Gömleklerimiz hâlâ kırmızı!

 

Elif Bozkurt

Fitili batılı medyada ateşlenen ve burayı da etkisi altına alan haberlere göre, yapılan referandum Chavez’in ‘ilelebet’ diktatörlüğünün onaylanıp onaylanmaması referandumuydu ve dolayısıyla muhalefet Venezüella’da demokrasiyi temsil ediyordu; peki ‘iktidar arsızı üçüncü sınıf diktatör’ ‘demokrasi’nin tokadıyla uslanmış mıydı?

chavez_3Büyük medyanın köşe yazarları ve idarecileri küçümsenecek insanlar değildir; düzenli takip edildikleri takdirde bilimle ve sanatla ne kadar içli dışlı oldukları açıkça görülebilir. Geride bıraktığımız aralık ayı da bu yazarlarımızın ve gazetelerinin istatistik bilimine ve edebiyata önemli katkılar sundukları bir ay oldu. Eldeki malzeme 2 Aralık’ta Venezuela’da anayasa reformu için yapılan referandumun sonuçlarıydı. İstatistik bazen sayılarla en güzel yalanların söylenebildiği uçsuz bucaksız bir alandı ve gerçeğin yalnızca bir kısmını söylemek yalanın dik alası…

Yapılan referandumun sonucunda Venezuela Anayasası’nın 69 maddesinin değiştirilmesini öngören reform paketi yüzde 51 oyla reddedildi. Verileri yorumlamadan önce bırakılan boşlukları tamamlamakta fayda var; seçmenlerin yüzde 44’ü oylamaya katılmadı; yani toplam seçmenin yüzde 28’i öneriye ‘hayır’ dedi.

Fitili batılı medyada ateşlenen ve burayı da etkisi altına alan haberlere göre, yapılan referandum Chavez’in ‘ilelebet’ diktatörlüğünün onaylanıp onaylanmaması referandumuydu ve dolayısıyla muhalefet Venezuela’da demokrasiyi temsil ediyordu. Referandum öncesi yapılan eylemlerden muhalefet yanlısı olanlar defalarca yayınlanırken Chavez yanlısı gösteriler Venezuela ve dünya basınının sansürüne uğradı. “Venezuela’nın en çok okunan gazetelerinden Ultimas Noticias’da “çocuklarını devletin gözetimine terk etmek zorunda kalacaklarını ve günah çıkarma özgürlüğünün kalmayacağını” duyuran iki sayfalık bir ilan yer aldı. Bir başka gazete El Carabobo’da “Bugün karar vereceksin, kararın sonsuza dek sürecek” manşeti atılmıştı. Hemen altında Küba’dan boş bir kasap dükkânı ile Fidel Castro’nun fotoğrafı ve “İşte sosyalist Küba” yazısı vardı.”(1) Sonuçlar açıklandıktan sonra Hürriyet gazetesi “Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, ‘ilelebet başkan’ kalma referandumunu kıl payı kaybetti. Ülkeyi demir yumrukla yönettiği halde hileye başvurmayan Chavez…” haberini verirken Chavez’in sonuçlarla ilgili basına yaptığı açıklamanın içeriği bir kenara bırakılıp yüzündeki mimiklerden seçtiği kelimelere kadar kapsamlı analizler köşeleri süslemeye başladı; ‘iktidar arsızı üçüncü sınıf diktatör’ ‘demokrasi’nin tokadıyla uslanmış mıydı?

Hangi demokrasi?
Chavez karşıtlarının Venezuela’da demokrasinin timsali olarak gösterdikleri eski rejim; 1958’de Jimenez’in devrilmesinden 1998’de Chavez’in başkanlığa gelişine kadar geçen süreçte Demokratik Hareket (AD) ve Hıristiyan Demokratların Partisi (COPEI) iktidarlarının hüküm sürdüğü otuz yıllık bir dönemi kapsıyor. Rafael Rico Ríos’un ‘Venezuela’da Chavez’den önce ne vardı?’ yazısında yer verdiği uzunca bir liste bahsedilen demokrasinin kimin demokrasisi olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. “1982’de Cantaura’da Venezuela Merkez Üniversitesi öğrencilerinden oluşan öğrencilerin bir toplantısı sırasında Venezuela Hava Kuvvetleri’ne bağlı dört uçaktan toplantı bölgesine 17 bomba atılır, bir taraftan da ordudan 1500 kişilik bir grup, Ulusal Muhafızlar ve DISIP ( polis istihbarat teşkilatı) bölgeye ilerler. Bombardımandan sonra yaralılar infaz edilir. Sonuç: 23 silahsız insanın öldürülmesidir.” “1989 yılı Caracas şehri… IMF’nin uyguladığı “ekonomik paket” diye adlandırılan programın bir parçası olarak ulaşım/taşıma giderlerinin artması sosyal bir ayaklanmaya sebep olur… Şiddet özellikle Barrio’larda yoğunlaşmıştır ve bazı resmi olmayan kaynaklar 10.000 ölüden bahsetmektedir.”(2)
Petrol üzerine kurulmuş sırça köşklere verilen binlerce kurban hafızalarında yer etmezken başkanlık süresi ve seçilebilme sayısı üzerine demokrasi naraları atmak hiç de kolay iş değildir, iyi ‘edebiyat’ gerektirir. Dillerinden düşmeyen Avrupa demokrasilerinde var olan başkanlık yetkilerinin nasıl kullanıldığı ya da ‘ya Chavez ya demokrasi’ diyen Rumsfeld demokrasisinin ne olduğunu su katmadan anlatabilmek başka türlü mümkün değildir.

Chavez kaybetti mi?
Sorunun yanıtını kaybedilenin ne olduğunu açıklayarak verdiğimizde yanıtlar da değişiyor. Evet; Chavez referandumu kaybetti. Venezuela’da uygulamaya konulmak istenilen ve 21. yüzyıl sosyalizmi olarak adlandırılan programın uygulanabilirliği ya da halkın Chavez’e ve bu programa seçimlerde yüzde 60’lara varan oranda verdiği desteğin tamamıyla kaybedildiğini söylemekse mümkün değil. Chavez, sonuçların açıklanmasından kısa süre sonra verdiği demeçte kaybettik ama “por ahora” (şimdilik) derken Simon Bolivar’ın “Eğer çoğunluk kabul etmezse, gelecek nesillere emanet ederim” sözünü hatırlatıp bunun Venezuela için yüzyıl sonraki nesil de olmayacağını söylerken haklıydı. Venezuela’da boş kasap dükkanı resimleri altına ‘işte sosyalizm bu’ yazılarak halkın uzunca bir süre daha korkutulması ya da ABD fonlarıyla beslenen turuncu darbe umutlu orta sınıf kitle gösterilerinin yoksul halk tabanında yankı bulması mümkün değil, ülkenin ezilenlerinin gerçek gereksinimleri buna imkan tanımıyor.

Venezuela çok gelişmiş düzeyde bir endüstrisi olmayan ‘rantiye’ bir ülke. İşçilerinin çoğunluğu ise enformel sektörde çalışan düzensiz işçiler; çalışma koşulları ise oldukça ağır. Öte yandan Venezuela’da devlet sektöründe çalışanların büyük kesimi oraya hatır için yerleştirilmiş, iş görmek istemeyen kesimler. Devlet eski rejimin elemanlarından tamamıyla arınmış değil; devrim sürecinin önünü kesen bürokrasi ve yolsuzluk her düzeyde mevcut. Özellikle medya gibi önemli alanlarda karşı devrimin elindeki büyük güç halen geri alınabilmiş değil. Tüm bunlara ek olarak ülkede temel gıda maddelerinin satışı büyük çoğunlukla halen kapitalistlerin tekelinde ve marketlerde temel besin maddelerinin bulunamaması ve karaborsa yaşam koşullarını oldukça kötü etkiliyor. Ezilenlerin durumu bu haliyle ortadayken eski düzenin tekrar kurulmasına sessiz kalacakları ihtimali hiç de gerçekçi görünmüyor. Oysa bu sorunları aşabilecek adımlara imkan tanıyan reform paketi ‘şimdilik’ reddedilse de çok da uzak olmayan bir gelecekte bu adımlara ihtiyacı olan kesimlerin elinde anlamını bulabilir. Bugünden sonrası, referanduma bugün katılmayı reddeden emekçilerin kendi saflarına kazandırılıp kazandırılamayacağıyla netleşecek bir süreç. Bu referandumun sonucunun Venezuela’da mücadelenin ideolojik ve iktisadi yönlerinin bir bütün halinde yeni ve radikal adımlar olarak atılmasının gerektiği olarak okunması halinde bugünkü durumun Chavez önderliğindeki devrimin kazanımına dönüştürülmesi işten bile değil.

Ezilenler yaşayacaksa bu taslak da yaşayacak
Referandum sonrası konuşmasında taslakta tek bir virgülün dahi değiştirilmeyeceğini ve bu taslağın yaşayacağını söyleyen Chavez’in bu sözlerini kaybetmenin siniri ve egosunun yüksekliği olarak açıklayanlara reformun ne getirdiğini, kimin için olduğunu ve dolayısıyla yaşatacakların kimler olacağını açıklamakta fayda var.

Anayasa reform paketi birkaç önemli açılımı birden içinde barındırıyor. Stratejik kaynakların kamulaştırılması ve tekelleşmenin önlenmesi, özellikle petrolden gelen rezervlerin yoksullara dağıtımının sağlanması için kurulması planlanan kalkınma ve yatırım fonu, yabancı sermayeye teşviklerin tümüyle kaldırılması ve başat olan petrol sektörünün devlet denetimine alınması paketin iktisadi yönünün en dikkat çeken başlıkları. Diğer yandan halkın yönetime etkin katılımını sağlayacak halk iktidarı konseyleri ve bu konseylere tüm hizmetlerin denetiminin açılmasıyla yoksulları iktidara ortak eden adımlar plan dahilinde. Venezuela’da yaşayan halkların eşit statüde olması da güvence altına alınıyor. Haftalık çalışma süresi 44’ten 36’ya indiriliyor ve enformal sektörde çalışan kesimlerin hakları da devlet güvencesi altına alınıyor.

Toplam 69 maddenin bu yönlerde değiştirilmesini hedefleyen reformun ana başlıkları bunlar. Toplamına bakıldığında reformun sosyalizm yönünde derin ve bütünlüklü bir yönelimin adımlarının tarifi olduğu açık. Venezuela yoksulluk ve sömürünün tarihine son verip yeni bir tarih yazacaksa bu Chavez’in belirttiği gibi bu reformun yani sosyalizmin virgülüne bile dokunulmadan yazılacak. Barriolardakilerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyleri yok.

Seçmenin yüzde 44’ünün sandığa gitmemesini orta sınıf ideologlarının ‘tenezzül etmediler’ safsataları ile açıklamak işin kolay yolu elbette. Chavistaları ise daha zorlu olan yol bekliyor. Sosyalizmle kapitalizm arasındaki mücadelede iktidarın döne döne tekrar ele geçirilmesi. Dün evlerinden çıkmayan kesimler sözün yanında kendileri için daha radikal değişimlerin somut adımlarını da bekliyorlar. Kırmızı gömleklerini katlayıp sandığa koymadılar; giyiyorlar. Sosyalizme gidişi durdurup Chavez’e ve ayaktakımına dersini verdiklerini düşünenlerin sevinçleri o kadar erken ki, kursakta kalacağa benzer. Sevinsinler ‘şimdilik’. 94’te Perez o gün için koltuğunu kaybetmeyip Chavez ‘por ahora’ dediğinde de seviniyorlardı.

Notlar:
1- Woods, Alan; Referandumun Anlattıkları; Cumhuriyet gazetesi; 10.12.2007
2- Rafael Rico Ríos; Venezüella’da Chavez’den Önce Ne Vardı?; www.sendika.org; 23.12.2007{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99