Esaretin bedeli: Fatura sekiz gariban askere kesildi

 

Bilge Can Yıldız

Yoksul aileler çocuklarının askerden sağ salim dönmelerini beklerken, askerlik gibi sorunlar yaşamayacak kadar zengin ve statü sahibi olanlar, umursamadıkları insanların ölmemelerini kendilerine onur meselesi yapacak kadar onurlular ancak. Yüzsüzlükleri mide bulandırıcı!

esiraskerler1“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.” diyor Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin. Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde 21 Ekim’de meydana gelen çatışmada 12 asker yaşamını yitirirken 8 asker de esir alınmıştı. İki hafta sonra askerlerin serbest bırakıldığı haberi geldikten sonra duyduk bu açıklamayı. Önce 8 askerin PKK’den teslim alınma fotoğrafları bütün basına servis edildi ve bu konu üzerinden bir hayli tartışma yaşandı. “Tabutları gelseydi daha iyi olurdu” diyenler mi ararsınız, “onlar niye ölmemiş ki” diyenler mi… Ardından Bakanın duruma ilişkin yaptığı açıklama da olayın üstüne tüy dikti. Bakan Bey askerlerin sağ salim dönmelerine pek sevinememiş. Şahin’in dilinin ucuna gelip de söyleyemediğini, Doğu Perinçek, kendisini tutan olmadığından olduğu gibi söyleyivermiş: “Tabutları gelse daha iyi olurdu.”

İnsanlıktan çıkmak diye bir söz vardır. Bu sözün konuyla bağlantısını tahmin etmek zor olmasa gerek. Başta hükümet ‘büyükleri’ olmak üzere konuya ‘ölselerdi daha iyi olurdu’ diye yaklaşanlar, bu sözün hakkını tam anlamıyla veriyorlar. Daha iyi bir insanlıktan çıkma örneği bulmak ise hayli zor. Bir çatışma oluyor, 12 asker yaşamını yitiriyor ve 8’i de esir alınıyor ya da teslim oluyor, her ne ise. Hayatında sadece Hollywood filmlerinde çatışma görmüş beyefendiler de atıp tutuyor. Niye onlar da ölmemiş? Ölselerdi daha iyiymiş. Kurtulduklarına sevinememiş. Ölmek o kadar kolay sanki. Sanki olan biten bir Rambo filmi dekoru önünde yaşanıyor. Söz konusu olan ölümle yaşam arasında verilen bir karar. Ölmeden dönmelerini kendilerine gurur meselesi yapanlar, sekiz ayrı yaşamın, sekiz ayrı ailenin; annenin, babanın, kardeşin, sevgilinin, eşin çektiği, çekeceği acıyı görmüyorlar, görmezden geliyorlar. Masa başında keşke ölselerdi demek kolay geliyor tabii. Yoksul aileler çocuklarının askerden sağ salim dönmelerini beklerken, askerlik gibi sorunlar yaşamayacak kadar zengin ve statü sahibi olanlar, umursamadıkları insanların ölmemelerini kendilerine onur meselesi yapacak kadar onurlular ancak. Yüzsüzlükleri mide bulandırıcı!

Daha yapılan bu açıklamaların şokunu atlatamamışken Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin verdiği karara ne demeli? Askerler tutuklandı. Kararda geçen gerekçeler şunlar: Suçun vasıf ve mahiyetinin askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran ‘emre itaatsizlikte ısrar’ suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka bir ülkenin topraklarına geçmek. Askeri disiplinin sarsılmış olduğu gerçeğine diyecek söz yok. Zira medyada ‘Musul’a kadar girelim icabında’ temennileriyle göklere çıkarılmış Haçlı Seferi tadındaki operasyon gündemi, halkın ordudan beklentisini iyice arttırmışken, cenazelerle ve yaralılarla dönmek neyse de askerlerini esir bırakıp gelmek, hoş olmayacaktı. Ama ordunun heybetine halel gelmemesi için, askeri disiplinsizlik suçunu 8 askerin üzerine atmak, halkın nezdinde güveni sarsılan olmaktansa, günah keçisi atamak suretiyle yakayı kurtarmak demek. ‘İzinsiz olarak başka bir ülkenin topraklarına geçmek’ gerekçesine diyecek söz bulmak zor. Biz askerlerin silah zoruyla esir alındığını zannediyorduk. Demek izinsizce sınırı geçip teslim olmuşlar. Ya da heyecan olsun diye gezintiye çıkıp, yolunu kaybederek sınırı geçmiş de olabilirler. Emre itaat etmek konusunda zaafları var zaten bu hainlerin.

Tüm bu yaşananların faturasının sekiz gariban askere kesilmiş olduğu gün gibi ortada. Devlet erbabı askerlerin yaşıyor olmalarından rahatsız, mahkeme askerler döneli iki gün olmuşken tutuklama kararı çıkarıyor… Hürriyet gazetesi Web sitesinde, 8 askerin tutuklanmasıyla ilgili haberin altına bir okur şöyle yorum girmiş: “Tabii, iyi olmuş niye onlar da ölmemiş ki? Biz boşuna mı maaş ödüyoruz? PKK’lı vekillerimiz maaşlarını yollasınlar terörist kardeşlerine, onlar da gelsin bizim gencecik delikanlılarımızı vursun şehit etsinler. Şehit olmak varken parasını bizim ödediğimiz kurşunla siz neden hayattasınız çekin cezanızı şimdi…” İmam ayarı kaçırınca cemaat de kendisini tutamamış. Türkiye’de son 3 haftadır yaşanan süreç bu değil mi zaten? Her gün sabahtan akşama magazin programı yayınlayan televizyonlar; bir anda insanlara nefret, kin, çıplak bir şiddet duygusu aşılar hale geldi. Bu ortamda insanların nasıl sağlıklı, mantıklı düşünmesi beklenebilir?

Hükümetin, ordunun medyadaki açıklamalarının havasına girerek, ülkenin her yanında esen rüzgarın yönüne kapılıp, kinin, öfkenin, düşmanlığın ortağı olmadan önce azıcık hafızamızı zorlamak o kadar zor gelmesin. Aklını kaçırmış gibi öfkeye kapılarak ‘ölsün, hepsi ölsün’ diye düşünmeden önce, çok değil dört yıl öncesini hatırlayalım. 2003 yılında Süleymaniye’de ABD birlikleri tarafından esir alınan özel Türk birliğindeki askerlerin başlarına çuval geçirilince, neden hükümet, TSK ve basın keşke tabutları gelseydi demedi? Askeri literatürde, Türk askerini esir alacak olan ABD olunca eyvallah demek, PKK olunca şehit olmak farz mıdır? Hem Süleymaniye’de öyle sıradan gariban askerler de yoktu. Türk ordusunun en iyi eğitim almış birlikleri vardı. Neden çatışarak şehit olmadılar da teslim oldular? Söz konusu olan gariban asker olunca üzerine çullanmak kolay mı geliyor? Süleymaniye de sınırın ötesindeydi. Orada da askerler esirdi. Yoksa sizin milliyetçiliğiniz ancak PKK ve Barzani’ye mi söküyor? Karşınızda ABD olunca kuyruğunuzu kıstırmakla mı yetiniyorsunuz? Ortada bir ikiyüzlülük olduğu yeterince açık. Barzani uşakmış. Peşmergeleri ABD eğitiyormuş. ABD Adana’daki İncirlik üssünden Irak’ı vururken tık yok. ABD’nin hesabına sağa sola asker gönderilirken her şey güzel… PKK, Barzani ABD işbirlikçisi de ya ordu, hükümet ne?

Herkes elini vicdanına koyup düşünecek. Sekiz gariban askeri hedef tahtasına koyup on ikiden vurmaya çalışacağına, esir askerlerin bulunduğu bölgeyi top ateşine tutan Türk ordusunun neyi neden yaptığını düşünecek. Düşünmek zor mu geliyor? O zaman, gerçeklerden bihaber, düşmanlığın, savaşın, şiddetin gölgesinde yaşamaya alışsak iyi olacak. Çünkü bu öfke, daha fazla öfke ile bertaraf edilemeyecek.

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.” diyor Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin. Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde 21 Ekim’de meydana gelen çatışmada 12 asker yaşamını yitirirken 8 asker de esir alınmıştı. İki hafta sonra askerlerin serbest bırakıldığı haberi geldikten sonra duyduk bu açıklamayı. Önce 8 askerin PKK’den teslim alınma fotoğrafları bütün basına servis edildi ve bu konu üzerinden bir hayli tartışma yaşandı. “Tabutları gelseydi daha iyi olurdu” diyenler mi ararsınız, “onlar niye ölmemiş ki” diyenler mi… Ardından Bakanın duruma ilişkin yaptığı açıklama da olayın üstüne tüy dikti. Bakan Bey askerlerin sağ salim dönmelerine pek sevinememiş. Şahin’in dilinin ucuna gelip de söyleyemediğini, Doğu Perinçek, kendisini tutan olmadığından olduğu gibi söyleyivermiş: “Tabutları gelse daha iyi olurdu.”

İnsanlıktan çıkmak diye bir söz vardır. Bu sözün konuyla bağlantısını tahmin etmek zor olmasa gerek. Başta hükümet ‘büyükleri’ olmak üzere konuya ‘ölselerdi daha iyi olurdu’ diye yaklaşanlar, bu sözün hakkını tam anlamıyla veriyorlar. Daha iyi bir insanlıktan çıkma örneği bulmak ise hayli zor. Bir çatışma oluyor, 12 asker yaşamını yitiriyor ve 8’i de esir alınıyor ya da teslim oluyor, her ne ise. Hayatında sadece Hollywood filmlerinde çatışma görmüş beyefendiler de atıp tutuyor. Niye onlar da ölmemiş? Ölselerdi daha iyiymiş. Kurtulduklarına sevinememiş. Ölmek o kadar kolay sanki. Sanki olan biten bir Rambo filmi dekoru önünde yaşanıyor. Söz konusu olan ölümle yaşam arasında verilen bir karar. Ölmeden dönmelerini kendilerine gurur meselesi yapanlar, sekiz ayrı yaşamın, sekiz ayrı ailenin; annenin, babanın, kardeşin, sevgilinin, eşin çektiği, çekeceği acıyı görmüyorlar, görmezden geliyorlar. Masa başında keşke ölselerdi demek kolay geliyor tabii. Yoksul aileler çocuklarının askerden sağ salim dönmelerini beklerken, askerlik gibi sorunlar yaşamayacak kadar zengin ve statü sahibi olanlar, umursamadıkları insanların ölmemelerini kendilerine onur meselesi yapacak kadar onurlular ancak. Yüzsüzlükleri mide bulandırıcı!

Daha yapılan bu açıklamaların şokunu atlatamamışken Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin verdiği karara ne demeli? Askerler tutuklandı. Kararda geçen gerekçeler şunlar: Suçun vasıf ve mahiyetinin askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran ‘emre itaatsizlikte ısrar’ suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka bir ülkenin topraklarına geçmek. Askeri disiplinin sarsılmış olduğu gerçeğine diyecek söz yok. Zira medyada ‘Musul’a kadar girelim icabında’ temennileriyle göklere çıkarılmış Haçlı Seferi tadındaki operasyon gündemi, halkın ordudan beklentisini iyice arttırmışken, cenazelerle ve yaralılarla dönmek neyse de askerlerini esir bırakıp gelmek, hoş olmayacaktı. Ama ordunun heybetine halel gelmemesi için, askeri disiplinsizlik suçunu 8 askerin üzerine atmak, halkın nezdinde güveni sarsılan olmaktansa, günah keçisi atamak suretiyle yakayı kurtarmak demek. ‘İzinsiz olarak başka bir ülkenin topraklarına geçmek’ gerekçesine diyecek söz bulmak zor. Biz askerlerin silah zoruyla esir alındığını zannediyorduk. Demek izinsizce sınırı geçip teslim olmuşlar. Ya da heyecan olsun diye gezintiye çıkıp, yolunu kaybederek sınırı geçmiş de olabilirler. Emre itaat etmek konusunda zaafları var zaten bu hainlerin.

Tüm bu yaşananların faturasının sekiz gariban askere kesilmiş olduğu gün gibi ortada. Devlet erbabı askerlerin yaşıyor olmalarından rahatsız, mahkeme askerler döneli iki gün olmuşken tutuklama kararı çıkarıyor… Hürriyet gazetesi Web sitesinde, 8 askerin tutuklanmasıyla ilgili haberin altına bir okur şöyle yorum girmiş: “Tabii, iyi olmuş niye onlar da ölmemiş ki? Biz boşuna mı maaş ödüyoruz? PKK’lı vekillerimiz maaşlarını yollasınlar terörist kardeşlerine, onlar da gelsin bizim gencecik delikanlılarımızı vursun şehit etsinler. Şehit olmak varken parasını bizim ödediğimiz kurşunla siz neden hayattasınız çekin cezanızı şimdi…” İmam ayarı kaçırınca cemaat de kendisini tutamamış. Türkiye’de son 3 haftadır yaşanan süreç bu değil mi zaten? Her gün sabahtan akşama magazin programı yayınlayan televizyonlar; bir anda insanlara nefret, kin, çıplak bir şiddet duygusu aşılar hale geldi. Bu ortamda insanların nasıl sağlıklı, mantıklı düşünmesi beklenebilir?

Hükümetin, ordunun medyadaki açıklamalarının havasına girerek, ülkenin her yanında esen rüzgarın yönüne kapılıp, kinin, öfkenin, düşmanlığın ortağı olmadan önce azıcık hafızamızı zorlamak o kadar zor gelmesin. Aklını kaçırmış gibi öfkeye kapılarak ‘ölsün, hepsi ölsün’ diye düşünmeden önce, çok değil dört yıl öncesini hatırlayalım. 2003 yılında Süleymaniye’de ABD birlikleri tarafından esir alınan özel Türk birliğindeki askerlerin başlarına çuval geçirilince, neden hükümet, TSK ve basın keşke tabutları gelseydi demedi? Askeri literatürde, Türk askerini esir alacak olan ABD olunca eyvallah demek, PKK olunca şehit olmak farz mıdır? Hem Süleymaniye’de öyle sıradan gariban askerler de yoktu. Türk ordusunun en iyi eğitim almış birlikleri vardı. Neden çatışarak şehit olmadılar da teslim oldular? Söz konusu olan gariban asker olunca üzerine çullanmak kolay mı geliyor? Süleymaniye de sınırın ötesindeydi. Orada da askerler esirdi. Yoksa sizin milliyetçiliğiniz ancak PKK ve Barzani’ye mi söküyor? Karşınızda ABD olunca kuyruğunuzu kıstırmakla mı yetiniyorsunuz? Ortada bir ikiyüzlülük olduğu yeterince açık. Barzani uşakmış. Peşmergeleri ABD eğitiyormuş. ABD Adana’daki İncirlik üssünden Irak’ı vururken tık yok. ABD’nin hesabına sağa sola asker gönderilirken her şey güzel… PKK, Barzani ABD işbirlikçisi de ya ordu, hükümet ne?

Herkes elini vicdanına koyup düşünecek. Sekiz gariban askeri hedef tahtasına koyup on ikiden vurmaya çalışacağına, esir askerlerin bulunduğu bölgeyi top ateşine tutan Türk ordusunun neyi neden yaptığını düşünecek. Düşünmek zor mu geliyor? O zaman, gerçeklerden bihaber, düşmanlığın, savaşın, şiddetin gölgesinde yaşamaya alışsak iyi olacak. Çünkü bu öfke, daha fazla öfke ile bertaraf edilemeyecek.

Amerikan çuvalı ipekten miydi?
Resmi açıklamalara göre, “ABD’nin bağımsızlık günü olan 4 Temmuzda Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde 100 kişilik bir ABD birliği Kerküklü mahalli personelin de katılımıyla özel tim bürosunu basarak, burada görevli 3 subay ve 8 astsubayı gözaltına almış ve başlarına çuval geçirerek Bağdat’a götürmüştür. Başlarına çuval geçirilen, tokatlanan ve hakarete uğrayan 11 askeri görevli 57 saat sonra serbest bırakılmıştır.”

Tarihe ‘Çuval Olayı’ olarak geçen bu hadiseyi herkes hatırlıyordur. 8 askerin esir alınmasından sonra aslan kesilen hükümetin o zamanlar yaptığı açıklamamaları hatırlamakta da fayda var. Gazetecilerin, “ulusal onurumuzu çiğneyen bu davranış karşısında ABD’ye nota verecek misiniz?” sorusuna Tayyip Erdoğan’ın verdiği yanıt “Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez. Ağırlığı ve ciddiyeti vardır...” şeklinde olmuştu. Görüyoruz ki söz konusu ABD olduğunda, sadece gazetecilere aslan kesilebilen Tayyip Erdoğan o zamanlar ülke onuruyla pek de ilgilenmiyormuş. Üstelik o dönem, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in yaptığı açıklamada 11 askerin başına çuval geçirilmesi olayının, doğrudan ABD yönetiminin bilgisi dahilinde olduğunu ve haklı nedenlere dayandığını söylerken, aynı zamanda “Türk hükümetinin Kuzey Irak’taki koalisyon faaliyetlerine karşı zararlı bir harekete yetki vermeyeceğini ve desteklemeyeceğini biliyoruz” diyerek AKP hükümetini olayın dışında tuttuğunu ifade etmişti. Ancak ne 4 Temmuzda ne de olaydan iki hafta sonra ABD’nin Türkiye’den asker istediği ve 10.000 kişilik askeri birliğin Irak’a gönderilmesi için hazırlıkların başlatıldığı haberleri gazete manşetlerinde yer almaya başladığında ‘ulusal onur’ söz konusu bile edilmezken, şimdi sekiz tane askerin ‘disiplinsizlikleri’ yüzünden ‘ulusal onurumuzun’ zedelendiği gerekçesiyle kıyamet koparılıyor. Onur zedelenmeleri kimin teşebbüs ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterenlerin, halden hale girerek onurdan, gururdan bahsetmeleri kimlerin onurunu, gururunu okşuyor?{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99