Yalanın bini bir para

 

Evrim Sargın

İran için olası işgal senaryoları yeni bir pazar yaratmanın yanı sıra buna eklemlenmiş olarak artan finansal krizler sonrası pazarın yeniden yapılandırılması ile birlikte düşünülmelidir.

3909606Çok söz söylemeye gerek yok ABD’nin Irak savaşını uluslararası hukuk düzleminde gerçekleştirdiğine ilişkin dünya kamuoyuna sunduğu gerekçelerin hepsinin yalan olduğunu bilmeyen yoktu. Tabii savaş sonrası açıklamaları da cabası. Dünya “hakimi” ABD Saddam’ın Irak savaşında biyolojik silah yapımında kullanıldığını söylediği binalardan bazılarının ahır çıktığı savaştan daha bir sene geçmeden ortaya çıkmıştı. Savaş ihtiyacı bahane üretmekte pek sorun yaşamıyor. Gerçi sebep diye sunulanlar daha parlak zekanın ürünü olsa egemenler için daha hayırlı olacak. Ama ne gam, aynı teraneler İran için de çokça söylendi; yok efendim İran’ın nükleer silahları dünya barışını tehdit ediyormuş, vay efendim ABD’nin Ortadoğuda barış sağlaması için İran’a da girmesi gerekmiş… Fakat ne talih ki söylemsel düzlemde de olsa ABD’nin işini kolaylaştıracak zemin ortadan kalkmaya başladı. Nitekim 16 Amerikan istihbarat örgütünün içinde bulunduğu Ulusal İstihbarat Konseyince hazırlanan raporda İran’ın 2003’den bu yana nükleer silah yapımını durdurduğu belirtildi ve Amerikan yönetiminin İran’a saldırma bahanesini bir güzel çöpe atıldı.

Liberal bir strateji uzmanı olsak ve de üstüne bir televizyon programına konuk olsak bu gelişmeyi Amerikan yönetimi içindeki iki ayrı kutbun çekişmesi olarak okuyabiliriz. Aslında böyle yapmak işimizi oldukça kolaylaştırır da. Nitekim şahinler (Cheney, Rumsfeld ve Wolfwofitz) Irak savaşında İsrail’i yeni muhafazakarların da desteğini alarak, güvercinlere karşı galibiyet elde etmişti. Olası bir İran savaşında da benzer durum sürecektir. Ne var ki, durum bu iki kutbun çıkar çatışmasından çok daha ileri boyutlarda. Orta Doğu’nun, ABD aklınca yeniden şekillendirilmesinde İran özel bir konuma sahip. Afganistan ve Irak işgallerinden sonra İran bölgedeki etki alanını oldukça genişletti. İran Şii nüfusunu kullanarak Irak’ta Amerikan karşıtı faaliyetleri desteklerken bir yandan da Filistin’de Hamas ve Hizbullah aracılığıyla anti-amerikancılığın köşe taşı olmuş durumda. Kaldı ki doğal gaz ve petrol rezervleri ile Suudi Arabistan’ın tahtına da ortak. İran’ın bu jeostratejik konumu ve Ortadoğu’daki politik etkinliği İsrail ve Amerika için oldukça önemli. Aslında tüm bunlardan söz ederek uluslararası ilişkiler edebiyatını, yani değindiğimiz liberal strateji uzmanlarının yaptığı türden analizleri biraz “derinleştirmiş” oluyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz her şey doğru olmakla birlikte aslında sorunu sadece bir petrol ya da ülkeler arası güç ilişkileri olarak algılamamızı yol açıyor. Halbuki burada tartıştıklarımız kapitalizmin sürekli ürettiği krizler içinde düşünülmeden pek bir anlam ifade etmiyor. David Harvey’in belirttiği gibi sermaye sürekli içsel olarak ürettiği krizleri yeni bir mekansal ve zamansal düzenlemeyle gidermeye çalışır. Yani kendine kaynaklar ve pazarlar bulmaya çalışır. Ortadoğu’da şu ana kadar kapitalizmin geçiregeldiği sayısız kriz için yeni bir çıkış aracı olarak düşünülmelidir. Marx’ın tüm zamanların en iyi eseri Kapital’de belirttiği üzere bu krizler sermayenin birikim sürecinin eninde sonunda evrileceği noktalardır. Dolayısıyla bu krizleri aşmak için sermaye yeni mekanlar arar ve pazarlar yaratır. Bu bağlamda Ortadoğu doğal kaynakları itibariyle hem çok iyi bir hammadde tedarikçisi hem de artan nüfusu ile çok ucuz bir emek gücü demektir. Tabii tüm bu işgaller ve İran için olası işgal senaryoları yeni bir pazar yaratmanın yanı sıra buna eklemlenmiş olarak artan finansal krizler sonrası pazarın yeniden yapılandırılması ile birlikte düşünülmelidir. Nitekim işgaller beraberinde özelleştirme politikalarını getirmiştir. Düşen karlılık en makul yeni mekan olan Ortadoğu ile kendine yeni bir çözüm aramaktadır. Rice’ın da sıkça tekrar ettiği İran’a karşı Sünni-İsrail ittifakı söylemi ile oluşturulmaya çalışılan “Yeni Ortadoğu” aslında kapitalizmin yeni diye umduğu bir arayıştan fazlası değildir.

Bu son istihbarat raporu Bush’un canını sıkmıştır elbette. ABD kendi kamuoyunu ikna etme konusunda pek çok sorun da yaşayacaktır. Ancak kapitalizmin krizleri arttıkça savaş ihtiyacı da artacaktır dersek çok abartmış olmayız. Çok muhtemel ki Bush, Sarkozy ve Merkel’in de desteğini alarak artık bilinmez başka bir bahaneyle (muhtemelen yine nükleer silah palavralarıyla) İran’a tehditlerini sürdürecektir. Fakat biz de biliyoruz ki krizlerden toplama bir sistem ancak kendine yeni krizler yaratacaktır ve Ortadoğu’daki anti-amerikan, anti-emperyalist karşı çıkış ancak sistem karşıtı tavrıyla buna bir çözüm üretebilecektir.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99