Yorganına göre maaşlar iyi


Haluk T. Canatay

İfade özgürlüğü var bu ülkede, isteyen “Laiklik tehlikede, Lozan’a havaalanı yapılınca İsviçre’ye iltica edeceğim.” der, isteyen “Maaşımla gurur duyuyorum, bankadan alınca hemen eve koşup, paracıklarımı yatağın üstüne serip seyrediyorum.” der.

03Güzel ülkemiz 1950’lerden beri demokrasiyle yönetildiği için insanlar düşünme özgürlüğüne sahip. Komünistlik ve bölücülük yapmadıkça her şeyi düşünebilir, halkların eşitliği gibi bölücü, çocukların açlığı gibi komünist ifadeler kullanmadıkça her şeyi yazabilirsiniz. Buna saçmalama hakkı da dahildir elbette. Örneğin ben bir patatesim yazmak istiyorsanız sizi kimse tutamaz. Hatta bakınız yazıvereyim. “Ben bir patatesim.” Daha ileri gidip daha sert şeyler de yazabilirsiniz. “Kafamda beyin yerine dışkı dolu.” Bakınız nasıl da sert oldu. Bu özgürlük çok iyi bir şey; kimse de kalkıp neden yazdın diyemez, demokrasi yok mu yazarım kardeşim. Neden yazdın diyen olursa, parmağımı kaldırıp, “Benimki dışkı dolu kardeşim, bak şimdi gidiyorum Strazburg’a.” derim, o dakika susuverir. Bakınız vekil hanım da özgürlüğünü en ileri boyutta kullanmış; “Artık maaşımdan utanmıyorum.” buyurmuş. Aslında imkan olsa geçsek, karşılıklı ifade özgürlüklerimizi tokuştursak. Ben saçmalasam, “Ülkede milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşarken, aldığım maaşla onların suratına tükürür gibi hissediyorum, hissettikçe zevkleniyorum.” desem. Karşımdaki koskoca vekil, O tabii saçmalamasa, ciddi ciddi konuşsa; “Eskiden aldığım maaştan utanıyordum, şimdi utanmıyorum.” Ben işi aşık atışmasına çevirsem alsam sazı elime; “Sen utanma, seni bu hale düşürenler utansın.” Tabi hanımefendi vekil olduğu için espriyi anlamayabilir o yüzden tane tane izah etsem:

Milletimiz ayda 400 lira maaşla dört kişi geçinmeye çalışarak sayın vekil hanımımızı utanmak zorunda bırakıyor. Bakın Türkler karadır, kıllıdır, tahılla beslenir, kitap okumaz, deodorant nedir bilmez, bizi AB’ye bu yüzden almazlar ama barbar toplumumuzun en kötü özelliği fakir olmasıdır. Siz o kadar çalışmışsınız, Arap ellerinde okullar okumuşsunuz, parti büyükleri ile aranızı iyi tutup vekillik mevkiine gelmişsiniz, aylık maaşınız nihayet utanılmayacak bir hale gelmiş, ama bu milletin fakirliği size huzur vermez ki. Bir cip alsanız göze batar, 5000 $’lık saat taksanız laf olur, gemicik alırsınız söz olur. Bu milletin fakirliği yüzünden keyif çata çata, paracıklarınızı yiyemezsiniz.

Milletin vekili, maaşın asili
Meğer ben yanlış anlamışım, sayın vekilin derdi; maaşının yan ödemeleriyle aylık on bin YTL’yi geçmesi değilmiş, hanımımı üzen şey önceden aldığı hoca maaşının azlığı imiş. Sayın hanımefendi hazretleri, önceden hocayken yurtdışına gidince maaşı sorulduğunda pek utanıyormuş. Canatay kulunuz ecnebi elleri az çok bilir, bir kulun diğerine maaşını sorduğuna hiç tanık olmamıştır. Eski hoca yeni vekil hanım, ne tür davetlere icap etmiş de, tüm Bilim insanları toplanıp, “Sizin ülkede maaş azmış, bizimki sizinkini katlamış.” türü sohbetlere rast gelmiş, bendeniz bilemedim. Elbet cahilliğimden olacak, bugüne kadar konferanslarda, seminerlerde; “Katılımcıların Maaşları ve Maaşın Utanma Duygusuna Etkilerinin Freudyen Analizi” başlıklı bir toplantı görmedim. Bunların ağababası Recep Tayyip Bey de, Alman şansölyesine maaşını sormuştu hatırlarsanız, hatta kendisinin 7000 YTL’lik maaşı için, Alman Başbakana “Bizim maaş az geçinmek zor oluyor.” dediği de kayıtlara geçmişti. Eh hükümetin başı koşarsa, milletvekili düşer diye boşa dememişler. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Aşkın Asan Hanım lisansını Suudi Arabistan’da, yüksek lisansını Bush’un memleketi Teksas’ta yapmış, ondan sonra ülkemizde hoca olmuş, yurtdışına gittikçe maaşını sorduklarında utanıyormuş. Şimdi maaşı 8.400 YTL olunca utanmayı bırakmış, rahat rahat söylüyormuş.

Şimşek’in fendi ecnebiyi yendi
Bence sorulmadan da söylesin ki, yurtdışında itibarımız artsın. Hatta AB ile görüşmelere filan giderse; “Türkiye’de milletvekili maaşı kişi başına düşen gelirin 14, asgari ücretin tam 24 katı, sizde kaç katı?” diye sorsun, dile kolay orada 24 tane asil bir araya gelse, bir vekil etmiyor. Ecnebi vekilleri bir üzüntü alsa, derken birisi akıl edip; “İyi ama madam, sizde ücretler düşük, o yüzden fark bunca yüksek, yoksa biz de sizin gibi parlamenteriz.” dese, arkasından eklese; “Hor görme vekili, onun da senin gibi seçmeni vardır.” O zaman Aşkın Hanım sözü hemen, Shakira hayranlığı uluslararası medyaya konu olan, İngiliz diline Türkçe’den daha hakim olduğunu belirten, ‘yeni Derviş’imiz’ Mehmet Şimşek Beye bıraksa; “Türkiye’de ücretler son derece iyidir. Türkiye’de ortalama ücreti alın, kişi başına milli gelire bölün. OECD ülkeleri ile karşılaştırdığınızda, ücrette en yüksek ülkelerden bir tanesiyiz. Yani yorganına göre imkanlar, aslında son derece iyi.” dese, garibim ecnebi vekiller hepten hapı yutsalar ne iyi olmaz mı? Düşünsenize Mehmet Şimşek’e maruz kalan bir Amerikan Senatörü aylarca kendi kendine, “Ülkedeki ücretin iyi olup olmadığı anlamak için neden kişi başına milli gelire bölüyoruz? Ortalama maaşı, ekmek fiyatına, ev kirasına bölsek ya.” diye söylense, sonra da “Pardon biz Amerikalı olduğumuz için, düzeltiyorum; ekmek parasına değil de, hamburgere bölelim.” diye kendi kendine konuşarak Senato’nun koridorlarında dolaşsa, aynı anda Strazburg’ta Konsey’in merdivenlerinde oturmuş bir AB Parlamentosu üyesi, elinde kalem kağıt, hesap üstüne hesap yapsa; “Benim ülkemde işsizlik maaşı alan bir kişi, Türkiye’deki ücretliden çok maaş alıyor ama Türkiye’de ücretler bizden daha iyi, bu nasıl oluyor Tanrım?” diyerek ağlasa, dünyamız daha güzel bir yer olmaz mı? Düşünsenize ey Türkler; Mehmet Şimşek’le Aşkın Asan el ele vermişler, emperyalizmin anasını ağlatıyorlar. İnanın bölge ülkeleri bize minnettar kalacaklardır.

Prens bin Suud el-faysal el Suud
Bunların bu denli başarılı olması aldıkları yurtdışı diplomalardan belli zaten. Türkiye’deki çürümüş eğitim düzeninde yetişen birisi nasıl bu denli yükselsin, haksız mıyım a dostlar? Bir kere Suudi Arabistan üniversitelerinin kalitesi dünyaca meşhurdur. Kalitesi kral tarafından belirlenmiştir. O Suudi Kralı hazretleridir ki, tüm dünyada gittikleri yerlerde kamu görevlilerine bahşiş dağıtırken, Türkiye’de “Türk polisi gururludur, parayı suratımıza çarpar, rezil oluruz.” diyerek bir riyal bile vermemiştir. İnanmayan açar arşive bakar. Ajans verdi haberi: “Kral Abdullah Berlin’den ayrılmak üzereyken, danışmanlarından birinin polislerin şefini yanına çağırarak, kendisine her bir polis için 10 zarf verdiğini, ancak polislerin bu parayı üstlerine verdiklerini yazdı. Polis tarafından yapılan açıklamada, Kral Abdullah’ı kırmamak ve diplomatik usullere uygun hareket etmek amacıyla paranın alındığı ve bir hayır işi için harcanacağı belirtildi.” Oysa Hazreti Kral birkaç gün önce Türkiye’de idi. Hemen gözler Türk polisine döndü. Polisimiz hem Ankara’dan, hem İstanbul’dan açıklama yaptı: “Kral Abdullah Türk polisine kesinlikle bahşiş vermedi.” Jandarma altta kalır mı, Ajans’tan hemen bir açıklama geldi: “Yaz tatilini ailesiyle Bodrum’da geçiren Suudi Arabistan Prensi Muhammed bin Suud el-faysal el Suud’un güvenliğini sağlayan jandarma ekiplerine bir zarf verdiği, zarfın açılmadan iade edildiği öğrenildi.” Demek ki; Kral, Prens’ten daha fakirmiş yahut Türk polisinin asla zarf almayacağını biliyorlarmış ama Jandarma konusunda fikir sahibi değillermiş.

Big-Mac endeksi
Neyse hazret parantezini kapatıp, Amerikan Senatosu merdivenlerinde bıraktığımız senatöre geri dönelim. Zavallı senatör, Mehmet Şimşek’in hesabını anlamak için kendisini ekonomi ilmine verince öğrenmiş ki, ‘geliri hamburgere bölmek’ derken saçmalamıyormuş, böyle bir endeks gerçekten varmış. Ülkelerin para birimlerinin gerçek değerlerini Big Mac üzerinden ölçmek mümkünmüş, hatta şu anda i-pod endeksi en doğru sonuçları veriyormuş. I-pod endeksine göre ABD’de 149, Kanada’da 144 dolara satılan 2 GB’lık bir iPod Nano’ya Brezilya 327 ve Türkiye 251 dolar ödemekteymiş. Bu fiyatlar, bu ülkelerin dünyanın en yüksek reel faizlerini vermesi ile de örtüşmekteymiş. Tabi sayın senatör bunları öğrenince rahat uyumaya başlamıştır. Eğer Mehmet Şimşek’in maaşı milli gelire bölüp de OECD ülkeleri içinde ‘yorganına göre iyi’ olduğunu belirttiği çalışan ayın yarısına varmadan bitiveren maaşı yüzünden rahat uyuyamamakta ise bunun kabahatini kendisinde araması gerekmektedir. Eğer kara bir Türk olacağına gidip Suudi Arabistan’da üniversite okusaydı o da elbette utanmayacağı bir maaşa kavuşabilirdi. Hem okumayacaksın, hem üretmeyeceksin, hem deodorant kullanmayıp Çetin Altan’ı kızdıracaksın, üstüne üstlük bir de yorganına göre iyi olan maaşını, milli gelire bölmek yerine; ev kirasına, bakkala, doğalgaza yatıracaksın, ondan sonra bir de utanmadan çıkıp maaşım az diyeceksin. İnsanımız yorganına bakmadan böyle davranmaya devam ederse, AB bizi kabul etmemekte yerden göğe kadar haklı olacaktır.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99