Özgürlükler cennetinizi başınıza çalın “Biz ABD vatandaşı değiliz”

 

Yarınlar

Son başkaldırı gerçekleştirilmesi oldukça güç olsa da taşıdığı anlam bakımından görmezden gelinemeyecek kadar önemli. İşin bu kısmını görmezden gelmek isteyenler onurlu bir halkın çığlığına kulak tıkayabilirler. Ancak tarihin büyük hükmü gerçekleri söylemeye devam eder.

sitting-bullYeni kıtanın keşfiyle beraber İspanya ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın yeni zenginlikler keşfettiği topraklara akın edişi, orada yaşayan yüzlerce kabile için sömürünün ve katliamın miladı oldu. Kristof Kolomb karşılaştığı bu insanlarla ilgili İspanya kraliçesine şunları yazıyor: “Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar.” Ve ekliyordu: “Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.” (1)

ABD’nin kurulması sürecinde soykırıma uğrayan, topraklarından sürülen bu kabileler arasında Lakota halkı (daha çok Siyu adıyla bilinen kabile, Avrupalı sömürgecilerin Kızılderilileri aşağılayıcı bir anlamda kullandığı bir kelime olduğundan bu adı benimsemez; kendilerini Lakota ya da Dakota diye adlandırır) , yapılanlara karşı en büyük direnişi gösteren kabile olarak tarihe geçti. Oturan Boğa’nın torunları 2007’nin son günlerinde ABD’yi reddederek tarihe bir dipnot daha düştü.

ABD vatandaşlığını reddeden Lakota yerlilerinin tarihi ABD’nin hangi temeller üzerine kurulduğunun ve bugün de nasıl bir sistemin süregittiğinin en çarpıcı örneklerinden biri.

Avrupalı sömürgecilerin yerli halk üzerinde uyguladığı sömürü, başkaldıranları katletmek ve geride kalanları yapılan ‘anlaşmalarla’ bölgenin en verimsiz topraklarına sürgüne göndermek şeklinde uygulandı. 1868 yılında yapılan anlaşmayla Paha Sapa bölgesi Lakota yerlilerine bırakılmıştı; ta ki bölgeden altın fışkırdığı fark edilene kadar. Sonrasında anlaşma Amerikan hükümeti tarafından tek taraflı olarak bozuldu ve altın avcıları toprakları istila etti. 1890’da yaşanan ve tarihe Yaralı Diz Katliamı olarak geçen olayda kendilerine sunulan ‘özel’ bölgelere çekilmeyi reddeden Lakota halkına karşı çocuk, kadın ya da yaşlı ayrımı yapılmaksızın amansız bir kıyıma girişildi; yaban sığırı avlamakla bir yerliyi öldürmek arasında bir fark yoktu. Oysa Kızılderili askerler beyaz çocuklara böyle yapmazdı... Yaralı Diz Katliamı Kızılderili özgürlüğünün sembolik sonu olarak da tarihe geçti.

Bu tarihten sonra Kızılderililer Amerikan hükümeti tarafından en verimsiz, tarım için son derece elverişsiz bölgelerde oluşturulan ve ‘rezervasyon’ adı verilen gettolarda yaşamaya mahkum edildi. Bugün Amerika yüzölçümünün yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturan 300 rezervasyonda yaklaşık 550 Kızılderili kabilesi açlığın ve sefaletin ortasında yaşamaya zorlanıyor. Lakota halkının ortalama yaşam süresi 44; dünyada en düşük yaşam süresi. Halkın yüzde 97’si yoksulluk sınırının altında; insanların yüzde 85’i işsiz. Ve ABD’nin bu sefalete karşın bulduğu çözüm bölgeye kumarhaneler açılmasına izin vererek turizm ‘cenneti’ne çevirmek.

Lakota halkı adına ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen mesajda ABD’nin yüz elli yıllık tarih boyunca yaptığı anlaşmaları tek taraflı ihlal ettiği anlatıldı ve kabilenin ABD vatandaşlığını reddettiği, bazıları yüz elli yıl kadar önce imzalanan anlaşmalardan tek taraflı olarak çekildikleri açıklandı. ‘Beyaz adamın bir kopyasına dönüşmeyi reddediyoruz’ diyen Lakota yerlileri kendi ülkelerinde vergi olmayacağını ve ABD vatandaşlığından çıkan herkesi vatandaş olarak kabul etmeye hazır olduklarını söylüyor.

Son başkaldırı, gerçekleştirilmesi oldukça güç olsa da, taşıdığı anlam bakımından görmezden gelinemeyecek kadar önemli. ABD’nin sömürüsüne kapitalizmin kalbinin attığı yerden de bir cevap verilebileceğinin ve baş kaldırılabilineceğinin anlamlı ve gururlu bir örneğini sergiliyor Lakota yerlileri. İşin bu kısmını görmezden gelmek isteyenler kendilerini western filmleri dünyasındaki vahşi, iki şişe alkole toprağını satan yerli figüran yalanıyla oyalayıp, “biz hepimiz dürüst olduğumuz için yoksuluz” diyebilen onurlu bir halkın çığlığına kulak tıkayabilirler.

“Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi (Amerika’yı) yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler...”(2)

Notlar:
1-Brown, Dee; Kalbimi Vatanıma Gömün (Bury My Heart at Wounded Knee); 1970
2-Marlon Brando’nun 1973 yılında The Godfather filmindeki rolüne verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı nedeniyle reddedişine ilişkin yaptığı açıklamadan.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99