Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Halkların kardeşliği için sosyalistler ne yapacak?

 

Uğur Yıldırım

Sosyalistlerin esas işinin sınıf siyaseti yapmak olduğu hatırlanırsa, kamplaşmanın değil birlikteliğin nesnel zeminin nasıl sağlanabileceği açığa çıkar. Sol, kamplaşmada bir tarafın varyantına dönüşerek herhangi tarihsel rol oynayamaz. Ancak Kürtlerin haklarını savunmanın yanında iyi sınıf siyaseti yapabilen bir sol kendi kampını oluşturabilir.

kardeslikTürkiye siyasetinin Kürt sorunu ekseninde bir kez daha düzenlenmesinin ardından, sorunu kardeşlik-birlik ekseninde çözmek isteyenler siyasi tutumlarını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Çünkü ikircikli, ne istediğini bilmeyen siyasetler böyle kritik süreçlerde işlemiyor. Kardeşlik istemek yalnızca bir temenniyi ifade etmeyecekse, bunun nesnel dayanakları ortaya konmalıdır.

Temsil tartışması
Kürtleri kimin temsil ettiğiyle, temsil edenlerin savundukları siyasetlerin doğruluğu tartışması ayrılmalıdır. Seçim sonuçlarının gösterdiği gerçeği teslim edelim. Kürtleri şu an DTP ve AKP temsil etmektedir. DTP en az dört seçimdir 2 milyon civarında oy alıyor. DTP’yi, aldığı oylardaki istikrara ve yarattığı siyasal etkiye bakarak, Kürt halkını temsilde daha önde görmek gerekir. Bu tabloya bakarak sosyalistlerin bir kısmı bazı kestirimlerde bulunuyorlar. Bu kestirimlere göre saflaşma Kürt hareketi ve devlet şeklinde olmakta ve bu süreç bize bir tarafı seçmeyi dayatmaktadır. Saflaşmanın bu şekilde oluştuğu doğru da bir tarafın seçilmesi gerektiği tartışmalıdır. Çözümsüzlüğü kim dayatıyor olursa olsun, verili durumu kabul ederek bir tarafın siyasetine eklemlenmek zorunluluğu sosyalistlere hiçbir özel görev yükleyemez. Bu bakımdan Türk milliyetçiliğinin ya da Kürt milliyetçiliğinin bir varyantına dönüşmek sosyalistler açısından en önemli güncel tehlikedir.

Kürtlerin talepleri görmezden gelinemez
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, 84 yıldır, Kürt kimliğinin tanınmamış olması sorunun esas kaynağı olarak görülmelidir. Buna karşın Kürtler 84 yıldır kendi dillerini, kültürlerini muhafaza ettiler. Yani neresinden bakarsanız bakın ortada vahim bir tablo bulunuyor. Son 25 yıldır da Kürtler etkili bir biçimde örgütleniyorlar, milyonlarca insan bu talepler etrafında mobilize oluyor. Newroz mitinglerine milyonlarca insan katılıyor, onlarca şehirde belediye başkanlıklarını DTP’li adaylar kazanıyor, 23 DTP’li de meclisteki yerini alıyor. Buraya kadar şunu teslim etmek zorundayız: Ortada kapsamlı bir siyasal sorun duruyor. Bütün veriler görmezden gelinirse ortaya resmi söylemden başka birşey çıkmaz. Bunun sonucu olarak da üretilen çözümler askeri tedbirler dışında bir sonuç doğuramaz ve bu çözümlerin de kardeşlikle uzaktan yakından bir bağı kurulamaz. Kardeşlik denilen şey ancak eşitler arasında kurulabilir. MHP söyleminin peşine takılan CHP’nin Kürt illerinden silinmesi oldukça öğretici olmuştur.

Kimlik siyasetiyle nereye kadar
Kürt kimlik siyaseti, doğası gereği sadece Kürt nüfusunda taban bulabildi. Dünya ve Türkiye çapında solun ideolojik ve siyasal etkisinin gittikçe azaldığı bir konjonktürde yükselen Kürt mücadelesi başlangıçta edindiği sol formasyondan gittikçe uzaklaştı. Diğer taraftan solun gittikçe kan kaybetmesiyle uygun bir ortam bulan Türk milliyetçiliği, karşısına PKK’yi alarak istikrarlı bir tırmanışa geçti. 2007 yılının sonuna yaklaştığımız şu günlerde, sürecin başında tarafsız görünen unsurların şimdi MHP ile milliyetçilik yarışına tutuştuklarını görüyoruz. (Kürt milletvekillerinin 91 genel seçimlerinde SHP listelerinden meclise girdiğini hatırlatalım.) Bu süreç eğer sosyalistler tarafından kesilemezse, kamplaşmanın iyice belirdiği tehlikeli bir dönemece girilecek.

Sosyalistlerin avantajı
Sosyalistlerin esas işinin sınıf siyaseti yapmak olduğu hatırlanırsa, kamplaşmanın değil birlikteliğin nesnel zeminin nasıl sağlanabileceği açığa çıkar. Sol, kamplaşmada bir tarafın varyantına dönüşerek herhangi tarihsel rol oynayamaz. Ancak Kürtlerin haklarını savunmanın yanında iyi sınıf siyaseti yapabilen bir sol kendi kampını oluşturabilir. Bu bakımdan sosyalistlerin siyasal bağımsızlıklarını korumaları ya da tekrar tesis etmeleri güncel görevdir. Siyasal bağımsızlığı korumaktan etliye sütlüye karışmamak anlaşılıyorsa hemen bir uyarı yapalım. Sonuna kadar siyasetin içinde yer almak zorundayız. Kuzey Irak’a girmek için bir tezkere çıkıyorsa, bizi ilgilendirmez diyerek bir kenara çekilmekten bahsetmiyoruz. Her somut durumda, bir tutum beyan etmek ve o tutumun propagandasını ısrarla yapmak zorundayız. Ancak, kendi siyasetimizi üreterek, kendi vurgularımızı yaparak.

Ortadoğu coğrafyasında yaşanan olaylar, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar, milliyetçiliğin penceresinden bakılamaz durumdadır. Ya da, Ortadoğu’da milliyetçiliklerle ilgili değerlendirmemiz, onların emperyalizmle olan ilişkisine tabidir. Filistin halkının bütün dünyada yıllarca sempatiyle karşılanan onurlu mücadelesi, anti-emperyalizmle açıklanabilir. Neden Mesut Barzani ezilen halkların sembolü olamazken, Filistinli küçük çocuklar bütün dünyada ezilen halkların sembolü olabiliyor? Elbette emperyalizmle olan ilişkileri yüzünden.

Emperyalizm bir dünya sistemidir. Biz emperyalizmden bahsederken halk arasında yaygınlaşmış ‘bunların hepsi dış güçlerin oyunu’ gibi basit bir anlayıştan bahsetmiyoruz. Bu dünya sistemi aynı zamanda AKP hükümetidir, TSK’dır. Bu sisteme ekli olan devletlerin hükümetleri ve kurumları ancak dünya sisteminden kopmayacak kadar özerktir. 2003 yılında ABD askerlerinin ülkemizden geçişine izin verecek tezkere Meclis’ten geçmeyince Tayyip Erdoğan’ın başının nasıl belaya girdiğini hatırlayalım. Biz ‘Yalnızca bir milliyetçiliği hedef tahtasına yerleştirmek yetmez, aynı zamanda emperyalizmi hedef tahtasına koymak gerekir’ derken bunu kastediyoruz. Türkiye de, Barzani yönetimi de, PKK de bu değerlendirmeye tabidir. Mesela Barzani yönetiminin emperyalizmle olan ilişkisini teşhir etmeden yapılan siyaset eksik kalır. Sadece eksik de kalmaz aynı zamanda yanlıştır. Anti-emperyalist olduğunu iddia eden Türk milliyetçiliğinin dümen suyundaki kitlelere bu durumun teşhirini yapmadan söze başlamak diyaloğu baştan koparmak anlamına gelir. ‘Tamam, emperyalizm var ama onlar da ulusal mücadele yapıyor, bazı yanlışlıklarını hoş görmek durumundayız’ diyemeyiz. Çünkü “bazı yanlışlar” denilen şeyler bugün bölgemizdeki en önemli siyasal soruna işaret ediyor: İşgal! Bu siyasal sorunun arkasından dolaşmak, yanından geçmek veya görmezden gelmek kabul edilemez. Bugün en tutarlı anti-emperyalistler sosyalistlerdir ve bunun gereği yapılmak zorundadır.

Kendi kaderini tayin hakkı
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanımak bizi siyaset dışına itemez. Her ulus kendi kaderini tayin etmek hakkına elbette sahiptir. Burada ilkesel bir sorun yoktur. Eğer bugün Türkiye’de sandık başına gidilip Kürtlere ‘Birlikte mi yaşamak istiyorsunuz yoksa ayrılmak mı?’ diye soruluyor olsaydı; hiç şüphesiz sosyalistler seçim sonucunun gereğini savunuyor olacaklardı. Ancak seçim sonuçlarından bağımsız olarak, sosyalistlerin sorunun kendisine ilişkin bir tutumu olabilir ve bu tutumun propagandasını yapmakta özgürdürler. Tayin hakkı mekanik bir şey değildir. ‘Önce Kürtler hele bir kendi kaderlerini tayin etsinler, ondan sonra sosyalistler kendi siyasetlerini savunmaya başlarlar’ diyemeyiz. Biz kendi siyasetimizi en baştan itibaren savunmak zorundayız. Siyaset statik bir ortamda yapılmıyor. Emperyalizm kimsenin kendi kaderini tayin etmesini beklemiyor, ayrılıkları kendi lehine kullanmak konusunda ustaca siyaset yapıyor. Emperyalizm beklemiyorsa biz de bekleyemeyiz.

Kardeşlik barikatı
Şu an Kürtleri DTP’nin ve AKP’nin temsil ettiği ne kadar doğruysa, Türkleri de AKP CHP ve MHP’nin temsil ettiği bir o kadar doğrudur. Meseleyi ‘Kürtlerin meşru bir temsilcisi var bu nedenle bize söz düşmez’ demeye kadar götürenlere, ‘Türklerin de meşru temsilcileri var size söz düşüyor mu?’ diye sormak gerekir. Başta söylediğimizi yine tekrar etmek zorundayız. Meşru siyaset ile doğru siyaset çakışmak zorunda değildir. Kamplaşmanın, Kürt mahallelerine saldırmak gibi bir sonuç doğurduğu şu günlerde doğru siyaset kendini net çizgilerle yanlışlarından ayırmak zorundadır. Türk milliyetçisi siyasi çizgiden ayrışmak kadar, Kürt milliyetçisi siyasal çizgiden de en az o kadar net bir biçimde ayrışmak gerekir. Kardeşlik bir temenninin ötesine geçip siyasi bir talep haline gelecekse, önkoşul budur. Sosyalistler kardeşlik barikatı denilen şeyi ancak bu şartlar altına kurabilirler. Bunun aksi, bir tarafa eklemlenmektir.{jcomments on}