Fransa halkı neo-liberalizme başkaldırıyor

 

Sinan C. Yamak

Çıkarılmaya çalışılan son yasayla beraber üniversiteleri “özerkleştirme” adı altında piyasaya açmaya çalışan hükümet bu yolla üniversiteleri sermayenin talanına sunma çabası içerisinde.

pics_Dnya_726_84312005 yılında iki göçmen gencin polisten kaçarken sığındıkları trafoda ölmeleriyle birlikte patlak veren Fransa’daki banliyö ayaklanmalarıyla toplumun ezilen, en alt katmanları sokaklara dökülmüştü. Özellikle göçmenlerin yaşamakta olduğu Fransız banliyölerdeki,  düşük standartlardaki yaşam ve yaygın işsizliğin üzerine Fransız hükümetlerince uzun zamandır yapılagelen “göçmen karşıtı” politikaların son noktasına ulaşmasıyla, Fransa’da isyan bayrağı göklere çekilmişti. Aylar süren eylem ve direnişleri,  Fransa “gettolarından” yükselen sesleri tüm dünya kamuoyu duydu. Ve böylece bir kez daha gördük ki, hep tüm vatandaşlarını eşit olarak tanımasıyla, sosyal hakları ve yüksek refah düzeyiyle bize gösterilen Avrupa ülkelerinde durum pek de öyle değilmiş.

2006 yılının başında Villepin hükümetinin yaşanan bu toplumsal sorunları sözümona “çözmek” adına düzenlediği 8 Nolu “Fırsat Eşitliği” yasa tasarısı kapsamında yer alan CPE (Contrat Premiere Embauche: İlk İşe Giriş Sözleşmesi) ile birlikte patronların 26 yaşından küçük çalışanları ilk 2 yılları içerisinde sebep göstermeden ve tazminat ödemeksizin işten çıkarabilmeleri sağlanıyordu. İki yıl boyunca çalışanları sosyal güvencelerinden yoksun bırakacak olan yasa Fransız parlamentosundan apar topar geçirilmişti. Fakat var olan durumdan doğrudan etkilenecek olan Fransız gençliği sessiz kalmadı. Daha bir iki ay önce banliyölerden sallanan Fransa bu sefer de Fransız öğrencileri tarafından sarsıldı. Üç aya yakın bir süre devam eden üniversite işgal ve boykotlarını öğrenci sendikaları ve koordinasyonlar aracılığıyla 82 üniversiteden 64’ünde sağlayan öğrencilerin önderlik ettiği muhalefet, 18 Mart’ta emekçi sendikalarının da desteğiyle alanlarda 1,5 milyona, 28 Mart’ta ülke çapında yapılan genel grevle beraber 3 milyona ulaştı. Boykotlar boyunca yasadan herhangi bir taviz verilmeyeceğini bildiren Başbakan Villepin ve Cumhurbaşkanı Chirac kitlelere uyguladıkları polis terörü ile yükselen muhalefeti bastıramayacaklarını anlamalarının ardından geri adım atarak yasayı geri çektiler.

Hükümet değişse de halk düşmanı politikalar değişmiyor!
Amaçlarına ulaşan öğrenciler, 3 aylık boykot sürecinin ardından derslerine girmeye başlamışlardı, fakat geçtiğimiz Ekim ayı sonu itibariyle öğrenciler tekrar boykot kararı aldılar.

Fransa’da hükümet değişse de cumhurbaşkanlığına gelen Sarkozy ve hükümetin başında olan Fillion’un bir önceki dönemdeki neo-liberal politikaları aynen devraldıkları başa gelmeden önceki söylemlerinden tahmin edilse de yapılmaya çalışılan yasal değişikliklerle fazlasıyla kendini gösterdi. Çıkarılmaya çalışılan son yasayla beraber üniversiteleri “özerkleştirme” adı altında piyasaya açmaya çalışan hükümet bu yolla üniversiteleri sermayenin talanına sunma çabası içerisinde. Yeni yasayla beraber üniversite başkanlarının yetkileri artacak, üniversitelere özel kuruluşlar maddi kaynak sağlayabilecek ve 30 ila 60 kişiden olan üniversite kurullarındaki öğrencilerin sandalye sayısı 12 den 3-4’e düşürülerek öğrencilerin üniversite yönetimindeki söz hakları kısılacak.

Fransa kapitalizminin bunalımı ve direniş
Kuşkusuz bu gelişmeler sadece öğrencilerin gündelik yaşamlarında karşılaştığı sorunlardan ibaret bir takım anti-demokratik düzenlemeler değildir. Bu düzenlemeler, bütün dünyada olduğu gibi, Fransa’da da kapitalist ilişkilerin neo-liberal süreçte yeniden düzenlenmesinin parçaları olarak görülmelidir. Nitekim öğrencilerin yaşadıkları sıkıntılarına bu perspektiften bakılınca, onların sıkıntılarının başka toplumsal kesimlerin sıkıntılarıyla örtüştüğü ortaya çıkar. Böylece, erken emeklilik hakları elinden alınmaya çalışılan metro çalışanları ve demiryolu işçilerinin başlattıkları grevle üniversite öğrencilerinin gerçekleştirdiği işgal ve protesto eylemlerinin neden 20 Kasım’da genel grev çatısı altında birleştiğini ve bunlara içine polislerin bile dahil olduğu kamu emekçilerinin çeşitli kitle örgütlerinin katıldığını anlamak kolaylaşacaktır. Söz konusu olan sadece baskıcı bir yönetimin demokrasiyi baltalaması değil, sermaye egemenliğinin neo-liberal proje doğrultusunda önüne çıkan her türlü engeli tasfiye süreci ve bu doğrultuda attığı adımlardır. Neo-liberal süreçte Fransa burjuvazisi, tüm toplumsal alanları piyasalaştırmakta, orta sınıfları proleterleştirirken işçi sınıfını da edindiği kazanımlardan yoksun bırakmaktadır. Saldırı topyekûn olunca da, direniş kitleselleşmekte ve etkisini arttırmaktadır.

Fransa egemenlerinin başlattığı saldırıya kaşı ortak direniş alanları yaratan Fransa halkının çeşitli kesimlerinin mücadelesi ve birlikteliği tüm dünya halklarına ve tabii ki Türkiye’deki mücadeleye de bu açıdan örnek olmalıdır; çünkü Türkiye burjuvazisinin yaptığı da özünde Fransız ağabeylerinin yaptığından farklı değildir.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99