Toplumculuk sırtından geçinmeyi bırakın... Haydi gidin, kendiniz gibi olun!

 

K. Deniz Öğüt

İnsanı ekranın beri tarafından stüdyodakiler namına utanç duymaya sevkediyor, aptal olduğu varsayılan veya öyle olan ve/veya cahil birine sıkıldıkça kum torbası muamelesi yapılması.

haydiNTV’de yayınlanan “Haydi Gel Bizimle Ol” adlı programda, manken/oyuncu Aysun Kayacı’nın “yine büyük bir gaf yaptığını”, seyretmedim ama okudum. O program çerçevesinde ortada gaf denecek fazla bir şey de yok aslında: Ata Demirer denize daldığında allahı bulduğunu mu anlatıyormuş neymiş, Kayacı da “benden de selam söyle” diyecek olmuş. E ne var bunda? Her şey cesurca konuşulacak ya!

Öyle olacağını bize nerede söylemişlerdi? Program yayına başlamadan az önce, 4 Ekim’de Günaydın’dan Belgin Çoban’a verdikleri röportajda. Aysun Kayacı’nın yokluğunda; Çiğdem Anad, Müjde Ar ve Pınar Kür’le yapılan röportajda şöyle diyordu Kür: “Bizi birleştiren belki cesaretimiz. Fikrimizi korkmadan söyleyebilmemiz... Ben sadece müstehcenlikten değil, 141-142’den de sıkıyönetim mahkemesinde yargılandım.” Hmmm... Anad ne diyordu: “Düşünce ve ifade özgürlüğü benim için öncelikli mesele. Bu meseleyle ilgili bir düzenleme yapılır, sonra türbanı konuşuruz.” Vurgular, şaka yapılmadığını gösteriyor. İyi ama al sana fırsat, başla ifade özgürlüğünden de Kayacı’nın sözünü bant yayında sansürletme veya sansürleme. Röportajcı “hem programın oluşma aşamasından bu yana işin içinde yer alması, hem de programı yönetecek isim olması nedeniyle” önce Çiğdem Anad’a sorduğu için, biz de  sorumuzu önce ona yöneltiyoruz. Sadece o bakımdan değil; şu da var: Çiğdem Anad CNNTÜRK adı verilen televizyondan ayrıldığında kamuya açılan veda mektubu türü metinlerinde ne diyordu? Özetle ama kendi ifadeleriyle şunu: “Tabii ki ... kanalımızdan ayrılmak, hayatımda verdiğim en zor kararlardan biriydi... İyi, dürüst, saygılı, özgüveni, üretkenliği, enerjisi yüksek, heyecanlı, habercilik ilkelerinden taviz vermeyen, başı dik, onurlu ama mütevazılığını kaybetmeyen bir ekip olduk... Biz CNNTÜRK adında bir kanal kurduk, büyüttük, çok iyi işler yaptık... CNNTÜRK benim, bizim kanalımızdı.” CNN adındaki ABD medya tekelinin insan tavlamak için sonuna “Türk” sözcüğü ekleyip kurduğu bir kanalı bu denli benimsemenin, onunla özdeşleşmenin ve onu övmenin neye işaret ettiğini de konuşabiliriz ama şimdilik şu: Bu kapasiteniz ve yeteneklerinizle NTV’de de sözünüzü geçirmeniz beklenir. Hayırdır? Buradaki patronlarınızla CNN’dekilerle olduğu gibi uyumlu değil misiniz? Niye sansür ediliyor Aysun Kayacı?

“Başarılı haberci Çiğdem Anad, Türk sinemasının ağır topu, sözünü sakınmayan Müjde Ar, önemli kadın yazarlarımızdan Pınar Kür ve genç model Aysun Kayacı aynı stüdyoda buluşuyor ve aktüel olayları değerlendiriyor ve tartışıyor”muş. “Tabii yalnız değiller”miş; “her programa bir de erkek konuk davet ediyor ve onları da tartışmaya katıyorlar”mış. Programın duyuruları böyle. Herkes “tartışma”dan başka şey anlayabilir elbette ama doğru, dördü yanlarına bir erkek konuk çağırıp konuşuyor. Aysun Kayacı az konuşuyor olsa bile. Ağzını açtığı zaman da diğer üçünün iğnelemelerine/aşağılamalarına maruz kalıyor. “Genç ve cahil, güzel ama aptal, 1980 sonrası kuşaklardan olması hasebiyle tın tın...” bir profil çizilmiş Kayacı’ya ve bu özellikleri çok kaba biçimlerde hatırlatılıyor kendisine. O da rolünü benimsemiş; en azından canı sıkılıyor gibi durmuyor.

Öyle ki, iş arkadaşları Aysun Kayacı’yı aşağılamak için işin başlamasını dahi bekleyemediler. CNN’deki “çok sevgili arkadaşları”na “yüzyüze veda edemeyeceği” çünkü onları “çok sevdiği için, yüreği vedalaşmayı kaldırmayacak” halde olduğundan dem vurduğu e-postasında, Çiğdem Anad “İlk günden dedikoduya geçit tanımadık, herşeyi açıkça tartıştık ve huzuru inşa ettik” diyordu.
Peki yeni programının arefesinde ve Kayacı’nın yokluğunda röportajcıyla şöyle sohbetlere girmek neyin nesi? Belgin Çoban “neyse ki kadronun üç tecrübelisi Aysun’u çekiştirmedi, ona kol kanat gerdi” gibi bir giriş yapıp, sözü onlara bırakıyor:

Kür: Tabii dizi çeken insan gelemez.
Anad: Aysun Kayacı’yla, anne olduğumuz için bakışımız farklı. Aysun’a biz daha sıcak ve daha şefkatli bakıyoruz.
Ar: Zaten bir hayat tecrübesi olmadığı her halinden belli...
Anad: Aysun Kayacı da genç, çıtır, “güzel kadın kim” dendiği zaman herkesin aklına geliyor. Güzelliği tartışılmayan bir model. Ve bir üniversite öğrencisi. Fikrinin, görüşünün ne olacağını birçok insanın merak edeceği bir tip o. Çünkü daha yaşı kaç ki, bilgi birikimi ne ki... Ama bizim ifade edemeyeceğimiz şeyleri ifade edecek. Biz o kadar genç değiliz, biz o bakış açısına hiç sahip değiliz, gençken de değildik. Biz farklı kültürlerde, farklı terimlerde, farklı alanlarda, farklı çevrelerde büyüdük. Onun zemini başka. Biz o zemini de anlamak istiyoruz.

Derken program yayına girdi ve haftalar ilerledi. Kayacı’ya aptal güzel muamelesi yapmaya devam etmekten sıkıntı duymadılar; ne Müjde Ar ne Pınar Kür ne de Çiğdem Anad. İnsanı ekranın beri tarafından stüdyodakiler namına utanç duymaya sevkediyor, aptal olduğu varsayılan veya öyle olan ve/veya cahil birine sıkıldıkça kum torbası muamelesi yapılması. Hani “sakata vurmak” diye bir deyim vardır ya; onun gibi. Kayacı dışındaki üçlü de haylice hoşnutsuzluk gösterip laf sokuşturmaya, üstünlük kurmaya çabalıyorlar birbirlerine ama “işi bilen”, “tecrübeli” insanlar benzerlerine karşı hesaplı davranıyor ister istemez. Kayacı’ya saldırmaksa herkese serbest. Bu kadarı, Zaga’yı sunarken Okan Bayülgen’in tutturduğu “aşağılayan ve öyle yaptığı için belirli bir izleyici üzerinde üstünlük etkisi yaratan kişi” olmaya yarayabilir. Marazi bir ruh hali. Gerek toplum geneli gerekse bu sohbetleri hoşlanarak izleyen bireyler için düşündürücüdür. Ama hem Zaga’da vardı hem burda var bir tür “alan razı veren razı” durumu.

Asıl hinlik başka yerde: Kayacı’yı hangi noktada eksik görüp/gösterip kendilerini göreli yüksek konuma yerleştiriyorlar? Öteki 1980 sonrasının “boş” kuşağından oluyor, berikiler 70lerin ve hatta belki öncesinin bilgili/sorumlu/entelektüel -artık her neyse, pek açık değil- kuşağındanmışlar. Hadi ya!  Faydalanmaya çalıştıkları, eylem olarak ne kadar erozyona uğramış olursa olsun, toplum vicdanı ve bilincinin 1960'ların 70'lerin Sol toplumsal mücadele mirasına büyük değer vermesi. Doğum tarihlerini ve yıllar içinde edindikleri jargonu, hiç bir hakları olmadığı halde o mücadelenin rantını yemekte kullanıyorlar. Pınar Kür onun için açıyor 141-142 bahislerini, onun için kendini grubun entelektüeli ilan ediyor; Anad o nedenle “düşünce özgürlüğü” gibi içeriğinin ne olduğu belirsiz ama “sol hisler vereceği umulan” koca koca laflar ediyor.

O noktada durunuz! “70lerde yetişmek” gibi kişiye olumlu özellikler katabileceği varsayılan bir tarihten geliyor dahi olsanız, sadece o üçlüye değil herkese iki şey sorulur: Bir; ‘70’lerde nasıl bir pratik içindeydiniz? İki; ve daha önemlisi, bugün ne savunuyor ne eyliyorsunuz? 141-142’den yargılanmak bir marifet değildir. Hatta komünist değildiyseniz ama devlet bir nedenden sizi o maddeler vasıtasıyla ezmişse; kişisel bir trajedi yaşamış olmanız muhtemeldir. Peki, komünist miydiniz? Şimdi öyle misiniz? Öyle ise, söyleyin ona göre konuşalım. Değilse; bırakın 141’i 142’yi, 1980’in öncesini sonrasını.

Uç noktada bireycisiniz. TV ekranındaki güç gösterileriniz, iktidar didişmeleriniz ortada. Müjde Ar röportajcıya söyledi, gerekirse memleketten çekip gidebileceğini. Çocuğu için plan zaten hazır: “Pınar’ın çocuğu büyüdü ama benim oğlum dört yıl daha burada, ondan sonra yurtdışına üniversiteye gidecek.”

Pınar Kür nasıl diyordu: “Çok magazinle ilgilenmeyen ama toplumun gidişatı konusunda bir fikri olan ve hatta bunun üzerine kitaplar yazmış birisiyim... Ben tamamen toplumdan kopuk bir insan hiçbir zaman olmadım. Ayrıca biliyorsunuz Bilgi Üniversitesi’nde hocayım.” Bu kadar “ben, ben, ben” demek ayıp karşılanmaz mıydı eskiden?

Çiğdem Anad’sa eski çalıştığı ve “kendisinin hissettiği” ABD kanalından neden ayrıldığı hakkında yapmak gereği duyduğu açıklamada şöyle yazıyor: “Hakkımda yalan, yanlış spekülasyonlarda bulunanlar da, bu meslekte başarısız olan kişiler. Başarısız kişiler, başarısızlıklarını kabul etmez, başarılı kişilere düşman olurlar.” Sever bazıları “başarıya tapınmayı” ama o yola girilince boylu boyunca, toplumculuk anıştırmalarına hiç gerek yok. “Burası bir kurtlar sofrasıdır” diyeceksiniz ve devam edeceksiniz: “Kurtlukta düşeni yemek kanundur!”

Kayacı cahilmiş! Tanıma göre değişir ama öyledir muhtemelen. Peki bunu türlü biçimlerde tekrarlamak, “genç olmak ve eski atmosferi koklamamak” özrünü kendileri için zaten geçersiz gören diğerlerinin notunu mu yükseltiyor? Kayacı ‘80 sonrasının cahil çocuğu, pek çok bakımdan geleneksel devlet yapısının savunuculuğuna soyunan Ferhan Şensoy’a - “karşı çıkan insan” niyetine  olsa gerek- “anarşist” yakıştırması yapan Anad bilgi küpü! Sen aklımızı koru!

İdeoloji bu, hayatın zemini böylesi kanallar olduğu müddetçe, durup durup cinsel imalara, cinaslara, hikayelere ve anılara dalmak kaçınılmaz oluyordur mutlaka. “Haydi Gel Bizimle Ol”un şimdiden bir kitapçık dolduracak hacme erişen bu ana temasını değerlendirmeyi gereksiz bulurum. Ama madem gençtir ve gelişmeye açıktır ve madem “1980 öncesinin olumluluklarını edinememiş olmaktan” bellli bir sıkıntı duyar gibi görünüyor, Aysun Kayacı’ya üzülürüm biraz. Çok yanlış bir eğitim alıyor. Sözü edilen o dönemde çığrından çıkmışlık, yırtıklık, çakallık baştacı edilmezdi. Başka türlü yaşanırdı.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99