…

‘Devlet altındaki taşları temizledi’
2001 Şubatında Hrant Dink eşi Rakel Dink için ‘Bedelin Pahalıydı, Ödedim’ şiiri yazmış ve hayıflanmış, sen hiç bana mektup yazmıyorsun diye. Ama eşinin cenaze törenin de {jcomments on}yazdığı mektupta Rakel Dink de haykırdı ‘Bana da ağır oldu bedelin sevgilim!’. Hep pislikler halının altına süpürüldü, kokusu çıkınca da susmamız söylendi. Rakel Dink bedellerin en büyüğünü verdi, hala dimdik ayakta korkmadan hala haykırıyor: Devlet altındaki taşları temizledi. Bu gerçekliğin hepimiz farkındayız ve unutturmamaya çalışıyoruz. Milliyetçilikle şuurunu kaybetmiş bir nesil yetişiyor. Türkiye’nin yaşadığı gerçek sorunlar karşısında, halkların birbirinden uzaklaşmasına neden oluyor, kardeşliğin altına dinamit koyuyor.

Hrant Dink, Türkiyeli bir Ermeni olduğunu, ve anlattığı hikayedeki gibi Türkiye toprağında, “bu toprağın derinlerine girmek için” gözü olduğunu vurguluyordu. Ermeni olmak onun kimliğinin ne kadar önemli bir parçasıysa Türkiyeli olmak da öyleydi. Bir Ermeni’den çok bir Türkiyeli’yi öldürdüler. Dink’le olan dertleri Türkiyelilikte ısrar etmesi. Yoksa diasporayla olan tartışmaları ortak Abi’nin gözetim ve denetimi altında yürüyor zaten.

Hrant Dink’in öldürülmesi ile uluslararası alanda köşeye sıkışan devlet, soruşturmada kazara atılan her adım ile daha çok köşeye sıkıştı. Katilin kısa sürede yakalanmasından cesaret alarak, cinayeti katilin kafasının bozulmasıyla açıklamaya girişen devlet, sonrasında ortaya çıkan akıl almaz kanıtlar karşısında suskun kalmayı seçti. Herhangi bir cinayetin işleneceğinden haberdar olup, onu engellemeye çalışmayan sade bir vatandaşa cezayı kesen zihniyet, göz göre göre işlenmiş bu cinayetinle, kendi mahkemesinin sanık koltuğunda oturmaktadır. Hrant Dink cinayeti davasında mahkeme aslında hala başlamayı bekliyor.