Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Gençlik hareketinin durumu ve güncel bir soru: 6 Kasım’da eylem yapmak bir mecburiyet mi?

 

Yarınlar

Bu dönemde öğrenciler, daha çok kendilerini ilgilendiren akademik demokratik talepler etrafında değil, doğrudan ülke ve dünya gündemini ve dolayısıyla da kendi geleceklerini ilgilendiren açık politik pozisyonlar etrafında harekete geçecektir.

251372Gençlik hareketinin dibe vurduğu olgusu daha tartışmalı gözükse de 6 Kasım eylemlerinin öğrenci kitlesinden uzak, dar kadro eylemleri haline geldiği gerçeği gençlik içinde çalışan devrimci öznelerin neredeyse tamamı tarafından kabul görüyor. 6 Kasım eylemlerinin nasıl kitleselleşeceği, öğrencileri YÖK özelinde nasıl harekete geçireceği konusunda her yıl ekim ayı içerisinde bir dizi hararetli tartışma yürütülüyor. Konuya ilişkin farklı yaklaşımlar, temelde 6 Kasım eylemlerinin anlamlı ve uğraşmaya değer bir süreç olduğu konusunda hemfikir gibiler. Konunun bu aşaması tartışılmadan, yani hastanın neden hasta olduğu konusunda fikir birliğine varılmadan tedavi yolları konusundaki tartışmalar anlamsız kalıyor.

Bir dönem kapandı
6 Kasım eylemlerinin bilançosu kabaca incelendiğinde, eylemlerin yapıldığı şehrin kadro solcularından başka kimseyi çekemediği, belki de bu nedenle solcularla polis arasında her yıl düzenlenen bir düelloya dönüştüğü görülebilir. Ancak kendi içinde neden sonuç ilişkileriyle birlikte sıralanabilir olan bunlar ve benzeri bir dizi gerçek, başka bir gerçeğin sonucundan başka bir şey değildir. 6 Kasım eylemlerinin doruğuna çıktığı, 95–96 yıllarında yaşanan dönem değişmiştir. İşte bu değişimin kendisi, dönem değişmemiş gibi davranan, ya da bir dönem tahlilinden yoksun olan solun eylem alanlarında yalnızlaşmasının en önemli nedenidir. Geride bıraktığımız dönemin temel başlığı, akademik demokratik talepler etrafında toplanan bir hak arama mücadelesiydi. 95–96’da öğrencileri harekete geçiren de harçlara yapılan %350 oranındaki zamlardı zaten. Bunun yanına kredilerin azlığı, formasyon hakkının verilmemesi gibi üniversite öğrencilerinin özel sorunları da eklendiğinde, öğrenci gençlik elbette ülke gündemiyle de bağlantılı fakat kendi özel sorunları etrafında harekete geçmeye hazır bir dinamikti. Başka bir anlatımla öğrencileri harekete geçmeye iten dinamikler öğrencilerin kendi özel gündemleri içinden çıkıyordu. YÖK de üniversitelerin ülkenin geçirdiği neo-liberal dönüşüme ayak uydurmasını kolaylaştırmak ve üniversitelerin piyasalaştırılması görevini gerçekleştirmek için görev başındaydı.

12 Eylül sonrasında işçi hareketinin çıkışı ve elde edilen kısmi kazanımlar, 90’lı yılların başında hak arama mücadelesini güçlendirdi. Bu dönemde gündeme gelen kamu çalışanı sendikacılığı, en azından kamu çalışanlarının sendikalaşmasının yasallığı meclis tarafından onaylanana kadar giderek büyüyen bir hareket olarak ortaya çıktı. Gençlik hareketi de bu iki dinamiğin yarattığı politik iklimden beslendi ve destek aldı. Ekonomik-akademik mücadele ile kısmi de olsa bazı kazanımlar elde edilebileceği fikri ile, bu fikir öğrenci hareketi dışında da taraftar bulduğu ölçüde, gençlik hareketi daha az emekle daha çok inanç üretme olanağına kavuştu.

Kabaca özetlenen ve 95–96 öğrenci eylemlerini doğuran bu dönem artık ortadan kalkmış bulunuyor. Bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başladığı tahlilini yapmak, eski dönemin taleplerinin, anlayışının ve mücadele araçlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. O nedenle bir üniversite çapında yemekhane boykotu, rektörlüğün teşhir edildiği bir kampanya ya da soruşturmaların savuşturulmasına yönelik çalışmalar tamamen anlamsız değildir. Ancak bu tip mücadeleler öğrencileri harekete geçirecek, birleştirecek ve adına öğrenci hareketi denebilecek bir bütünlüğü sağlayacak dinamiklerden yoksunlar. Böyle çalışmalar başarı da kazanabilirler ama büyük öğrenci kitlelerini harekete geçiremezler.

Gençlik hareketi içinde akademik demokratik bir hak arama mücadelesinden büyük başarılar beklenmesinin, herkesçe var olduğu kabul edilen bazı örtük ön koşulları da ortadan kalkmış durumda. Birincisi, bu anlayış ve genel olarak bu anlayışta kitlesel bir 6 Kasım örgütlenmesi, ‘tüm gençlik kitlesinin’ sorunları temelinde ‘bütün üniversite bileşenlerinin’ hareketinin hedeflemesini zorunlu kılıyor. Çünkü ‘söz, yetki ve karar hakkı’, ‘pahalılaşma’ ve benzeri talepler ortaya atılırken, ihmal edilebilir bir kesim dışarıda bırakılırsa tüm öğrenci kitlesine maledilmeye çalışılıyor. Peki, öğrenciler bu taleplere itibar ediyorlar mı? Hayır. Bu talepler aynı zamanda öğrencilerin görece homojen bir topluluk olduğunu varsaymak zorundalar. Ancak bugün üniversite hareketine kafa yoranlar, öncelikle artık homojenliğinden söz edilemeyecek öğrenci gençlik kitlesini analiz etmek zorundadır. Üniversite eğitimini giderek bir ayrıcalık haline getiren eğitim sistemi, arkada bıraktığımız dönemde en azından yerel eylemlere yol açan kimi gelişmeleri (öğrencilerden saçma sapan gerekçelerle toplanan paralar, yemekhane zammı vs) umursamayan bir öğrenci kitlesinin üniversitede birikmesine yol açmıştır. Dersanelere ödenen milyarlarla terbiye edilen bir nesil, 30–40 milyon kimlik parasına karşı çıkmayı anlamlı bulmuyor, en azından bunu protesto etmeye değecek kadar anlamlı bulmuyor. Bazı iyi üniversite ve bölümlere kapağı atan dar bir kesim ne pahasına olursa olsun diplomayı elde etmekle ilgilenirken, KPSS’ye başvurma hakkı dışında bir şey kazandırmayacak üniversitelerdeki geniş çoğunluk yenilmişliğini kabul etmektedir.

Politik mücadele belirleyicidir
Birkaç yıldır içinde bulunduğumuz yeni dönemin öne çıkan aracı politik mücadeledir. Bu dönemde öğrenciler, daha çok kendilerini ilgilendiren akademik demokratik talepler etrafında değil, doğrudan ülke ve dünya gündemini ve dolayısıyla da kendi geleceklerini ilgilendiren açık politik pozisyonlar etrafında harekete geçecektir. Son yıllarda gençlik alanında yaşanan önemli eylemler hatırlandığında içinde bulunduğumuz dönemin özellikleri ve görevleri daha kolay ortaya çıkacaktır. 1 Mart 2003’te Ankara’da gerçekleşen tezkere karşıtı kitlesel mitingdeki gençlik katılımı, Irak’a ilk bombanın düştüğü gün birçok üniversitede gerçekleşen ani kitle eylemleri içinde bulunduğumuz dönemin tipik göstergeleridir. Bunlara TMMOB ve benzeri kuruluşların düzenledikleri çeşitli politik gelişmeleri konu alan eylemlerdeki katılım da eklenebileceği gibi, son günlerde yaşanan milliyetçi kabarmanın sonucu olarak ortaya çıkan öğrenci eylemleri de içerik bakımından tamamen yanlış ve kabul edilemez olmakla birlikte tarz bakımından yeni dönemin harekete geçme şeklinin örnekleridir. Genel bir politik gündemin sonucu olarak, hazırlıklı ve önceden örgütlenmiş kampanyaların sonucu olarak ortaya çıkabileceği gibi, böyle eylemler ani ve patlamalı bir sokağa dökülme biçiminde de cereyan edebilir. Ancak eski ve yeni dönemi ayıran temel fark eylem tarzı değil eylemlerin içeriğidir. Ülkenin genel durumu, tüm toplumsal kuvvetleri politik eksenlerde bölmektedir. Politik eksenlerdeki bölünme belirleyicidir. Bunun yerine akademik vs. mevzilenme koymaya çalışmak, bizzat solu politikanın dışına itmektir. YÖK ve bir kısım sempatizanı hariç, başta hükümet olmak üzere farklı gerekçelerle de olsa bu ülkede YÖK’e hayır demeyen tek bir politik kuvvet gösterilebilir mi? Bu soruya evet yanıtı verilemiyorsa bugün YÖK’e karşı çıkmanın politik bir karşılığının olmadığı da kabul edilmelidir. Politika doğası gereği ayırıcıdır. 6 Kasım eylemlerinin üzerine polisi salan hükümet de YÖK’ü ortadan kaldırmak için manevra üstüne manevra yapıyorken, eylemlere yönelik devletin saldırısı eylemin politik niteliğinden çok katılımcılarının genel niteliği ile açıklanabilir. Yani 6 Kasım eylemleri, bırakalım öğrenciler nezdinde politik bir karşılık bulmayı, devletin kendisi açısından bile bir güvenlik sorununun ötesine geçememektedir. Gerçek saflaşma neyse gerçek politika da o saflaşmayı bir tarafa bükmeye çalışmaktır. Gerçek politik söylemden yoksun kalan bir radikalizm, küçük burjuva bir karakter kazanmaya çok müsaittir. Bu tehlike 6 Kasım eylemleri göz önüne alındığında güncel bir nitelik kazanıyor.

6 Kasım’da eylem yapmak bir görev midir?
Ülkenin herhangi bir köşesinde yapılan herhangi bir 6 Kasım eylemine katılmış fakat başka bir eyleme katılmayan tek bir öğrenci gösterilebilir mi? Bu sorunun yanıtı önemlidir çünkü buna verilecek bir evet yanıtı eylemlerin politik bir içeriği olduğunu da gösterecektir. Ancak gerçek, bu soruyu tartışmaya bile gerek bırakmıyor. Politik bir içerikten yoksun kalan bir 6 Kasım eylemi, devrimcilerin devrimciliklerinin ve kararlılıklarının sınandığı ve kimi anlayışlarca da yarıştırıldığı bir platform haline geliyor. Gerek eylem öncesinde yapılan tartışmalarda gerekse eylem sonrası değerlendirmelerde politika, son sıralarda bir gündem maddesi halinde kalıyor. Eylem öncesinde siyasetlerin “zaten anlaştığı” bir konu olan eylemin söylemi, değerlendirmelere konu bile olamıyor.

Her şeyi tadında bırakmak gerekir. 6 Kasım, arka planında yatan tüm gerçek sorunlara rağmen, her yıl belirli tarihlerde solun öğrencilere zorlayarak götürdüğü bir gündem haline çoktan geldi. Hal böyleyken, bu eylemlerde ısrar etmek bir geleneğin sürdürülmesinin dışında bir anlam ifade etmiyor. Gelenekler de bazen kopulması gereken şeylerdir. Her 6 Kasım’da eylem yapmak, devrimcilerin omuzlarına yüklenmiş bir görev değildir. Eğer YÖK ve üniversite gündemli bir çalışma planlanacaksa da bu kasım ayının 6’sında yapılmak zorunda değildir.{jcomments on}