Solculara ajitasyon çekmek Tuncay Özkan’a mı kaldı?

 

Uğur Yıldırım

Tuncay Özkan 12 Eylül’de işkence görmüş solculara, ‘siz bu günler için mi işkence gördünüz’ diye seslenmişti. Sözümona eski solculara ajitasyon çekiyor. Evet, şimdi bu soruya cevap verebiliriz. Solcular bu günler için işkence görmeyi göze almadı.

120Cumhuriyet mitinglerinde yaptığı konuşmalarla siyasete atılma sinyalleri veren Tuncay Özkan, 22 Temmuz gecesi sandıklar açılıp manzara ortaya çıkınca bir sessizlik dönemine girmişti. Fakat bu sessizlik dönemi uzun sürmedi. Özkan hazırladığı bizkackisiyiz.com Web sitesiyle siyasete geri döndü. Buraya kadar yazılmaya değer bir şey görülmeyebilir. İş de zaten tam bu noktadan sonra başlıyor. Özkan, kurduğu sitesi için hazırlattığı reklam filminde; 68’de anti-emperyalist mücadele vermiş, 12 Eylül döneminde işkence görmüş solculara ‘siz bugünleri görmek için mi o kadar sıkıntı çektiniz’ diye seslenmemiş olsaydı, bir sorun yoktu. Ama bir kez bu soru soruldu mu cevaplamamak olmaz.

Yoksulluk sorunu ve laiklik
Türkiye’de sadece laiklik savunusu üzerinden yapılan siyasetle ilgili ilk ve en geçerli eleştiri, yapılan siyasetin emekçilerin ilgisini cezbetmediğidir. Bu cezbetmeme durumu kendisini Türkiye’nin son 18 yıllık siyasi tarihinde de gösteriyor. Yoksa 89 yerel seçimlerinden 2007 genel seçimlerine kadar gelen süreçte SHP, DSP ve CHP’nin gelişimini nasıl açıklayabiliriz? Ele aldığımız dönemin başında emekçilerden başlamak üzere geniş kesimlerden oy alan bu partiler, 22 Temmuz’da sadece orta sınıflar ve üstünden oy alabildi. Bu süreçte 99 genel seçimlerinde Abdullah Öcalan’ın yakalanması ile anlık bir yükselişe geçen DSP’yi saymazsak, sosyal demokrat siyasetin sürekli güç kaybettiğini görebiliriz.

Türkiye’de sosyal demokrasinin (adına her ne derseniz deyin: ortanın solu, merkez sol) yükselmesinin zorunlu bazı koşulları vardır. CHP’nin 70’lerdeki ve SHP’nin 89 yerel seçimlerindeki yükselişi bu hareketlerin kendi özel başarılarıyla açıklanamaz. Diyelim ki ortada 95 genel seçimlerinde Refah Partisi’nin yükselişi gibi özel bir başarı yoktur. Refah partisi çalışarak biriktirdiği bir güçle iktidara gelmişti. Sosyal demokrat partiler ise yükselen işçi sınıfı hareketine ve toplam olarak halk hareketine kendisini açarak güçlenmiştir.
CHP önce 73’te %33 ardından da 77’de %41 oy alarak bir yükseliş göstermişti. Aynı döneme eşlik eden güçlü bir toplumsal muhalefeti tespit etmeden bu yükselişi anlamak mümkün değildir. DİSK’in grevler ve eylemlerle bütün Türkiye’yi salladığı, memur ve öğrenci eylemlerinin de geri kalır yanı olmadığı bir dönemde, Ecevit CHP’si kendisini bu rüzgara açarak %41’lere varan oy oranlarına ulaşabilmişti. Yoksulluğun kader olmadığını düşünen geniş kitleler, halkçı Ecevit’e doğru dümen kırmıştı. CHP’nin yükselişi güçlenen bir halk hareketinin onu sola çekmesi ile mümkün olmuştu.

SHP’nin 89 yerel seçimlerinde yükselişine gelirsek, yükselişin nedeni, iki dönemlik Özal iktidarlarının, iddia ettiğinin aksine zenginlik getirmediğinin anlaşılmasıydı. Özal’ın aslında emekçilere ‘kemer sıkmaktan’ başka bir çözüm önermediği çok net bir şekilde görülmüştü. Buna paralel bir biçimde artık 12 Eylül rejiminin vidalarının gevşemesi, 89 yılında geleneksel işçi sınıfının harekete geçmesini tetikledi ve başlayan eylemlerin kendisi 12 Eylül rejimini de fiilen bitirdi. 89’da başlayan Zonguldak madenci, demir-çelik ve SEKA grevleri Türkiye siyasetinde bir revizyonu temsil etti. Özal’ın ANAP’ına duyulan tepkinin yarattığı toplumsal muhalefet ortamında SHP 89 yerel seçimlerinde %32,7 oy alıyor ve ANAP %23,7’de kalıyordu. Ancak SHP’li belediyeler neredeyse her yerde, kazanılan bu başarıyı çarçur etmek konusunda çok istekli davrandılar ve hemen iki yıl sonra 91 genel seçimlerinde oylarını %20’ye çektiler. Aynı seçimlerde yeniden sahneye çıkmış olan Ecevit %10 oy alarak, en azından şimdilik sol oyların aritmetiğini koruyordu. Birincisinden farklı olarak, sosyal demokrat siyasal yükselişin zeminini oluşturan toplumsal muhalefet geriye çekilmeye çok daha müsaitti ve öyle de oldu. 96 susurluk kazasından sonrada neredeyse hiçbir ciddi halk hareketi yaşanmadı. Böyle bir siyasi atmosferi soluyan Deniz Baykalgiller de, siyaseti laiklik elden gidiyor, cumhuriyet elden gidiyor siyasetine endekslemiş durumdalar. Hatta o kadar ki bu uğurda MHP ile bile kol kola girebiliyorlar.

Tuncay Özkan’da farklı olan ne?
CHP’ye yapılan siz tuzukuruların partisisiniz eleştirisini Tuncay Özkan dikkate almış olacak ki, bizkackisiyiz.com hareketi için yaptığı konuşmalarda sürekli yoksulluktan dem vuruyor. Bu anlamda, Tuncay Özkan acaba sosyal demokratların yeni umudu olabilir mi sorusu gündeme gelebilir. İşte Baykal’dan farklı olarak yoksulluğa çözüm bulacağını da söylüyor… İnsanlara yardım dağıtmayacağını aksine onlara iş vereceğini, il il yoksulluk sorunları ile ilgili toplantılar örgütleyeceğini söylüyor. Peki, Tuncay Özkan’a inanabilir miyiz?
Yoksulluk sorununu çözmek bir temenninin ötesine geçecekse, derhal bu sorunu çözmenin zorunlu siyasal gerekleri yerine getirilmelidir. Menderes hükümetlerinden bu yana merkez sağda yoksulluk sorununa çözüm bulmayacağını söyleyen kaç hükümet gösterilebilir? AKP de iktidara gelirken, Türkiye’de istihdam problemini çözeceğini, ülkeyi kalkındıracağını söylemiyor muydu? Tuncay Özkan’la Tayyip Erdoğan arasında laiklik konusundaki tutumları dışında hangi farklar gösterilebilir? Bunlar güncel sorulardır.
Dergimizin geçtiğimiz sayısında kapsamlı bir biçimde ele almıştık: Yoksulluk politik alana ait bir sorundur. Ekonominin gidişatının piyasa koşullarında ve o piyasa koşullarının doğruluğuna iman etmiş siyasi iktidarların emrinde belirlendiği bir ortamda, işçilerin ve emekçilerin nasıl olup da pastadan daha fazla pay alabileceği cevaplanması gereken bir sorudur. Yoksul olan halk kesimleri, ekonomiden aldıkları payları kendi lehlerine çevirmek için ayağa kalkıp siyasi bir yanıt üretmedikçe, ne yazık ki kimse onlara daha fazla pay vermek gereğini görmeyecek. Emekçiler ile sermaye arasındaki pasta paylaşımında son kertede güç belirleyicidir. Eski işçi sınıfının tasfiye olup, yerini çoğu kamu kuruluşlarında istihdam olmayan, çalıştıkları işyeri ölçekleri küçülmüş yeni işçi sınıfının aldığı bir dönemde, işsizliğin nasıl olup da yoksulluğun üstesinden geleceğini Tuncay Özkan bize açıklamalıdır. Özkan eğer bugün hükümet olursa bütün devlet arazilerini özel şahısların üzerine geçirmekte görüyormuş yoksullukla mücadele etmenin yolunu. Tamam, Tuncay Özkan’dan bölüşüm, emekçiler, işçi sınıfı gibi laflar etmesini beklemiyorduk ama bu kadar basit mi her şey? Devlet arazileri şahısların üzerine geçirince sorun çözülecek öyle mi? Kusura bakmasın ama bu öneriye ancak gülüp geçeriz.

Tuncay Özkan, aslında bir şey önermediğine göre onu ancak, ona bazı sorular sorarak anlayabiliriz.
1) Özelleştirmeye karşı mısın?  
2) Eğitim ve sağlık parasız olacak mı?
3) ABD üslerini ülkemizden kaldıracak mısın? NATO’dan çıkacak mısın?
4) IMF reçetelerini yırtıp atacak mısın?
5) AB’nin Türkiye tarımını tasfiye etmesine karşı mısın?

Bu sorular etrafında yapacağımız tartışma belirleyicidir ve Tuncay Özkan’dan bu sorulara olumlu yanıt alamayacağımız neredeyse kesindir.

‘Kardeş kavgası’ nasıl duracak?
Tuncay Özkan bizkackisiyiz.com hareketi için yaptığı konuşmada, AKP’yi Kürt sorununu tanımakla suçluyor. Aynı zamanda kendisinin tahayyül ettiği yeni Türkiye’de kardeş kavgasının son bulacağını söylüyor. Fikret Bila Milliyet gazetesinde emekli generallerle yaptığı söyleşileri tefrika ederek yayımlattı. O söyleşilerde örneğin Kara Kuvvetleri eski komutanı Aytaç Yalman şöyle diyor: “Oysa bizler o dönemde, ‘Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz ‘yıkıcı faaliyetler’ kapsamında görüyoruz.

Bu durum iki noktayı gösteriyor:
1-Biz olayın sosyal yönünü görmemişiz, dolayısıyla sorunu zamanında görmemişiz,
2-Bir asimilasyon olmamış.”

Yine aynı röportaj dizisinde Kenan Evren bölgede görev yapacak kamu görevlilerinin hem Türkçe hem de Kürtçe bilmesi gerektiğini savunuyor. Mesele Kenan Evren’in ağzından bile bu biçimiyle ifade edildikten sonra Tuncay Özkan neden hala Kürt sorunu demekten çekiniyor? Özkan’a hatırlatmak zorundayız. ‘Kardeş kavgasının’ durması için Kürt sorununun siyasal alana çekilmesi gerekir ve bu, Kürt sorununu inkar ederek mümkün değildir.

Solcular işkenceyi neden göze aldı?
Tuncay Özkan 12 Eylül’de işkence görmüş solculara, ‘siz bu günler için mi işkence gördünüz’ diye seslenmişti. Sözümona eski solculara ajitasyon çekiyor. Evet, şimdi bu soruya cevap verebiliriz. Solcular bu günler için işkence görmeyi göze almadı. Solcular bir avuç azınlığın bayram ettiği çok geniş kesimlerin ise asgari ücrete talim ettiği bir Türkiye olmasın diye o işkenceleri göze aldı. Solcular ABD’yi bu bölgeden kovup bağımsız ve demokratik bir Türkiye kurmak için o işkenceleri göze aldı. Yoksa bütün devlet arazilerinin özel şahısların zimmetine geçirildiği bir ülke görmek için değil. Bir de şu konu var ki, Deniz Gezmişlerden bu yana solcular, yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği diyor. Tuncay Özkan solculara seslenmeden önce otursun tekrar düşünsün. Kendisinde bu hakkı nasıl buluyor?{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99