Onların ABD’siz bir çözümü yok Bizim var!

 

Yarınlar

İktidar bloğunun her kesimi, şimdi gerçek sınıf karakteriyle hareket etmeye başlıyor. Aralarındaki ‘fraksiyonel’ ayrımlar, ortak ve zorunlu çıkarlar tarafından ilga ediliyor, yürürlükten kaldırılıyor. Bulunan “çözüm” belli oluyor. ABD’nin Ortadoğu planlarına tamamen teslim olmak, “leb” denmeden “leblebi”yi anlayarak harekete geçmek…

bush_turkeyEkim ayı ortasından Kasım ayı sonuna kadar cereyan eden sürecin, hükümetinden askerine kadar tüm iktidar bloğu açısından özeti, derin bir çözümsüzlüğe gömülmüş olmalarıdır. Bu çaresizlik içinde, içeride efelik taslayarak faşizan bir milliyetçiliği kışkırtırken ABD’nin karşısına çıktıklarında, “eşeğe gücü yetmeyen semerini döver” hesabı, ancak Barzani’ye diklenirler. Bir yandan emekli generaller birbiri ardına “aslında Kürt diye bir şey varmış biz bilememişiz” açıklamaları yaparken diğer yandan “vay anasını bu da Kürt partisi çıktı” diyerek DTP’yi  kapatmaya girişirler. Başlarına ABD tarafından çuval geçirilmiş subaylarını unutturmak için kırk takla atanlar, ölmediler diye erlerini askeri cezaevine koyar. Sadece bir buçuk ay içinde bütün beceriksizliklerini, sıkışmışlıklarını sergilediler. Bekliyorlar ki kar yağsın şimdi. Belki adına egemenlik dedikleri şeyin sadece ABD’nin rızasına bağlı olduğu gerçeğinin de üzeri örtülür…

Çözmek kolaydı da neden çözemediniz?
Bu iktidar bloğunun her kesimi, Kürt sorununu aslında hemen çözebileceği halde, diğerlerinin engel olması yüzünden adım atamadığını söyler ya, işte şimdi ellerinde ne işe yaradığını bilemedikleri bir tezkereyle birbirlerine bakıyorlar. TSK, hükümet ayağına dolaşmasa “eşkiyanın inini” dağıtacaktı. Şu sıralar ancak Hürriyet gibi gazeteler aracılığıyla uyduruk kahramanlık tefrikaları dağıtıyorlar. Ülkenin dağlarında ölerek ailesine teslim edilen gençlerin üzerine örttükleri bayrak ve fotojenik gözyaşı ile birlikte habire Kürt düşmanlığı, ucuz şovenizm, yalandan vatanseverlik… Torbalarında başka bir şey bulunmuyor. Ülkeyi ve devleti, küresel sermayenin talimatlarına göre yeniden düzenlemeyi üstlenen AKP, TSK ve bürokrasinin frenlemesinden muzdaripti. Şimdi de ABD’den gelecek “anında istihbarat”tan yana dertli. Neredeyse bir asırdır bu ülkeyi yöneten bir sınıfın temsilcileri, geldikleri noktada, PKK’nin ABD tarafından bir terör örgütü olarak ilan edilmesini, ABD’ye verdikleri/verecekleri tavizlerin üzerine örtecekleri bir diplomatik başarı şalı haline getirmeye çalışıyor. PKK “Türkiye’nin olduğu kadar ABD’nin ve Irak’ın da düşmanı” imiş, o zaman sormazlar mı adama “başka hangi düşmanlarınız ortak?” diye… Ve bu düşmanlara karşı başka kimlerle ortaksınız?

İktidar bloğunun her kesimi, şimdi gerçek sınıf karakteriyle hareket etmeye başlıyor. Aralarındaki ‘fraksiyonel’ ayrımlar, ortak ve zorunlu çıkarlar tarafından ilga ediliyor, yürürlükten kaldırılıyor. Bulunan “çözüm” belli oluyor. ABD’nin Ortadoğu planlarına tamamen teslim olmak, “leb” denmeden “leblebi”yi anlayarak harekete geçmek… Bu sayede PKK’nin üzerine gidebilme olanağına kavuşmak, belki bir iki yöneticisini “Öcalan zaferi” gibi bir organizasyonla ele geçirebilmek… İçerde Kürt burjuvazisinin siyasal sistem içinde temsiliyetini, bu temsiliyetin gerektirdiği “çok kimlikli, çok kültürlü” arka planı sineye çekmek… Dışarıda Barzani’lerle kurulan ticari ortaklığı pekiştirmek aynı zamanda politik bir ortaklığa çevirmek, Irak’taki ABD düzenlenmesine harfiyen ayak uydurmak… Eh tabii bu çözümün bir dizi maliyeti var. Ortadoğu’da ABD jandarmalığı yaparak bölge halklarının düşmanlığını kazanmak gibi... Kürt burjuvazisi ile ortak çıkarlar temelinde ABD’ci bir ittifaka girerken Kürt emekçilerini tamamen sistemin dışına itmek gibi… Bu yüzden de kitlesel ölçekte Türk ve Kürt halklarının birbirine daha fazla düşmanlaşması gibi… Tam da ABD’nin hem Türkiye’yi hem de Barzani’leri denetim altında tutmasının verimli bir aracı olarak bu kamplaşmadan, konjonktüre bağlı olarak şu ya da bu şekilde faydalanması gibi…

Buldukları çözüm budur. Kürt halkının, bu sınıfın tarihsel bir tercihi sonucu görmezden gelinmesinin önlerine çıkardığı fatura, dibine kadar ABD’ye bağımlılıktır. İki kardeş halk olarak bir arada yaşama olanağı kalmayınca, iki kardeş İsrail olarak bir arada çalışma, iş görme seçeneğinin çözüm olarak benimsenmesidir. Kürt sorununun lokal bir pax-americana ile çözülmesidir. Bıraksalar meseleyi hemen çözüvereceğini düşünenler, uzun ve kanlı bir macera için kollarını sıvamış bulunuyor.

Hep birlikte Doğu seferine…
ABD’nin Ortadoğu’daki önceliklerini bilmeyen yok. Birincisi Irak’ta direnişin ortadan kaldırılması ve tüm Irak’ın ABD toprağı haline getirilmesine yönelik itirazların son bulması… İkincisi bölgede kontrol edemediği güçler arasında en dişlisi olarak görünen İran’ın kuşatılması... Bölgedeki tüm güçler için, eğer ABD ile ittifak arzusunda iseler, bu öncelikleri kabul etmek dışında bir seçenek bulunmuyor.

Türkiye eğer PKK’ye bir biçimde müdahale etmek için ABD toprağına ayak basmak istiyorsa, İran konusunda üzerine düşeni yapmak zorundadır. Varlığını ve etkinlik biçimini ABD politikaları temelinde belirleyen Kürt hareketi de, Türkiye-ABD pazarlığının önüne çıkardığı bedeli ödemek zorunda kalacaktır. Türkiye’de Kürt sorununa ABD’ci “çözüm”, PJAK üzerinden İran’a dönük bir hareketlenmeyi de içeriyor. Zaten PJAK sözcüleri de ABD’den gelecek her türlü yardımı memnuniyetle kabul edeceklerini açıklayarak bu plana itiraz etmeyeceklerini göstermiş bulunuyor.

TSK’yı İran’a karşı bir düzenli ordu olarak kullanmayı planlayan ABD’nin, Kandil dağını merkez olarak kullanan PJAK’a da korucu rolü vermesine kadar uzanan açık bir işbirliği, ABD’nin sağladığı barış mıdır? Barış diyerek söze başlayanlar o barışın ve savaşın failini görmezden gelmekte ısrar ettikçe ellerinde İran’a karşı seferberlik emrinden başka bir şey bulamayacaktır.

Onların ABD’siz bir çözümü yoksa…
Türkiye’de devlet ve daha geniş olarak iktidarı paylaşan kesimler, tarihten ders alamadıkları gibi artık açıkça görünüyor ki 2-3 yıllık olaylardan bile elle tutulur bir sonuç çıkaramıyor. 1 Mart tezkeresinde uğradıkları kazayı, tüm olumsuz gelişmelerin nedeni olarak görüyor olmalarının, ABD kapılarında “vallahi aynı hata bir daha olmaz” diye kıvranmalarının başka açıklaması olabilir mi?
Dönüp Irak’a başka taraftan bakacaklar için ise altının kalınca çizilmesi gereken birkaç önemli nokta var. Barzani’lerin bugünkü işbirlikçiliğe ulaşmasında “kendi Kürdünü kazanamayan”, aksine her fırsat bulduğunda kitle kıyımlarına girişen BAAS idaresinin belirleyici bir sorumluluğu vardır. PKK’nin aslında başından beri çeşitli istihbarat örgütlerinin denetiminde hareket ettiğini keşfetmiş kimi eski solcuların ise binlerce insanı dağlara çıkaran şeyin hangi istihbarat örgütü olduğuna verecek yanıtları yoktur. Kürt sorunu gerçektir, vardır ve arkasında artık emekli generallerin bile varlığını inkâr edemediği bir halkın tarihsel mağduriyeti yatmaktadır. Nihayetinde “kart-kurt” teorisinin inceltilmiş bir versiyonu olan “ABD kışkırtmasa Kürt sorunu olmazdı” türünden önermelere Kenan Evren bile inanmıyor artık.

ABD’nin de başka herhangi bir emperyalist gücün de, halklar arasında gerçekte var olmayan gerilimler yaratacak kudreti yoktur. Ancak herhangi bir gerilimi, halkların aleyhine istismar etmeleri mümkündür. Bu nedenle ABD’siz bir çözüm arayan her kimse, eğer dik duracaksa, ayakta kalacaksa bu sorunu emekçilerin inisiyatifiyle halkları bir araya getirerek çözmek, bunun için sonuna kadar uğraşmak zorundadır. Anti-emperyalizm mi istiyorsunuz, o zaman halkların kardeşliğini sağlamak için sonuna kadar uğraşacaksınız.
Egemen sınıflar açısından Kürt sorunu bugünkü durumda çözülemez. Çözüm saydıkları ancak ABD’nin verdiği görevler bitene kadar elde edilmiş bir tür geçici ateşkes, istemeye istemeye üstlenilmiş işler hallolana kadar ite kaka sağlanmış bir iş ortaklığıdır. Görev yerine getirildiği anda hem Türk hem de Kürt tarafını bekleyen şey, kaldıkları yerden devam ederek patronun kendisini tercih etmesini ummaktır.

Kürt sorunu çözülemez ise iki yoldan biriyle aşılmak zorundadır. Bunlardan birincisi fiilen Türkiye’deki Kürt bölgesinin Barzani kanalından adım adım ABD’ye bağlanmasıdır. Siyasi sınırlar bakımından bölünmeden, halkların birbirinden ayrılmasının bugün uygulanmakta olan bu biçimi, her iki halkın emekçilerine ödetilen ağır bedeller üzerine inşa edilmiş bir yağma düzeninden başka bir şey değildir. Egemen sınıflar çözüyormuş gibi böbürlenirken, aslında Dimyat’a gidemeyeceğini anladıklarından bulgurun yarısı için pazarlık yapmaya çalışıyor. Diğer çözüm mü? Bu ABD’den oynayacakları role ilişkin talimat bekleyenlerin altüst edilmesinden başka bir şey değil. Kürt sorunu çözülemez hale gelmiş tek meseleleri değil. Onların ABD’siz bir çözümü yok mu? Bizim var.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99