Tarihi ‘kara’ya boyamak

 

Yarınlar

karaatena11 Eylül’ün ardından ABD’nin Asya/Ortadoğu seferinin başlamasıyla birlikte, “doğu” entelektüel ilgiyi tekrar üzerinde topladı. “Kadim Doğu”nun ne olduğu ve ne olmadığı tartışmasını başlatan Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’nın entelektüelleriydi. Onlar, bu terbiyeli entelektüeller, sayıları 20 civarındaki gözünü karartmış ve ölümü göze almış insanın kendileriyle birlikte 3000 kadar insanı da öldürerek, ABD emperyalizminin görkemli simgelerinin, ticaret kuleleri ve Pentagon’un darmadağın edilmesinin şokunu yaşıyorlar, “ne tür bir insan”ın bunu yapabileceğini zihinlerinde canlandırmakta zorluk çekiyorlardı. Ne de olsa içinden çıktıkları coğrafya ve tarih, hiçbir zaman böyle bir insan üretmemişti.

Bütün bu entelektüellere göre “Doğu” taassubun, geriliğin, durağanlığın, akılcılığın reddinin ve bunlara benzer bir ton belanın yatağıydı. Gerçekte bir tartışma yoktu. O cephede tüm söz alanlar, kendi diyeceklerini bu önkabullerin arkasına ekliyorlardı. Örneğin 28 Eylül 2001 tarihli Radikal Kitap’ta (henüz ikiz kulelerin dumanı üzerindeyken) Cem Erciyes söze “Afganistan’ın bugün dünyanın ve özellikle kendi halkının başına dert olması tipik doğu hastalıklarına had safhada sahip olmasından kaynaklanıyor. İrrasyonel iktidar tutkunu liderler, bu liderlere körü körüne bağlı cemaatler, taassub, geri tepen şark kurnazlıkları…” diyerek başlıyor, doğunun “Doğu” haline getirilmesinin kaynağında her şeyden önce “tipik doğu hastalıkları”nı görüyordu.

Oysa bırakın “solcu-demokrat” bir gazetenin kitap eki editörünü, bugünden 500 yıl önce bir Papa bile “tipik doğu hastalıkları” türünden bir ifade kullanamaz, aklına bile getiremezdi. Çünkü “tipik doğu hastalıkları” belirlemesinde açığa çıkan perspektif, nam-ı diğer oryantalizm, ancak 18. yy civarında gözlerini açmış, Batı Avrupa’dan başlayarak dünyaya yayılmakta olan kapitalizmin, bir “keşif kolu” olarak iş görmüştü. Oryantalizm üzerinde en bütünlüklü çalışmalardan birini yapmış olan Edward Said’e göre doğu “Doğu” halini aldıysa, bu basitçe genel kültür yoluyla edinilmiş bilgilerin ürünü değildi. Ekonomik ve iktisadi bakımdan sömürgeleştirilmiş bir coğrafyanın, entelektüel bakımdan da fethedilmesiydi.

Avrupamerkezci tarihyazımının eleştirisi
İdeolojik/politik tarihyazımı, gerçeğin kendisiyle değil onun derlenecek ve öne çıkarılacak olan kısmıyla ilgilidir. Bu türden bir seçmeciliği uygarlık tarihine uygulayarak “Doğu” ve “Batı”yı ezeli ve ebedi merkezler olarak inşa eden ve ayrıştıran oryantalizmdi. Oryantalizm kendine bir tarih kurarken, doğumunu, nerden bakılırsa bakılsın bir mucize gibi görünen Eski Yunan’da gördü. Eski Yunan felsefenin, matematiğin, demokrasinin beşiği… Eski Yunan’da köklenip Roma ve Hıristiyan Avrupa ortaçağından geçerek, kapitalizme ulaşan Batı Uygarlığı, kendisini ancak kendisi olmayan ile karşı karşıya koyarak inşa edebilirdi. İşte “Doğu”nun keşfini aynı zamanda “Batı”nın keşfi haline getiren budur.

Martin Bernal’in Kara Atena’sı, Eski Yunan’ın Avrupalı olduğu şeklindeki aptalca idealizmi yerle bir etmeye yönelen ve bunu başarıyla gerçekleştiren bir kitap. Avrupamerkezci tarihsel gelişim zinciri (Bernal buna Arî model diyor) Eski Yunan’ı bir kendi kendini doğurma olarak tarif ederek kendi mirasına kattığında, onu Hint-Avrupa geleneği ile pre-Helenik (yunan öncesi) bir muammanın bileşimi olarak sunarken Bernal’in ilk olarak yaptığı şey bizzat Eski Yunanca’nın kendisinin önemli ölçüde doğulu olduğunu göstermek olmuştur. Eski Yunanca’daki kelimelerin Hint-Avrupa kökenli olanları zaten biliniyordu. Bilinmeyen, üçte birinin Fenikelilerden ve neredeyse bir o kadarının da Mısırca’dan gelmesiydi. Bu olgu açığa çıktığındaysa  “pre-Helenik ögesine hiçbir ihtiyaç kalmamış oluyordu”.
Eski-Yunan’ın Avrupa uygarlığı alanından Doğu Akdeniz’e taşınması ile birlikte Bernal’a göre “sadece ‘Batı Uygarlığı’nın temel dayanaklarını yeniden ele almak değil, aynı zamanda tarih yazıcılığımıza ya da tarih yazma felsefemize ırkçılığın ve kıta şovenizminin sızmış olduğunu da kabul etmek zorunlu olacaktır”.

Aslında üç ciltlik bir çalışmanın ilk cildi olan Kara Atena, Eski Yunan uydurmacasının nasıl imal edildiğini anlatırken, yanıt olarak Doğu Akdenizli ve Afrikalı kökenlerine vurgu yaparak onu karaya boyamayı öneriyor. Avrupa merkezci tarihyazımı sadece gerici değil aynı zamanda saçma sapan, çürük ve dikiş tutmaz durumdadır. Bu yüzden onu yerle bir etmek zorunlu olduğu ölçüde de kolaydır. İkiz kulelerini ve savaş bakanlıklarını, gözünü kan bürümüş doğulu barbarlardan korumak için debelenen ‘uygar beyaz entellektüellerin’ tipik batılı hastalıkları başka türlü yeryüzünden silinemez.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99