Babakan’ın Oval Ofis münasebetleri

 

Uğur Erözkan

ABD yönetiminden istenenler arasında ise PKK liderlerinin yakalanıp teslim edilmesi, PKK kamplarının ve bürolarının kapatılması, örgütün lojistik ve insan kaynaklarının sona erdirilmesi, ortak operasyon düzenlenmesi, Kuzey Irak’taki Kürt liderlerin PKK’ye destek vermemeleri konusunda ABD tarafından ciddi biçimde uyarılmaları bulunuyordu.

pics_Dnya_698_8094Nihayet beklenen görüşme gerçekleşti. Türkiye 5 Kasım’a kilitlenmişti. Herkes Tayyip Erdoğan’ın George W. Bush ile yapacağı görüşmeyi bekliyordu. Sabahın sekizinden gece yarılarına kadar sokaklarda “bir gece ansızın gelebiliriz” diye bağıran kalabalıklar, 1 Kasım’da operasyon konusunda görüşlerini rapor halinde Başbakanlığa ileten Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kuvvet komutanları, “yeter artık şu PKK’ye haddini bildirelim” diye inleyen köşe yazarları, her gün saldırı olacak korkusuyla yaşayan Kürtler ve her Türkün asker doğmadığını bilen fakat söyleyemeyen Türkler, herkes 5 Kasım’ı bekliyordu. O gün geldiğinde televizyonlarının başında kaygıyla bekleyen insanlar son zamanların bu en önemli açıklamalarından hemen hemen hiçbir şey anlamadılar. Diplomasi böyle bir şeydir, ne kadar çok konuşulursa o kadar az anlaşılır. Zira Erdoğan, Bush ile en uzun görüşmelerinden birini yapmıştı. Kafaların karışmasına şaşmamak gerek. Vatandaşın olan biteni anlaması için ertesi gün bir gazete alıp köşe yazarlarının bu görüşmeden ne mana çıkardıklarına bakması gerekiyordu. Ertesi gün gazeteler alındı, yazılar okundu, fakat kafalar daha çok karıştı.

Operasyona bir ışık yak
ABD muhibi medya, aynı zamanda operasyon tellalı olduğu için, Bush’un operasyona yeşil ışık yaktığını sevinerek duyuruyordu. Oysa görüşmenin ardından Ulusal Basın Konseyi’nde bir konuşma yapan Erdoğan, “operasyona yeşil ışık yakıldı mı?” sorusuna “istihbarat paylaşımı yapacağız” şeklinde yenıt verdi. “Sarı ışık mı yakıldı?” diye ısrar eden gazetecilere “siz istihbarat paylaşımı deyin” diye üsteledi. Anlaşılan o ki, henüz ne diyeceğini Erdoğan da bilmiyordu. Bush’un söylediklerini tekrarlamaktan başka söyleyecek sözü yoktu. En ufak bir yorum bile tehlikeli sonuçlara yol açacağından susuyordu başbakan. Zira görüşmenin basına yansıyan kısmından bir operasyon olacağı, ancak vurulacak hedefi ABD’nin işaret edeceği anlaşılıyor. Görüşmeden PKK tarafı da benzer bir sonuç çıkardı. PKK’ye yakın haber ajanslarının verdiği bir habere göre, amerikan jetleri Kandil Dağı’na yakın sınır bölgesinde kontrol uçuşları yapmaya başladılar. Haber, ABD ile Türkiye’nin ortak bir hava operasyonu düzenleyebileceği ihtimaline işaret ediyordu. Bu gelişme, 5 Kasım’ı hararetle bekleyen ve ABD’nin izniyle PKK’nin hakkından geleceklerini düşünen vatanperver gazetecileri tatmin etmedi. Bir yandan dost ve müttefik ABD’ye sitemler, diğer yandan Bush’a söz geçiremeyen başbakana teessüfler yükseldi gazetelerin köşelerinden.

Kasımpaşalı Teksaslıya karşı
Görüşmeden sonra gazetelerde ve özellikle mizah dergilerinde çokça yer bulan, Erdoğan’ın görüşmede söylediği iddia edilen “sen Teksaslıysan ben de Kasımpaşalıyım” sözleri milliyetçileri tatmin etmeye yetmedi. Milli gururumuzun incindiğini söylemeye kimse yeltenmediyse de milliyetçi cenahtaki mahzun tavırlar Erdoğan’ın ihtiyacı olan kamuoyunu yaratamadığını gösteriyor. Görüşme sonrasında Bush’un ağzından, ABD Dışişleri Bakanı Condeelezza Rice’ın Türkiye’ye geldiğinde söylediklerinden farklı tek bir cümle çıkmadı. PKK’nin “ortak düşman” olduğu zaten önceden beri söylenmekteydi. İstihbarat paylaşımı ise Erdoğan tarafından “her zaman uygulanan fakat olumlu bir sonuç alınamayan yöntemler”den biri olarak görülüyordu. Oysa Türk hükümeti Oval Ofis’e bambaşka bir amaçla gitmişti. Görüşmede Bush’a, Avrupa’dan örgüt adına toplanan paraların dağdaki kadrolara nasıl ulaştırıldığından Türkiye sınırları içerisinde PKK ile mücadele adına neler yapıldığına kadar birçok konuda bilgi verildi. ABD yönetiminden istenenler arasında ise PKK liderlerinin yakalanıp teslim edilmesi, PKK kamplarının ve bürolarının kapatılması, örgütün lojistik ve insan kaynaklarının sona erdirilmesi, ortak operasyon düzenlenmesi, Kuzey Irak’taki Kürt liderlerin PKK’ye destek vermemeleri konusunda ABD tarafından ciddi biçimde uyarılmaları bulunuyordu. Görüşme sonrasında yapılan açıklamalar ise elde edilmek istenen sonuçların hiçbirine ulaşılamadığını gösteriyordu. Bush, “ortak düşmanımız PKK’ye karşı istihbarat paylaşımı yapacağız” demekle yetiniyordu. Başbakan ise görüşmeden memnun ayrıldığını, yapılan basın toplantısında sorulan her soruya verdiği cevabın içine sıkıştırdı. Anlaşılan o ki, görüşmede Erdoğan’ı inandırmaya bile gerek görmemiş Beyaz Saray yönetimi. İkna etmek için başka yöntemler kullanıldığı ortada. ABD’nin anlık istihbarat paylaşımı planının uzun süredir hükümet ve TSK’nın planlamakta oldukları sınır ötesi operasyon anlamına gelmediği açık. Mecliste onaylanan tezkerede “kapsamlı bir sınır ötesi operasyon” tarif ediliyor. Ülke gündemi uzun süre operasyonla meşgul edildikten, medya ve hükümet işbirliğiyle kalabalıklar sokaklara döküldükten sonra atılan bu geri adımdan, Türkiye egemenlerinin ABD’ye rağmen bir adım bile atamayacağı sonucu açık seçik görülüyor.

Erdoğan’ın ve Türk hükümetinin tavrındaki bir başka değişiklik ise Irak ve bölgesel Kürt yönetimine karşı olan tutumlarında ortaya çıktı. Tezkere ile 5 Kasım görüşmesi arasındaki süre boyunca yapılacak kapsamlı Kuzey Irak operasyonunun hedefinde Barzani yönetiminin de olması ihtimali hem hükümet hem de TSK tarafından dillendiriliyordu. Tarihi görüşmenin ardından Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmada bu ihtimalin tümüyle ortadan kalkmış olduğu anlaşıldı. Erdoğan Irak yönetiminden bahsederken, “Iraklı Kürtlerin de temsil edildiği merkezi yönetim” ifadesini kullandı. Aynı açıklamada sorulan “PKK’ye tavır alacakları konusunda Kürt liderlere güveniyor musunuz?” sorusuna Erdoğan, “güvenmek zorundayım” şeklinde yanıt verdi. Ayrıca yapılacak operasyon hakkındaki sorular karşısında hedefte PKK’nin olduğunu ısrarla vurguladı. Aslında bu sonuç sürpriz değil. Hükümet kendi başına karar vermeyeceğini, ABD’nin rızasını almanın şart olduğunu öteden beri söylüyordu. Buna rağmen hükümetin ABD’yle çatışmayı göze alarak Kuzey Irak’a gireceğini düşünenler hayal kırıklığına uğradı.

PKK’ye tasfiye PJAK’a destek
Tayyip Erdoğan ile George W. Bush arasındaki görüşmede yalnızca PKK üzerinden sınır ötesi operasyon konuşulmadı. Irak’ın güvenliğinden Pakistan’a kadar bölgeyle ilgili bir dizi konuda fikir alışverişi yapıldığı biliniyor. Irak’la ilgili plan yapan yalnızca Türk hükümeti değil. Ortada bir de ABD’nin halihazırda bir savaşla birlikte yürütmekte olduğu Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) var. Söz konusu proje yalnızca Irak’ı parçalara bölmeye yaramıyor, aynı zamanda ABD’ye yaranmak konusunda kimin daha hevesli olduğunu ortaya çıkarıyor. Türk hükümetinin yalnızca ABD’nin gösterdiği hedefe yönelme konusunda Barzani ve Talabani’den daha hevesli olduğu için değil, aynı zamanda GOP’u uygulamada ABD’nin işine en çok yarayacak taraf olduğu için de Beyaz Saray tarafından sırtının sıvazlandığını anlaşılıyor. ABD’nin Ortadoğu politikasını anlamak için Bush’un, Rice’ın, Petraeus’un diplomatik konuşmalarını çözmeye çabalamak şart değil. Bu konuda yazıp çizen köşe yazarları arasında Cengiz Çandar’ın söyledikleri doğrudan ABD’nin tutumu olarak okunabilir. Çandar, Washington’la empati kurmada Türk basını içerisinde en yeteneklisi olduğunu Tayyip-Bush görüşmesinin ardından yazdığı yazılarda bir kez daha gösterdi. Görüşmeden “olabilecek en iyi sonucun çıktığını” belirten Çandar’a göre PKK kısa süre içerisinde ABD-Türkiye işbirliğiyle tasfiye edilecek. Belki de Çandar’ın dediği yola girilecektir. Tabii örgütün bütün varlığına son vermek kimsenin elinden gelmez. Ancak, PKK’den PJAK’a güç kaydırılması ABD’nin dönemsel çıkarlarına daha uygun düşebilir. ABD’nin İran’a yönelik baskılarını gün geçtikçe artırdığını da hesaba katarsak Türk hükümeti ile yapılan PKK’yi tasfiye etme karşılığında İran’a karşı konuşlanma pazarlığı kabak gibi ortaya çıkıyor. Bunları Cengiz Çandar’ın “Türkiye’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde çok önemli bir yeri olduğunu Bush yönetimi gayet iyi biliyor” sözlerinden de çıkarabiliriz.

ABD’den bir düğüm daha
Görüşmeyi ve sonuçlarını bu denli önemli kılan, hiç şüphesiz Türkiye hakim sınıflarının ABD’ye ne kadar bağımlı olduklarını tüm netliğiyle ortaya koyuyor olması. Liderler arasında yapılan pazarlıkların içeriği, kapalı kapılar ardında yapılmış olmasına rağmen, görüşmenin öncesinde Rice’ın, sonrasında ise Petraeus’un Türkiye’ye yaptıkları ziyaretler hesaba katıldığında daha net görülebiliyor. Petraeus’un esir askerlerin Türkiye’ye iade edildiği uçakta bizzat yer aldığını bilen ve bundan ABD’nin Türkiye’ye beslediği dostluğun net bir şekilde görüldüğü sonucunu çıkaran ABD muhibi köşe yazarları, Rice’ın PKK’yi “terörist” ve “ortak düşmanımız” diye tanımlamasından gerçek dostların zor günlerde kendini belli edeceği sonucunu çıkarıyorlar ve saklamaya gerek görmedikleri bir duygusallıkla “ABD-Türkiye el ele güzel günlere” türküsünü söylüyorlar. Bu görüşmenin iki ülkeyi daha fazla yakınlaştırdığı sır değil. Bir başka deyişle önümüzdeki dönemde ABD, Türkiye’yi GOP’a daha sıkı bağlamak için bir düğüm daha atmış gözüküyor.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99