Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Basında entelektüel damar var ama... Mekâna oturulunca çay içilecek!

 

K. Deniz Öğüt

Büyük keşif: Mahalle baskısı. Basın armadası: Ördeklerden bir filo, bir de kazdan amiral. Meme çatalı üzerinden laiklik savunuları. Kahvehane başka, söğüt gölgesi başka. Sahurda “parti” vermek bambaşka!

ahmet_hakanLafı icad eden Şerif Mardin, meşhur eden Ertuğrul Özkök: “Mahalle baskısı!” Takip etmeyenlere özet: AKP iktidarı dinsel gericilik pompalıyor ya; Doğan medyası da hem AKP’yi pohpohluyor hem “itidalli olun, dengeleri kollayın” diyor ya... Hürriyet yayın yönetmeni de bu kavramı diline doladı. Efendim, AKP’ye bir dediği yokmuş, demokrasi böyle bir şeymiş ama AKP’lilerin, şeriatçıların da dikkat etmesi; istemeden bile olsa kendileri gibi yaşamayan insanlar üzerinde psikolojik baskı tesis etmemesi gerekirmiş... Sorunu ramazanda dondurma yalayan çocuğa kötü kötü bakılmasına falan indirgeyen bir laf cambazlıkları dizisi.

Özkök bu raya girince, kendine benzer ne kadar kalem oynatıcı varsa kaptırdı; “mahalle baskısı” kavramını bir ucundan “irdeledi”. Yazılanların ürkütücü toplam büyüklüğüne bakan, toplumbilime veya felsefeye önemli bir katkı yapıldığını sanır. Oysa mürekkep israfına neden olan şeyler; “Batılı yaşam tarzı” erbabı tuzu haddinden fazla kuru zevatın -diyelim ki İstanbul yüksek sosyete batakhaneleri müdavimlerinin- “içkime bulaşacaklar, eteğimi kalçama kadar çekmeme karışacaklar” türü “endişe”leri.

Dinsel gericiliğin tarihsel, siyasal, ideolojik tahliliyle falan uğraştıkları yok. O sulara “kurulan tezgah bozulur” diye, kurcalamak istemeyeceklerinden girmezler. Önemli bir kısmı da düpedüz cahil olduğu için öylesi konulardan anlamaz. Efendim; bunlar takıldı Özkök’ün peşine, “Geçen gün Fatih Çarşamba’dan geçtim; mememin çatalına tuhaf tuhaf baktılar” türü yazılar döktürüp durdular.
Şeriatçılar durur mu? Tartışma aranmakla bulunmaz bir zemine çekilmiş, babanın oğluna yapmayacağı iyiliği “entel amiral” ve lafa koşulanlar yapmakta; onlar da geliştirerek destek verdi fikri buluşa. Destek: Evet mahalle baskısı var. Katkı: Biz de sizin Lailalara falan başörtülü, şalvarlı gittiğimizde tuhaf bakışlara maruz kalıyoruz. Bu çerçevede iki taraf da haklı duruyor. Evet; ötede öyle olur, beride böyle olur. Konu artık olgunlaşmış, birikimi elveren birinin iki tarafın söylediklerini toparlayıp tahlili bir üst düzeye çıkarmasına kalmıştı.

Hürriyet’ten Ahmet Hakan vazifeye talip oldu!
Sevinilebilirdi: Hem bu işin yapılması gerekiyordu hem şeriatçı geçmişini liberal bugünüyle harmanlayan Ahmet Hakan işe uygun adamdı. O da görevden kaçmadı. Konuya giriş yazısında verdiği ilk örnek o kadar talihsiz olmasaydı, mutlaka daha iyi olacaktı. “Bir o taraftan, bir bu taraftan örnekler” diye özetlenebilecek “Nişantaşı’ndaki mahalle baskısı” başlıklı yazısında şöyle serzendi: “Diyelim ki semtinizdeki uğrak yeriniz olan ‘The House Cafe’nin, sosyalleşmeyi teşvik eden büyük masasında gazetelerinize gömülmüş oturmaktasınız... Cici garson kızlardan biri, “Ne alırsınız?” diye size menüyü uzatmış. Siz ise ‘Bir şey almayacağım... Bugün niyetliyim de...’ diye bir yanıt veriyorsunuz... İşte o anda büyük masada oturanların yüzlerinde oluşan hayal kırıklığını asla hafife almayın... O hırçın, küçümser ve pozitivist bakışlar, üzerinizde küçümsenmeyecek denli bir baskıya yol açacaktır.”

Son umut kırıntılarımı o an yitirdim. Türk basınının bu kuşağı “mahalle baskısı” tahlilini toparlayamayacak. E be kardeşim Ahmet Hakan; Nişantaşı’nda para kazanmak için açılan bir mekana gitmişsin. Garsona “niyetliyim” demenin abes olduğunu sana ben mi anlatmalıyım? Nişantaşı müteşebbisini koruyor değilim ama orası söğüt gölgesi mi? İlkgençlik yıllarımızda, İzmir Basmane’de kahvelerde sabahlamak zorunda kaldığımız geceler olurdu. Sürekli çay ve ayran servisi yaparlardı. Bir tür işgaliye. Biz de “niyetliyiz” mi deseydik yani? Kapı dışarı edilince de “mahalle baskısı” diye mi bağırsaydık?

Zaten Ahmet Hakan da vazgeçti sonra tahlili toparlamaktan. Nişantaşı ona öyle davranınca o da kahretti. Gitmiş “eski mahalle”deki bir “sahur partisi”ne. Tophane tarafına. Fehmi Koru, Nuray Mert, Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Kekeç... Star’dan, Fox TV’den, Yeni Şafak’tan yöneticiler... Herkes oradaymış. Yemiş içmiş, terennüm etmişler! İyi ya Ahmet Hakan, sana mekân mı yok! Niye “Ah ulan Nişantaşı...” gibi ağlamaklı cümleler kurup, yüreğimizi parçalıyorsun?{jcomments on}