Sömürü saltanatı, şakşakçıları ve arada kaynayanlar

 

Pınar Sarıgöl

Güçlü olmak, hayatını istediği şekilde, kimseye muhtaç olmadan yaşamak ve eşit temeller üzerinde hayatını idame ettirmek herkesin hayali, bunu ilk sen keşfettin de seni can kulağıyla dinlememizi, ölümünle beraber arkandan helal olsun dememizi mi bekliyorsun Vitali?

hakko_4Geçtiğimiz ay Türkiye’nin en büyük mağazalarından Vakko’nun kurucusu Vitali Hakko öldü. Ölünün arkasından konuşmak iyi değildir derler, gelip kendini savunamazmış; ama bu sefer kuralı bozmak istiyorum çünkü durum, ‘sadece bir adet ölüm hadisesi’ değil; sömürü zincirinin korkutan çıplaklığıdır. Ülkedeki basın zaten almış başını gidiyor; kime yağ yakacağını şaşırmış. Parası olan manşetlerde televizyonda, herkese anlatılıyor: Ölüm yakışmamış da, çok emek vermiş de, çok çalışmış da… Kime emek vermiş, kim için çalışmış? Vitali’ciğim gayet fırsatçının tekiymiş: “Şapka devrimi mi çıktı, hadi girelim bu işe, şapka işi iyi tuttu, durun bir dakika uzaklardan Türk-İslam savunucularının kokusunu alıyorum, bunlar ‘türban’ diye bir şey diyor, hadi taktıkları bezden üretin yeni ürünümüz bu olsun, böylece piyasamızı genişletiriz, arada gençleri de düşünüp farklı ihtiyaçlar sunalım; kravat, çanta, kemer… ayağı alışsın milletin, markamızın prestijine prestij katar 2 kuruşluk yaratıcılığımızı bolca paraya satarız, marka olmuşuz bir kere, satarız her şeyi satarız.” Vitali’ciğim öldün ama hiç üzülmedim, senin başarı hikâyeni, ağzından çıkan ‘Hakko’dan İnciler’ anlatılarını okudum ama yok, geç bile kalmışsın!

Şapka pazarlamacılığından eşarp markasına
Ne alaka Vitali! Sen ki Atatürk hayranı birisin, onun yenilikçi, çağdaş fikirlerini sonuna kadar desteklemiş, onun kurduğu cumhuriyetle övünmüştün, millet seni Kemalist biliyor ama ben senin 94 yıllık tarihine bakınca daha 21 yaşındayken şapka devrimini kendi işine çevirip şapka mağazanı açan tıfıl ve pragmatist birini görüyorum, senin derdin modernleşme değilmiş yani. Demek bir 50 yıl önce doğsan çarşaf, fes üretimi için kollarını sıvayıp ‘Şen Şapka’ mağazasından önce ‘Bedesten-i Kabaçe’* açacaktın. Sizin dönemin tüm iş adamları gibi sıfırdan hatta sıfırın altında başladığını söylüyorsun, yalan atıyorsun, cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda vatandaş doğru düzgün yiyecek ekmek bulamazken sen maşallah mağaza açacak sermayeyi bulmuşsun. Bu sıfırdan başlamak değildir, bu ucuz emekle var olan parayı hızla artırmaktır. Dolayısıyla ortada ‘çok çalışmak’ yerine saksıyı çalıştırıp hiçbir şey yapmadan elinin altındaki insanları çalıştırmışsın, yani kapitalist sistem içerisinde belirtilen, bildiğimiz patronsun! Zaman ilerliyor, şapka artık bu ülkede önem kaybediyor, gençlerin talepleri artıyor, sonra üzerine bir de ‘baş kapatma’ durumu patlak veriyor. Atatürk çabalamış çağdaşlaşma üzerine devrimler yapmış ama sen bu aydınlanmanın sembollerinden biri olan şapkanın artık önemli olmadığını, pardon satılmadığını görmüş, ‘türban’ kavramı üzerinde yoğunlaşmışsın. Ama türban günümüzde modernliği ifade etmiyor Vitali, sen zamanında Batı kültürü üzerine ne felsefeler yapmıştın vatandaşa, ideoloji de bir yere kadar öyle mi? Tabii, sana ve sizin gibilere göre zamana ayak uydurmak lazım, eğer işin ucunda daha fazla kazanmak varsa her şey mubah! İdeolojinin esası da bu değil mi zaten? Şapka, eşarp hatta ne ürettiğin umurumda değil, beni ilgilendiren senin bu sömürü düzenin içinde olman ve insanların sana ve sizin gibilere hak ettiğinizden fazla değer vermesi, oysaki ölümün çok sıradan. Göçük altında kalan işçiler, açlık yüzünden ölen bebeklerinki kadar sıradan. Çünkü bu ülkede ölmek çok kolay ve önemsiz, senin ölümüne neden bunalım yapayım ki? Sömürerek para kazandın diye mi, hayır!

Vitali’nin aforizmaları üzerine
Vitali Hakko, nam-ı diğer Bay Vakko, liberal düzen içerisinde kafasındakileri en iyi hayata geçiren, ecdadına 7 kuşak yetecek kadar servet yapmış en masum ifadeyle bir işadamı. Dolayısıyla ülkedeki ortalama yaşam koşulları içinde yaşayan-yaşamaya çalışan- vatandaş için hayat hikâyesi merak konusudur, çünkü herkes çok çalışır, herkes sıfırdan başlamıştır, herkes akıllıdır ama ne hikmetse bizim Vitali köşeyi dönmüştür. Bay Vakko anlatır: “Başarılı olmak için; doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanlarla çalışmak lazım.” der.

Doğru zaman ve doğru mekandan kastın ne Vitali, doğru insan kavramını tartışmıyorum bile, parmağınla oynatacağın her insan bu gruba girebilir, değil mi? Peki ya doğru zaman? Sen ki 12 Eylül’ü, Türkiye tarihinin en yüz kızartıcı suçlarına sahne olan bu günü bile duyduğunda derin bir nefes alıp sorunlarının bir kısmını çözdüğünü söylüyorsun. 94 yıla neler de sıkıştırmışsın sen Vitali, sonra kitap yazıp sundun insanlara. Günahların çok Vitali! Ayrıca adil olduğun söyleniyor da, ölümüne 5 ay kala işçilerinin çoğu greve gitmiş. TEKSİF 3 Ağustosta ve 10 Eylülde grev yapacaklarını duyurdu ve yaptı, gerekçesini de ücretlerin hala asgari ücret olduğu ve iş kolundaki 3 milyona yakın işçinin de sadece 800 bininin kayıtlı olduğu olarak belirtiyor. İşçiler, fabrikanda bir ürün üzerine saatlerce çalışıp kendi ömürlerinden verirken, sen ürünlerine en az onların aylık geliri kadar fiyat biçtin. Alelade bir kravatın fiyatı 300–400 milyon ve sen hala çalışmanın gücünden, doğru alternatifleri değerlendirmenin farkındalığından bahsediyorsun ve bunu kazanmanın, güçlü olmanın yegâne şartı yapıyorsun. Güçlü olmak, hayatını istediği şekilde, kimseye muhtaç olmadan yaşamak ve eşit temeller üzerinde hayatını idame ettirmek herkesin hayali, bunu ilk sen keşfettin de seni can kulağıyla dinlememizi, ölümünle beraber arkandan helal olsun dememizi mi bekliyorsun? Henüz bekleme Vitali, hatta hiç bekleme çünkü senin hayatına ve sana saygı duymuyorum; günümüz liberal sistemine verdiğin katkıların ölümünle beraber son bulmayacağını, senin yok olmadığını biliyorum, çünkü aynı zihniyetle yetiştirdiğin oğlun ve diğer yakınların senin zehrini geleceğe taşımakta. Başarmak tutkusu üzerine anlattıkların da göz yaşartıcı doğrusu: “İnsanı başarıya götüren tek şey başarmak tutkusuymuş.” diyorsun, anlamadım ben Vitali. Başarmak, başarmaya başarmaktan başarı… Ne diyorsun? Hemen bu cümlenin arkasından koşullar başarma hızını artırabilir azaltabilir diyorsun, sonra bir insanın elinden her şey alınabilir ama zihniyeti, iradesi alınamaz diyorsun, kafamı şişiriyorsun. Oğlun Cem senden daha gerçekçi, adam gayet Türkiye’nin patronu olduğunuzu, bizlerin işçileriniz olduğunu, ‘Vakko’ marka kıyafetleri sırtımıza geçirdiğimiz için oturup kalkıp sizler için çalışmamız gerektiğini suratımıza suratımıza söyledi. Hadi işçi sınıfını geçtim, meslektaşlarına karşı da itiraflarda bulundu, ‘Vakko’yla giyim kuşamı öğrendiklerini ve kafası atarsa verdiği reklâmları kesip sürüm sürüm süründürebileceğini anlattı. Korkutuyorsun Cem! Baba-oğul bir saltanattır tutturmuşsunuz. Hakko öğretileri yavaş yavaş kanımızın emileceğinin habercisi mi ne?

‘Marka’ aleminde aidiyet kaygısı
Para, kapitalizmin doğuşu ve yayılmasıyla beraber çok daha önemli bir yere sahip oldu; yani sadece değiş-tokuş aracı olan para şu an bu görevinin ötesinde bir güç sembolü olmuş durumda. Bu tılsım, günlük yaşamın içinde kolayca fark edilebilir. Liberal ideoloji herkesin özgür olduğunu söylemekle beraber, özgürlük anlayışı içinde herkesin mülkiyet hakkının olduğunu ve bu hakkı kazanmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini söylüyor. Aklın insanoğlunun en kıymetli özelliklerinden biri olduğunu ve onu kullanarak insanın kendi pazar alanını yaratmasını şart koşuyor. Yani her halükarda ‘patron-işçi’ sistemini haklı görüyor çünkü işçi olan zaten daha az zeki olduğundan çalışan olmuş, patron ise muhteşem aklıyla o statüye gelmiştir. Dolayısıyla, birilerinin toplum içinde geleceği mevki aslında en başından bellidir. Her daim aynı işin başında çalışmak zorunda olan işçi, emeğine yabancılaşmaktadır. Aslında bu yabancılaşma durumuna Türkiye’deki sayılı aileler dışında herkes giriyor -sen, ben, bizim oğlan… İçtiğimiz suyun bile markasının sorulduğu bir dönemdeyiz ve sözüm ona ‘ucuz’ tercihlerimiz aslında bizim kimliğimizi ve ait olduğumuz kesimi gösteriyor birilerine göre. O birileri ‘ben’i seçtiğim markalara göre değerlendiriyor ve ‘ben’ acınası ölçütlere göre toplum içinde yerimi alıyorum. Belli farkındalıklardan sonra beyni olan adam asıl bunların boş olduğunu idrak eder ama bir yerde ergen psikolojisini anlamak gerekiyor, çünkü aidiyet kavramı o dönemlerde gelişiyor ve bu keşmekeşlik içinde çabaları çok para kazanıp lüks bir hayat sürdürmek oluyor; ama evlenerek, ama iyi bir meslek sahibi olarak, ama talih kuşunu bekleyerek… Yozlaşan bir nesil yetişiyor, daha en sevdiği yemeği belirleyemeden marka isimlerini adresleriyle ezberleyen bir nesil! Henüz paylaşmanın, dostluğun, ortaklaşa yapılan işin keyfini yaşamamış bir insanlık büyüyor rekabet, çekişme toprağında. Bu yüzden, Vitali ve onun gibilerin ölümüne verilen bu fütursuzca önem, hayat hikayelerinin ballandırarak anlatılması çok acı!

* Bedesten-i Kabaçe: kılık kıyafetin(çarşaf) satıldığı çarşı tarzı yerler{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99