Bahar Alimoğlu
Komisyon Başkanı Ergun Özbudun aynı zamanda; Konrad Adenauer Vakfı ve Venezuela’da Chavez’e karşı darbeyi destekleyen muhalif grupların finansörü olarak bilinen NED’in (National Endowment for Democracy) ortağı olan Türk Demokrasi Vakfı’nın başkan vekilidir. Güzelliğe bak! Venezuela’da halkın anayasasını ortadan kaldırmayı ve Chavez hükümetini devirmeyi amaçlayan emperyalist kurumların Türkiye’deki taşeronları bizim anayasamızı yapıyor… Komisyonun diğer üyeleri de hiç fena sayılmaz.
Biz referandum saçmalığıyla uğraştığımız sıra, Venezuela’nın tüm eyaletlerinde ve beldelerinde, toplam 9020 noktada kurulan sokak parlamentolarında yeni anayasa metnini oluşturmak için tartışmalar ve forumlar düzenleniyordu. Bu platformların % 56’sı siyasi partilerin, sendikaların, işçi ve öğrenci örgütlerinin, yerel meclislerin, köylü meclislerinin temsilcilerinden ve % 44’ü bireysel olarak katılan vatandaşlardan oluştu. Taslak metin, birinci ve ikinci oturumlarda belirli değişikliklerle onaylanmıştı. Son oturumda kabul edilip Aralık’ta yapılacak olan halk oylamasında da onaylanırsa, Venezuela yeni anayasasına kavuşmuş olacak.
Venezuela’yı ikinci AKP iktidarı döneminde, bir kez de gündemdeki anayasa tartışmaları vesilesiyle anmak şart oldu. Yeni bir anayasaya neden ihtiyaç duyulur? Hangi süreçlerde anayasa değişikliğine gidilir? Anayasanın anlamı nedir? Ne işe yarar? Nasıl hazırlanır? Kimler hazırlar? Bütün bu soruların yanıtlarını bir Venezuela deneyimine bir AKP girişimine bakarak arayalım.
Venezuela demokrasinin sırrı ne?
1998’de “Venezuela’nın karşı karşıya olduğu ıstırap, yoksulluk ve eşitsizlik sorunları kapitalizm çerçevesinde çözülemez” diyen Chavez Venezuela’da iktidara geldiğinde arkasında -halen artarak süren- ciddi bir halk desteği vardı. Bu desteğin temellerine indiğimizde 1989’daki Caracas Katliamı’nda alınan tutumları görürüz. Carlos Andres Perez hükümetinin, benzine ve dolayısıyla temel ihtiyaç maddelerine IMF direktifiyle ağır zamlar yapması halkın yoğun tepkisiyle karşılaşmıştı. Caracas’ın yoksulları, emekçileri, gecekondularından zenginlerin yaşadığı merkeze inip mağazaları yağmalamaya, barikatlar kurmaya ve polisle çatışmaya başlamıştı. Perez’in isyanları bastırma emri sonucunda halk orduyla karşı karşıya geldi ve üç gün süren olaylar sırasında binlerce insan öldü. Chavez ve dört subay arkadaşının başlattığı, adını Chavez’in ve arkadaşlarının Bolivar’ın doğumunun iki yüzüncü yılında askeri okuldan mezun olmalarından alan Bolivarcı Devrimci Hareket–200 de bu sürece dahil oldu. Ordunun bir kısmının desteğini alan ve çeşitli devrimci örgütlerle işbirliği yapan Chavez, kendi sözüyle ifade edersek, “şimdilik” başarısız olmuştu. Chavez tutuklanarak cezaevine kondu. Venezuela halkı Chavez’i işte böyle tanıdı.
Chavez, 1992 yılında bir kez daha iktidarı ele alma girişiminde bulundu. Yine başarısız oldu ve tutuklandı. Ama Chavez, artık tüm Venezuela’da tanınıyordu. 1994’te Rafael Caldera hükümetine halkın yaptığı baskıyla serbest kaldı. Chavez işte bu sürecin sonucunda 1998 seçimlerinden % 56.7 oy alarak devlet başkanı seçildi. 1999’da kurucu meclisin oluşturulması için referanduma gidilmesi yönünde bir kararname yayımladı ve bu öneri, % 92.19’luk bir destek aldı. Yapılan referandumda da yeni anayasa % 71.4 evet oyuyla kabul edildi. Chavez, 3 Temmuz 2000’de yapılan erken seçimlerde başkan adayı olarak toplam oyların % 60.3’ünü almayı başardı. 2002 Şubat ayında Chavez’e karşı yapılan Amerikan destekli darbe ise ancak iki gün sürebildi. 2004 yılında, aslında yeni anayasayı ortadan kaldırmayı, Chavez’i başkanlıktan indirmeyi planlayan aynı muhalefet üç milyonun üzerinde imza toplayarak referandumu gündeme taşıdı ve referandum kararı alındı. Chavez, oyların % 60’ını aldı. 2005 seçimlerinde hükümeti destekleyen Değişim İçin Blok, % 70 oy oranını elde etti. 2006 başkanlık seçiminde de Chavez % 63’le yeniden seçildi. Bu yıl da Venezuela, anayasasını daha da geliştirmek için anayasal reform görüşmelerinde bulundu ve yine, yazının başında bahsettiğimiz gibi Venezuela halkı başrolde…
Bizde ise işler, müşteriye göre farklı farklı anayasa önerileri yazabilen ve İhsan Doğramacı tarafından kurulan bir vakıf üniversitesinde hukuk profesörü olan bir zat-ı muhteremin başkanlık ettiği, altı kişiden oluşan bir komisyonun AKP iktidarına taslak hazırlaması yöntemiyle yürütülüyor. Komisyon Başkanı Ergun Özbudun aynı zamanda; Konrad Adenauer Vakfı ve Venezuela’da Chavez’e karşı darbeyi destekleyen muhalif grupların finansörü olarak bilinen NED’in (National Endowment for Democracy) ortağı olan Türk Demokrasi Vakfı’nın başkan vekilidir. Güzelliğe bak! Venezuela’da halkın anayasasını ortadan kaldırmayı ve Chavez hükümetini devirmeyi amaçlayan emperyalist kurumların Türkiye’deki taşeronları bizim anayasamızı yapıyor… Komisyonun diğer üyeleri de hiç fena sayılmaz.
Polis Akademisi’nde ve Gazi Üniversitesi’nde ders veren Zühtü Arslan, Avrupa Konseyi’nin bir programında uzman öğretim üyesi, İngiliz Büyükelçiliği ile İçişleri Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü bir başka projede uzman, TESEV tarafından yürütülen bir diğer projede de yazar olarak yer almıştır. TESEV’in AB’den proje karşılığı hibe aldığını söylemeye lüzum yoktur herhalde. Selçuk Üniversitesi’nde ders veren hukukçumuz Yavuz Atar da, Dicle Üniversitesi’nde hukuk dersleri veren Fazıl Hüsnü Erdem de, Gazi Üniversitesi’nden Levent Köker de AB destekli projelerde yer alarak hibelerden nemalanmaktadır. Serap Yazıcı da Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir ve Özbudun’un ek kontenjanından komisyona girmiştir.
İki farklı sonuç
Venezuela örneğinden çıkardığımız dersler var. Venezuela’da anayasanın temel eğilimlerini belirleyen de, anayasayı hazırlayan da, oylayan da halkın ta kendisi. Anayasa değişikliği konusunda esas üzerinde durulması gereken nokta, işte bu. Anayasanın yapılışında izlenen yöntemler, onun içeriğini de doğrudan etkiliyor. Demokratik bir anayasa ancak ve ancak halkın katılımıyla ve onun öncüleri tarafından hazırlanabilir. Venezuela’da işler böyle yürüyor. Türkiye’deki manzarayı uzunca anlatmaya gerek yok. AKP iktidarının sicili belli vakıf erbabına hazırlattığı taslak, son dakikaya kadar açıklanmayacak olan yeni anayasa, “referandum” diye yutturulmaya çalışılan komedi… İşin komedi tarafı, referandumun ilkesel olarak demokratik bir yöntem olmasından ileri geliyor. Referandumda halk, karar alma sürecinin başında da, ortasında, sonunda da etkendir, öznedir. Bu yüzden, Venezuela’da yapılana referandum denir. Bize yutturulmaya çalışılan “referandum benzeri ürün” ise, antidemokratik bir yöntemdir ve tarihte de örneği çoktur. Halk edilgendir, nesnedir ve karar alma sürecinin sadece sonuna katılır. Referandumun yapılmasını isteyen halkın kendisi (Venezuela anayasasına göre halkın referandum ile kararları oylama, seçileni geri çağırma, önemli ulusal kararlar ve ulusal bağımsızlıkla ilgili her yasayı referanduma götürme hakkı var. Ayrıca Venezuela’da Yasama-Yürütme-Yargı erkleri yanında tanımlanmış Halk Gücü ve Seçmen Gücü erkleri de bulunuyor.) ya da halkın seçtiği temsilcilerdir; oylanan ise halkın temsilcilerinin halk ile beraber hazırladığı bir metindir. “Referandum benzeri ürün”e başvuranlar ise, iktidar sahipleridir; tıpkı Türkiye’deki gibi. Oylanan şey de halkın katılımı olmadan hazırlanan metinlerdir; tıpkı Özbudun Komisyonu Anayasa Taslağı gibi. Özetle, referandum demokrasinin vazgeçilmez bir öğesiyken, bizde yaşanan iktidarların kendilerine meşruiyet kazandırmak için başvurdukları bir demokrasicilik oyunu ve kandırmacadır.
Kavram çarpıtmacası ve utanmaz toplum mühendisleri
Yeni anayasamız “sivil” olacakmış! Eğer “sivil”den anladığınız kelimenin kahvehane anlamıysa; yani askeri olmayan, asker sınıfından olmayan, üniforma veya özel giysi giymemiş olana sivil diyorsanız sorun yok. 11. sayımızın kapak yazısında konuyu ele aldık. Kısaca yinelersek: Sosyal bilimlerde “sivil” terimi siyasal olanın karşıtı olarak kullanılır. Kahvehane anlamından bile gitsek; Türkiye’de neo-liberlizmin hayırlı evladı AKP’den ve ABD işbirlikçisi vakıf mollalarından daha alâ asker mi olur? Sivil anayasaymış!
Yeni anayasamız “demokratik” olacakmış! “1982 Anayasası demokratik değil”e sarıldılar. Günaydın. Sizin düzeninizde, ülkelerin anayasaları, darbeciler eliyle de yapılabilir, küreselleşme “demokratları”nca da… Bunların hiçbirinden halka demokrasi çıkmaz. Çalışın da sizin yapacağınızı da görelim… “Demokratik anayasa”yı toplum ve hukuk mühendislerinize yaptırın. Utanmazca “kendi demokrasinizi” geliştirin. Burjuva demokrasisinden başka bir demokrasi anlayışı, hele de sizin tarafınızdan nasıl inşa edilebilir ki! Bugün yeni anayasayı isteyenlere bir bakalım: Büyük sermaye, AKP iktidarı, emperyalist merkezler… Peki burada kimin demokrasisi öter?
Yeni anayasamız “ideolojisiz” olacakmış! Bugün Türkiye’de AKP, ne yazık ki anayasayı yapabilecek çoğunluğa sahip ve diğer grupları dışlayarak, kendi görüşlerini ve ideolojisini dayatıyor. Birilerinin bunlara, anayasanın içeriğinin devletin resmi ideolojisi ve temel tercihleri doğrultusunda belirlendiğini hatırlatması gerekiyor. Devlet kimin devleti? İktidar kimin? Halkın mı? Hayır. Dolayısıyla yeni anayasanın ideolojisi, taslak metinden tutun da komisyondaki kişilere, hazırlanış sürecine kadar her yerden fışkırmaktadır. Ve şu da çok nettir ki; bu neo-liberal ideolojidir. Boş verin. Unutun, unutun… Siz utanmaz toplum ve hukuk mühendislerinize de elbet bir gün hatırlatılacaktır, tıpkı Venezuela’da olduğu gibi.{jcomments on}